II. MUHTEVA
1. Aşk ve Sevgili
Muhteva yoğunluğu bakımından aşk ve sevgiliyle ilgili
şiirler birinci sırada yer almaktadır. 335 şiirin 99'unda bu temaya yer
verilmiştir.
Söz konusu şiirlerde aşk; vaat, sadakat, sabır, talih,
güzellik, tutkunluk, coşku, heyecan,
zenginlik, fakirlik, çekingenlik, vefasızlık, çaresizlik, ıstırap,
dert, derman, ayrılık, kaygı, yalnızlık
ve ihtiyarlıkla birlikte işlenmiştir. Bu şiirlerde sevgili; ak ağaç, alev, av,
ay, beyaz deve, buz parçası, ceylan, dutarın teli, elma, gül, güneş, ışık, kar,
melek, nar, ördek ve periye; sevgilinin saçı, akar su, dalga, gece, girdap,
sarmaşık ve tuzağa; sesi, kadife, şırıldayan su ve türküye; yanağı, hurma ve
nara; kaşı, kaleme; büyülü bakışı, tuzağa; boyu, serviye; gerdanı, kara;
elleri, güze; yüzü, güle; gözüyse, kara eriğe benzetilmiştir. Teşbih sanatının
kullanıldığı diğer şiirlerde şair ve sevgilisi, kış güneşi ve dutarın çifte
teline; şairin kendisi avcı, kuş, yetim ve solgun çöl otuna; yüreği, deftere;
gömleği, kanata; âşığın gönlü/kalbi ava; sevgi, ateş ve güneşe; şafak, sevgilinin baş örtüsüne; rüzgâr ve ak
çiçekli elma dalı, sevgiliye; göl, çakır göze; gençlik, şahine; arzu, kuşa;
ayrılık, siyah fırtınalı dalgaya; güzellik ise, ateşli ilham kaynağına
benzetilmiştir.
Aşk şiirlerinde bazı semboller de kullanılmıştır.
Bulut, sıkıntıyı; açık hava, mutluluğu; güz, kederi; bahar, coşkuyu; turnaysa,
ayrılığı sembolize etmektedir.
Sevgilinin, en çok gözü ve saçı üzerinde durulmuştur.
Göz ve saç, estetik açıdan onun güzelliğini tamamlayan iki unsurdur. Özellikle
aşkın tabiatla bütünleştirildiği şiirlerde bir tablolaştırma ve resmetme
eğilimi görülmektedir.
Karşılıksız Aşk:
Atacanov, bazı şiirlerde karşılıksız aşka yer verir. "Goñşı Gıız
(158)"da gençlik, çabuk geçmesi bakımından şahine benzetilir. Sevgili, gençliğin çok çabuk geçtiğini bilmeli
ve âşıktan kaçmamalıdır:
Laaçın dek uçar yaaşlık,
Sövdüğin seçer yaaşlık,
Gaçma,
gözel,
Gaçma, gel!
Bizdenem geçer
yaaşlık.
(158/3)
"Bolmaz Oğlan (48)"daysa şair, çabuk geçmesi
yönünden hayatı güle benzetir. Aynı şiirde öfke de bir elbiseye benzetilir:
"Gaçma menden, toy tutalı yaaz bilen,
Gül ömrümiz geçsin aydım saaz bilen,
Ah, näädeyin,
dile düşmez gıız bilen?"
Diysem, yene
Gazap doonun
geyyäärsiñ.
Başıñ yaykaap:
- Bolmaz,
oğlan diyyäärsiñ.
Sözle, caanım,
sözle niçik söyyäärsiñ?
(48/3)
Çok güzel ve
zarif bir çiçek olan gül, çabuk solmaktadır. İnsan ömrü de çabuk geçtiği için
güle benzetilir. Klâsik şiirimizde daha çok âşığın tez geçen ömrü, güle
benzetilmiştir. Şair, hayatın özü böyle olduğu için sevgilisinin kaçmamasını
ister. Ancak o, "gazap elbisesi"ni giyer. Sevgilinin gazap elbisesini
giymesi, güzel bir modern benzetme örneğidir. Elbise, insanın vücudunu örter.
Sevgili, öylesine öfkelenmiştir ki, bütün vücudunu öfke kaplamıştır. Onun
neresine bakılırsa bakılsın kızgın olduğu farkedilmektedir. Şairin, sevgiliye
kaçmamasını söylemesi boşunadır. Ay parçasına benzeyen sevgili, derdini bir
türlü anlamaz. Oysa kalbi ona adanmış türkülerle doludur:
Sen neneñsi dääli gıız,
Aay parçası
yaalı gıız,
Aaşık kalbım
aadıña
Aydımlardan doolı,
gıız.
Hiy, seniñ doñ
yüreğiñ
Duymaz mı buu
haalı, gıız?!
(158/4)
Klâsik şiirimizde de sevgili aya benzetilir. Bu
benzetme, daha çok parlaklık yönündendir.
Geceye bambaşka bir güzellik katan ay, her gece
görünmez, bir yerde durmaz, uzaktan seyredilir, karanlığı aydınlatır. Ancak
zaman zaman anlaşılmaz tavırlar sergiler. "Sen Aayı Övyäärsiñ
(135)"de ay; böbürlenmekte, gülmekte, surat asmakta ve yavaşça hareket
etmektedir. Ayı övüp duran sevgili de benzer tavırlar içindedir. Sanki onunla
anlaşmış gibidir:
Sen aaya bakyaarsıñ,
Aayı
övyäärsiñ.
Aay bolsa
taarııpa övrenşen gözel,
Aydım,
Alkış baarın
eşdipdir ozal.
Gedemsirääp,
Gülümsirääp,
Sülmürääp,
Göökden gaayıp
baryaar ävmezlik bilen.
Belki,
Buu haalıma
gülyäändir o daa?
Belki,
Onuñ bilen
dilleşensiñ sen?
(135/1)
"Gözleriñ Gülse de (166)" adlı şiirde
sevgilinin yüzü, ansızın buluttan çıkan ay gibi buruşur:
Birden-ää bulutdan çıkan aay yaalı,
Birdenem yene de gaamaşyaar yüzüñ.
Gıcakda
naalayaan heserli mukaam
Kööne
derdimizi goozğayaar biziñ.
(166/2)
Sevgili aya benzediği gibi, ay da sevgiliye
benzemektedir. Şair, çatlasa da gülse de sevgili aldırmaz. Güzelliğini göstererek
yüzüp gider ve ırmakta dağılan saçını tarar. Işık saçtığı hâlde şairi ısıtmaz.
O, nasıl olsun da sevgiliyi bu periye benzetmesin:
Aayam saña meñzeş:
Gıyılsam,
Gülsem,
Parhı yook oñ
üçiin,
Ol yüzüp
baryaa.
Görküni
güceñlääp periişde peyker,
Deryaada
yaayılan saçını daryaa,
Nuur saçsa
daa,
Yılıdanook aay
meni...
Neneñ
meñzetmääyin şol perää seni?
(135/2)
"Köönelmeyään Aydım (242)"da şair,
akşamleyin aya ve çaya bakar. Her ikisinde de sevgiliyi görür. Ancak sevgili
sesine karşılık vermez:
Ağşam çaağında
aaya bakdım men.
Daağ deresinde çaaya bakdım men.
Aayda daa
gördüm seni.
Çaayda daa gördüm seni.
Sesime ses bermediñ,
Yalınsız yakdıñ meni.
(242/2)
Sevgili aya benzediği için şair, aya bakınca onu
görür. İki dağ arasından baktığı zaman da çayda sevgili görünmektedir. Çünkü
ay, suyun içine aksetmiş durumdadır.
Bazen sevgili, aydan daha güzel ve ondan parlaktır. Bu sebeple
"Görüşmääğe Gelseñ Suray (30)"da şair, sevgilisinin görüşmeye aysız
gecelerde gelmesini ister. Çünkü sevgilinin yüzü o kadar parlaktır ki; kendini
çok parlak sanan ay, onu görünce utanıp yüzünü kapatacak, kıskanacak,
öfkelenecek ve bu geniş dünyayı aysız bırakıp bulutlara batıp gidecektir:
Görüşmääğe gelseñ, Suray,
Gelğin aaysız
giicelerde.
Yoğsa yüzüñ
görer de aay,
Ööz yüzüne
çeker perde.
Cemaalıñ
utandıır onı,
Gaabanar ol,
gahar eder.
Aaysız goyup
giiñ cahanı,
Bulutlara
batar gider.
(30/1-2)
Sevgilinin niçin gece gelmesi gerektiği güzel bir
sebebe dayandırıldığı için şiirde hüsn-i ta`lil sanatı vardır. "Aaylı
Ağşam (165)"da, akşamleyin gök yüzünde ayı gören şairin derdi kaybolur.
Çünkü sevgilisi ona benzemektedir:
Aala yaazım,
Aydım saazım,
Alkış etsin
ovaazım!
Aaylı ağşam
Aayı gördüm,
Gaayıp boldı
buu derdim.
(165/1)
"Suurat (265)"ta şair, sorularına cevap
alamaz. Sevgili, yüzünü kaldırıp bakmaz. Dudağında ateş vardır. Kaleme benzeyen
kaşlarını çatmıştır. Kumral saçının dalgası, yüzünün yarısını örtmüştür:
Yene coğaap bermediñ,
Galdırmadıñ
yüzüñi.
Çıtıldı galam
gaaşlar,
Oot gördüm
doodağıñda.
Yapdı yüzüñ yaarsını
Mele saçıñ tolkunı.
...
(265)
Şiirde, sevgilinin yüzünün kızgınlık anında aldığı
şekil, çok güzel tasvir edilmiştir. Kaş, şekli yönünden kaleme benzetilmektedir.
Dudak, estetik açıdan sevgilinin güzelliğini tamamlayan unsurlardan biridir.
Ancak bazen dudakta ateş de bulunabilir. Ateş, sevgilinin kızgınlığından
mecazdır. Onun saçlarının, yüzünün yarısını örtmesi de ilginçtir. Sevgilinin
yüzü hep aya benzetildiği için bu tablo, ay tutulmasını hatıra getirmektedir.
Klâsik şiirimizde de zaman zaman kaş, kaleme
benzetilir; sevgilinin dudağında ateş bulunur; onun geceye benzeyen saçları,
ayı andıran yüzünü örter. Eğer yüzünün yarısı örtülmüşse bu bir ay tutulması
olarak telâkki edilir.
"Yoolda
(267)" adlı şiirde Atacanov, sevgilisinin kara gözünde mutluluğunu görmek
ister. Uykusunu kaçıran duyguyla ilgili ona bir şeyler söylemeye niyetlenir:
Men gara
gözüñde ööz şaatlığımı,
Ööz bağtımı
göresim gelyäär.
Uukıımı oğurlaan duyğı hakında
Utansam daa,
Aydıp beresim gelyäär.
(267/1)
Bulut bürüse de gök yüzünü, şair, ayı kucaklayıp gider
ve onu başkasından kıskanır. Ayın, kendine söylenen tatlı sözlerden çok uzakta
olduğunun da farkındadır:
...............................
Bulut bürese de asmaanı hääzir,
Men gidip
baryaarın gucaklaap aayı.
Men gidip
baryaarın gucaklaap aayı,
Men onı
gaabanyaan gayrı gözlerden.
Aay bolsa,
aañyaarın, örään uzakda
Öözüne
aydılyaan süyci sözlerden...
(267/3-4)
Atacanov, şiirlerinde "bulut"u çok defa bir
sıkıntının, çetin bir meselenin sembolü
olarak kullanır. Aşk şiirlerindeyse bulut, daha ziyade âşıkla sevgilisi
arasında beliren sıkıntıyı, kederi temsil eder. Klâsik şiirimizde de bulut
(ebr), âşığın kederini sembolize etmektedir.
Şiirde "ay" kelimeleri, öyle ustaca kullanılmıştır ki;
hangisiyle şairin gerçek ayı, hangisiyle sevgiliyi kastettiği tam olarak
sezilememektedir. Bu özleşme, Atacanov'un şiirlerinde görülen bir üslûp
özelliğidir. Şair, sevgilisinden
karşılık beklerken o, yere bakıp gülmüş ve arzu kuşunun kanatlarının kırılmasına
sebep omuştur:
Vah, sen yere bakıp, gülyääsiñ yene,
Gırılyaar
gaanatı arzuv guşunıñ.
Hääzir maanısı
yook seniñ yaanıñda
Bolanda daa
müñlääp baatır goşunıñ.
(267/6)
Arzu, bir kuşa benzetilmiştir. Aynı şiirde sevgili,
bahar çiçeğine benzetilir:
Sen meniñ gövnüme değmecek bolup,
Assa basıp,
Edaa bilen
gülyääsiñ...
Yaşırma daa,
Yañzıt maña,
yaaz güli,
Hıyaalıñda sen
kim bilen gelyääsiñ?
(267/7)
Atacanov, şiirlerinde bazen sevgilinin güzelliğini
tamamlayan bir unsur olarak güle/çiçeğe yer verir, bazen de sevgiliyi bunlara
benzetir. Özellikle zarif ve narin olan sevgili, bu özellikleriyle güle
benzemektedir. Ayrıca onun yüzü, yanağı da renk ve görünüşüyle güle benzer.
Şairi kırmamaya çalışan, yere yavaşça basan ve naz ile
gülen sevgilinin "bahar çiçeği" olarak nitelendirilmesi şiire ayrı
bir güzellik katmaktadır. Bahar mevsiminde çiçekler taptazedir. Bu mevsimde
kışın sıkıntıları unutulur. Tabiat, büyük bir dirilişi yaşar. İnsanlar
mutludur. "Bahar çiçeği", şairi, iç dünyasının kışından kurtaracak
özelliğe sahiptir. Ancak onu koklayamayan şair, hâlâ kışı yaşamaktadır.
"Gel Cennete Gaçalı (268)"da şair, sevgilisine, birlikte cennete
gitmeyi teklif eder. Eğer kabul ederse ak buluttan yaptığı yelken hazırdır.
Ayrıca gök kuşağından yastık yapacak, gülden ayakkabı dikecek, yeşil servili
dağlara alıp gidecek, dalgalı denizlere onunla resim çizecektir. Sevgilisi,
bulutun yelken gibi taşıyamayacağını söyler; gülün dikeni, dağın tepesi
olduğunu belirtir. Deniz zaten uzaktadır. Şair, duyduğu sevginin karşılığını
bulamaz:
...
- Aakca
bulutdan yasaan yelkenim taayın.
- Götermez
bulut.
...
- Yassık edeyin saña äälemğoşardan.
- Yiter ol
basım.
...
- Men mahmalı bääğülden kövüş edeyin!
- Tikeni baardır.
- Göök servili daağlara alıp gideyin.
- Depesi
baardır.
...
- Tolkunlı deñizlere suurat çekeli.
- Deñiz örään
daş.
...
(268)
Şiirde nezaket ve zerafetin sembolü olan
"gül"den ayakkabı, gök kuşağı nakışındansa yastık yapma isteği;
şairin sevgilisine verdiği değeri göstermektedir. Yedi temel rengi içinde
bulunduran gök kuşağı, güzel desenli bir kumaşa benzetilmiştir. Türkmen
hanımlarının elbiseleri gerçekten gök kuşağına benzemektedir. Bu da yeni bir
teşbih örneğidir. Atacanov'un denizi tual gibi değerlendirmesi, onun resim
sanatına yabancı olmadığını göstermektedir. Nitekim bazı şiirlerini okuyunca
gözümüzün önünde zengin bir tablo canlanmaktadır. Özellikle aşk ve tabiatla
ilgili şiirlerinde söz konusu özellik dikkati çekmektedir. "Açılanda Alça Güli (70)"nde şair,
sevgiliyi gül içinde görür. Güneş onun güzelliğine imrenmektedir. Şair de
sevgiliye gıptayla bakar. Ancak o, görmezden gelir:
Gül içinde gördüm seni,
Husnuñ hayraan etdi güni,
Sen görmedik
bolduñ meni
Açılanda alça
güli.
(70/2)
Gül veya çiçeğin, estetik açıdan sevgiliyi tamamlayan
bir unsur olduğunu yukarıda belirtmiştik. Şiirde sevgilinin güzelliği,
mübalağa sanatı kullanılarak dile getirilmiştir. Güneşin bile hayran olduğu
sevgili, elbette âşığa yüz vermeyecektir.
"Gördüm (45)"de sevgili, şaire göz ucuyla
bakar ve geçip gider:
...
Düynki deyin yene gaabak astından
Maña nääzli
nazar salanda gördüm.
Vah, näädeyin,
gaydıp gözün galdırmaan,
İntizaar yüreğmi dilende gördüm.
...
(45)
"Golı Kitaaplı Gııza (98)"da şair, gökteki
yıldızlara bile uzanabilen sevgilinin
yerdeki âhı işitmemesinden yakınır:
Göökde yıldız gapıp, sonaam,
Eşitmediñ
yerde zaarı.
Birce pursat
tapıp, sonaam,
Kitaabıñı
yapıp, sonaam,
Birce gezek
bääri baksañ,
Belli bolar
baada baarı.
(98/4)
Böyle yapmakla aslında sevgili, kendine göre haklıdır.
Çünkü âşığın çırpınması, ruhunu okşamakta ve ona ayrı bir haz vermektedir.
Ayrıca bu şiirde sevgili, ördeğe benzetilir. Sevgilinin ördeğe benzetilmesi,
halk şiirimizde yaygındır.
"Eşidilmeyään Ovaazım (276)"da sevgili,
parıldayan gözleriyle pencerede görünse
de şairden tarafa dönüp bakmaz. Saçı, su gibi dalgalanıp akmaktadır:
Balkıldayaan gözleri
Pencireden
bakıp duur.
Tolkuna döönen
saçı
Edaa bilen
akıp duur.
Ah, näädeyin, o gözler
Maña bakaan
bakmayaar.
Belki, meniñ
aydımım
Yüreğine
akmayaar.
(276/8-9)
Göz, en çok anılan güzellik unsurlarından biridir.
Sevgiliye ait olan bütün özellikleri üzerinde taşır. Baygın ve öfkelidir. Büyüler, etkiler, güler, alay
eder, nazlanır. Bu sebeple şair, ilk olarak sevgilinin gözüne bakmaktadır.
Ancak sevgili görmezden gelir.
Saç motifi de aşk şiirlerinde çok kullanılan güzellik
unsurlarındandır. Şiirde sevgilinin saçı dalgalanmakta ve akmaktadır.
"Dalgalanmak" ve "akmak" suya ait fiillerdir. Kıvrım kıvrım
olan saç, şekli ve hareketiyle akar suya benzetilmiştir. Bu, modern bir benzetmedir. Klâsik
şiirimizde, kıvrımları dolayısıyla saçın yola benzetilmesi, buna yakın bir
teşbih örneğidir. "Aaşık Men
(281)"de de saç motifine yer verilir. Serin sahra rüzgârı sevgilinin
zülfünü okşayınca şair, eski bir melodiyi mırıldanır: "Aaşık men"
(âşığım). Bu, şairin dilinde bir türküdür. Belki bir gün sevgili işitir diye
onu söyleyip durur. Ancak sevgili, onun türküsünü işitmediği gibi zayıflayan
iradesini zülfünün teline sarar:
Serğin sähraa şemaalı
Sııpaladı zülpüñi.
Gaytaladım
yene men
Şol kööne,
gamlı heñi:
Aaşık men,
Aaşık men,
Aaşık eziiz
aadıña.
Yalbaryaan,
Yandırma,
Yakma beyle
ooduña!
Sen bolsa
gülümsirääp,
Görmedik bolup
baryaañ.
Eciizleyään
erkimi
Zülpüñ taarına
saryaañ.
(281/2,4)
"Seyil Baağında (289)" adlı şiirde
sevgilinin saçı, dalga gibidir:
Tolkun yaalı
saçın daraap,
Birden
stadiona garaap,
Ümledi ol:
Dayav yiğit
Yörääp gelyäär
bize tarap.
(289/6)
"Gülaabı (60)"da sevgilinin dalgalanan saçı,
şairi bir sarmaşık gibi çepeçevre kuşatır:
Elinde de
altın reñk, altın reñk gülaabı...
Gürsüldedi,
Gürsüldedi
yürek küysääp coğaabı.
Gülaabıdan
reñk aldı tolkun atan saçı daa.
Lebaap yaalı,
soorup baryaar...
Çıdaap
bilşiñden çıda!
(60/3)
"Yaar
Yaarıñ Aaynası (49)"ndaysa sevgilinin saçı, boğucu dalgalara
benzetilir:
- Seret,
Yañaklarna
yalkım çaayılıp,
Sumbarıñ
naarını terk edip baryaa.
Aaynaa seret
diyyään,
Saçıñ
yaayılıp,
Tolkunları
meni gark edip baryaa.
(49/1)
"Kää
Ertiir Kää Ağşam Men (57)"de şair, sevgilinin gözlerini izler. Ama o, bir
kerecik dönüp bakmaz. Büyüleyici nazıyla şairin kalbine tuzak kurmuştur:
Gövnüm üçiin, kääte sen
Bakmayaañ
birce gezek.
Caadılı nääziñ
bilen
Kalbıma gurduñ
duzak.
Hoorlayaañ
beyle uzak.
(57/4)
Klâsik şiirimizde sevgili, saçlarıyla âşığın gönül
kuşuna tuzak kurar. Saçlar tuzağa, gönül kuşuysa ava benzetilir. Yukarıdaki
örnekteyse büyüleyici bakış tuzağa, âşığın kalbi ava benzetilmiştir. Klâsik
benzetmeyle aralarında yakınlık bulunmakla birlikte bu, yeni bir benzetmedir.
"Gözellik Kaanuunı (287)"ndaysa, saç ve
gönül arasındaki ilişki, klâsik teşbih aracılığıyla verilmiştir. Kara
gözleriyle süzgün bakan sevgilinin saçları şairin gönlünü tuzağına düşürür:
Neneñ goşğı yazılmasın buu mahal?
Gara gözler
gıya bakdı, garadı.
Gara zülpüñ
goşa taarı gövnümi
Tilsim bilen
halkasına saradı.
(287/1)
"Sedaasız Söyği (193)"de, şairle sevgilisi
birbirine bakışsa da ağızlarından tek kelime çıkmaz. Bu hâlleriyle her ikisi de
ışığını kıskanan kış güneşine benzerler:
Senem seredyäärsiñ maña.
Menem
seredyäärin saña.
Belki, gara
giiceler de
Şeydip garaşyaandır
daña.
Yeke söz
aydañook senem.
Yeke söz
aydamook menem.
Belki, şeydip şöhlesini
Gaabanyaandır
gışda günem.
(193/2-3)
"Elegiya
(273)"da şairin derdini taşlar
duymuş, ırmak bilmiş; ancak sevgili bir türlü anlayamamıştır. Acaba bu
bulanık gök yüzü ne zaman durulacaktır:
Gara geyen göök yüzi haçan durlanar?
Bizi bile
görmedi geçen durnalar.
Derdimi
daaşlar duydı,
Deryaa bildi,
gıız.
Öözüme de,
saña daa haypım geldi, gıız.
(273/3)
"Soñlanmadık Saazım (111)"da sevgisi
karşılıksız kalan şair, âdeta kendini kaybeder:
Penceğimiñ iliğini yolanmı,
Aah çekenmi
duymaandırın öözümem.
Allaa bilyäär
näädip öye gelenim.
Gutarılmaan
gaalıberdi saazımam.
(111/5)
Sevgiliye Açılma ve Onunla Birlikte Olma Arzusu
Aşk şiirlerinin bir kısmında, sevgiliye açılma ve
onunla birlikte olma arzusu konu edilmiştir. "x x x (26)"te şair,
sevgilinin karşısından gitmemesini ister. Çünkü gözüne doya doya bakacak ve
gönlünün susuzluğunu giderecektir:
Hovlukma, hovlukma, nääzli dildaarım,
Caanıma caan
beryään göze bakayın.
Gitme sen
gaaşımdan, gövün mıdaarım,
Gözüñden
gövnümi suva yakayın,
Uyalma,
dööşüñe bääğül dakayın.
(26/1)
Aşığın, gönlünün susuzluğunu sevgilinin gözünden
gidermesi, orijinal bir imajdır.
"Aalöymääñ Uucunı Iıkcadıp Yele (31)"de
sevgilinin ışığı, şairin yaşadığı evi uzaktan aydınlatmaktadır. Kendisi bir
öğretmen olan servi boylu sevgili gözden kayboluncaya kadar şair onu izler.
Bir fırsatını bulsa öğrencisi olacak ve yürek defterini açıp meramını
anlatmaya çalışacaktır:
Esedyään aaynaamdan boynumı burup,
Öymüzi uzakdan bezeyäär nuuruñ.
Ähli äädimiñi saanayaan durup,
Gözümden
yitiinçää servi sudurıñ.
Menem yañadaan bir okuvçı bolup,
Otursamdım diyyään gara partada.
Yürek
depderimi elime alıp,
Görkezerdim
açıp goyup ortada.
(31/2,4)
Yukarıdaki ilk dörtlükte sevgilinin boyu, serviye
benzetilmiştir. Bu benzerlik daha çok uzunluk açısındandır. Sevgilinin
yürüyüşü ise, servinin rüzgârda hafiften salınmasına benzetilmektedir.
Klâsik şiirimizde bu benzetmeler
yaygındır. Birinci dörtlükte ayrıca sevgili, ışığa benzetilmiştir. İkinci
dörtlükteyse yürek, deftere benzetilir. Bu modern bir benzetmedir.
"Yağsana Yene de Yağsana Yağış (36)"ta Atacanov, yağmurlu bir günde
sevgilisiyle gezmeye çıkar. Sevgilisi, ansızın ıslak yüzünü iki defa öper ve
kaçıp gider. Şair, neye uğradığını şaşırır. Vücudu, yıldırım çarpmış gibi
titrer. O günden beri birlikte geziye çıktıklarında şair, aynı yağmurun tekrar
yağmasını istemektedir:
Birden ol bağrına basdı daa meni,
Ööl yüzümden
iki yoola oğşadı.
Yağış, men
unutdım, unutdım seni.
Yıldırım uran dek gövrääm gağşadı.
Duymadım, duymadım dääli çabğaanı.
Menem bir
oğşacak boldum cenaanı.
Armaan, ol,
armaan, ol gaçıpdır eyyääm,
Tağta
payapıldan geçipdir eyyääm...
Şondan bääri
bile seyle çıkamda,
Dileyään bir
çağba guysadı diyip!
Burum burum
bulutlara bakamda,
Eziizim
isleğmi duysadı diyip!
(36/3-4)
"Goşa Taar (182)"da şair ve sevgilisi,
dutarın çifte teline benzetilirler:
Diñle sen zaarımı,
Bir sözüm
baar:
Men seniñ
aaşığıñ,
Nääzeniin
yaar.
Şelpeli
duutaara,
Hoş dilli
duutaara
Biz goşa taar,
Biz goşa taar.
(182/1)
Dutar, iki telli bir Türkmen çalgısıdır. Teli olmazsa
bu çalgı bir şey ifade etmez. Şairle sevgilisi de böyle birlikte olmayınca
hayatın anlamı kalmayacaktır. Bir türlü sevgiliyle beraber olamayan şair, güzel
bir yolu seçmiştir. Dutarın bir teli sevgili, diğer teli de kendisi olunca onun
yanında bulunma fırsatını elde edecektir.
"Döörtlemeler Düvünçeği (316)"ndeyse bizzat
sevgilin kendisi dutarın teline beznetilir:
Duutaarımıñ taarı sen.
Alcak bolma
aarı sen.
Meniñ üçiin,
meleğim,
Buu äälemiñ
baarı sen.
(316/14)
Yukarıdaki dörtlükte sevgili aynı zamanda meleğe
benzetilmiştir. Nurdan yaratılan melekler günah işlemezler. İyi huylu, parlak
yüzlü sevgili de meleğe benzemektedir.
Aynı benzetme klâsik şiirimizde de kullanılmıştır.
Şiirde sevgili, ayrıca dağ başının karına ve güz
bahçesinin narına benzetilir:
Daağ başınıñ gaarı sen.
Güyz baağınıñ
naarı sen.
Dillensene,
dääli gıız,
Haysı yiğdiñ
yaarı sen?
(316/16)
Kar gibi beyaz ve temiz olan sevgili, bazen de onun
kadar soğuktur. O, şiirde dağ başının karına benzetilmiştir. Dağ başının karını
güneş biraz zor eritmektedir. Sevgiliye açılmak ve onunla birlikte olmak da böylesine
zordur. Ama ne olursa olsun sevgili, güz bahçesinin narı gibi olgun ve
tatlıdır. Yüzünün rengi dolayısıyla sevgili nara benzetilmektedir. Şiirin bir başka dörtlüğünde de sevgili kara
benzetilmektedir. Aynı zamanda o bir güneştir:
Yaap boyundan yaar gelyäär.
Yaa güneş, yaa gaar gelyäär.
Näämüçiin buu giiñ cahan
Buu gün bize
daar gelyäär.
(316/40)
Sevgilinin aynı anda hem kara hem de güneşe
benzetilmesi ilginçtir. İlk bakışta burada bir tezat var gibi görünüyor. Ancak
şairin çok güzel bir imaj ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Kar, sevgilinin
olumsuz tutumlarını; güneş ise olumlu yanlarını sembolize etmektedir. Şair,
sevgiliyi uzaktan gördüğü için onun hangi ruh hâliyle gelmekte olduğunu
bilememiş ve onu nefis bir mısra ile ifade etmiştir: "Yaa güneş, yaa gaar
gelyäär.". Aynı şiirde, "bahar rüzgârı" bir haberci olarak
değerlendirilir. Şair, onunla sevgiliye haber gönderir:
Göründi göök çeşmede
Gaayıp bolan
cemaalı.
Beyhuuş
bolanmı yaara
Yetirsin yaaz
şemaalı.
(316/30)
Klâsik şiirimizde de rüzgâr, âşık ve sevgili arasında
haber getirip götüren bir postacıdır. Ancak bu dörtlükte sevgili uzakta
değildir. Şair, gözüyle görmekte olduğu sevgilisine rüzgârla haber yollar.
Burada rüzgâr, sanki şairin âşık olduğunu duyuracak bir aracı gibidir. "Yaada Yazılan Giice (43)"de
benzetme sanatı yoğun bir şekilde kullanılarak geceye güzellik katan her
şey çok iyi tasvir edilmiştir. Şair,
uzaklarda gördüğü sıra dağları, uzun yoldan geldikleri için çökerek
yorgunluklarını gideren hörgüçlü develere benzetir. Bu dağlar aynı zamanda
yeşil bayırların yaslandığı birer yastıktır. Ayrıca dağlar, çölde çökmüş kartal
gibidirler. Sanki gece, bu dağları kara
bir kaygıya batırmıştır. Türlü çiçekler ve otlar, meydanı örten bir kadifeye
benzemektedirler. Gökten kayıp geçen bulutlar, eğilişerek aya naz ile selâm
verirler. Sevimli gece, yüksekçe bir yerde bulunan şairle sevgilisine yakın
dost olur. Aşağıda şehrin ışıkları yanar.
Şehir, çaylı kâseye; gök yüzüyse aylı kâseye benzemektedir. Akşam rüzgârı onlara türkü söyleyiverir. Ay,
sevgiliyi görünce biraz irkilir ve hemen bulutun arkasına gizlenir. Denize benzeyen
gök yüzünde yelken gibi yüzer... Gecenin bu güzellikleri içerisinde sevgiliyle
geçirilen dakikalar o kadar tatlı gelir ki, şair, vakte insaflı davranmasını ve
geçip gidivermemesini ister. Atacanov, bütün bunları âdeta bir ressam gibi tablolaştırarak nefis bir manzara çizmiştir.
Resmetme eğiliminin baskın olduğu şiirlere örnek olmak üzere "Yaada
Yazılan Giice"nin tamamını aşağıya alıyoruz:
İlerde bir süri örküçli düye
Uzak yooldan
gelip, oturan yaalı,
Otıır hatar
gurup, dumaanlı daağlar
Giice gara
gayğaa batıran yaalı.
Dilsiz düyeler
dek çöken daağları
Yassık
edinipdir yaaşıl bayırlar.
Meñzedi
meydaanı örten mahmala
Güläälek,
çiğillem, yuva, çayırlar.
Öözi alan
yaalı indi ömürlik
Gözellik
şaasınıñ ähli erkini,
Yeke yelken
bolup, yüzüp çıkdı aay,
Güceñledi bize
gözel görküni.
Aaya edaa
bilen tağzıım etdiler
Göökden gaayıp
geçen bulutlar müñzääp.
Dımma daağlar
bolsa miizemään otıır,
İndi çölde
çöken bürğüde meñzääp.
Yaaraan boldı
bize yakımlı giice.
Aşaakda
şäherde çıralar yandı.
Asmaana ışıklı
apbaası bolan
Yaldırak
yıldızlar yañı oyandı...
Yaaraan boldı bize yakımlı giice.
Aydım aydıp
berdi ağşam şemaalı.
Gördüñ mi, gülendaam, çekindi senden
Yere yağtı
salyaan aayıñ cemaalı.
Aay buluda giirdi, emmaa yene de
Bövüsdi
buludı, cııkladı garşı.
Şaalığını gatı
gaabandı senden,
Hayraan etdi
onuñ tolğunıp barşı.
Bulut tağzıım etdi keremli aaya,
Goca daağlar
bolsa miizemään otıır.
Biiri geçip
baryaan gedem gözellik,
Biiri ene Yere
yapışıp yatıır.
Daağ bolasım geldi birden buu giice.
Buu gözellik
bizden geçip gitmesin!
Meni mähir
bilen sııpalaap eliñ
Iızı ömür
baakı menden yitmesin!
Ses semir yook...Duurus diñe ikiimiz...
Aay asmaandan
usuul bilen garayaar.
Mahmal çiğne
yayraap giden saçıñı
Mekir şemaal
menden oğrıın darayaar.
Beyle pursat aaz bolyaandır ömürde.
Men, eziizim,
her sekunda şeyle şaat!
Edil eliñ
aayasında buu mahal
Işık baarı
övşün atyaan Aşğabat.
Tääsiin tääze
şähermiziñ övşüni!
Giice keşbi
çaaylı kääsää meñzedi.
Hääzir bize
gözi gidip, asmaandan
Şöhle saçyaan
aaylı kääsää meñzedi.
Ses semir
yook.Duurus diñe ikiimiz.
Minut bolsa açıp baryaa aaraanı...
Bir gezek bir
ınsaap et de, sen, vağt,
Bol arzılı
yürekleriñ yaaraanı!
Bol arzılı yürekleriñ yaaraanı!
Olar dünyää
iki gezek gelmeyäär...
Geçip baryaar
gaanat baağlaan minutlar.
Olar seniñ
armaanıñı bilmeyäär.
(43/1-14)
Atacanov'un bu şiirde kullandığı benzetmeler, orijinal
ve yeni benzetmelerdir. Yukarıda sözü
edilen tablolaştırma eğilimi, özellikle aşk ve tabiatla ilgili şiirlerde
görülmektedir.
"Gözüm Gözleriñe Düşende Veli (32)"de her
gidişinde sevgiliye açılmayı amaçlayan şair, gözlerine bakınca her şeyi unutuverir:
Gözüm gözleriñe düşende veli,
Yene
aydabilmään, yene yaydanyaan.
Soğrup zıñayın
mı men buu laal dili?
Öñküden de
beter ışkıña yanyaan.
(32/3)
"Ciğiñ Elinden Tutup (134)"ta şair, sürekli
kardeşiyle birlikte gezen kızın bir gün olsun bahçeden yalnız geçmesini ve parıldayan pınardan soğuk su içmesini arzu
eder. Tam o sırada bir fırsatını bulup derdini anlatacaktır:
Yeke yoola bir öözüñ
Buu baağdan
geçseñ diyyään.
Buldurayaan
bulakdan
Sovuk suv
içseñ diyyään.
Şonda, belki,
may tapıp,
Duydurardım
derdimi.
Yaa daa eceñ
ciğiñi
Saña sakçı
berdi mi?
(134/3-4)
"Aay Aaydıñlık Süyt Yaalı (35)"da Atacanov,
aylı bir gecede sevgilisiyle birlikte olmak ister. Ancak annesi, buna engel
olur. Şair, deli hayali yatıştırmakta güçlük çeker:
Aay aaydıñlık, süyt yaalı.
Yatmayaar
müñkür eneñ...
Men buu dääli
hıyaalı
Köşeşdireyin
neneñ?
(35/7)
"Yaadıñda mı Nurğözel (146)", "Gözel
Gülende (243)" ve
"Döörtlemeler Düvünçeği (298)" adlı şiirlerde de şair, aynı
şekilde sevgiliyle birlikte olma arzusunu işlemiştir.
Aşk ve Hasret
Bazı şiirlerde aşk, hasretle birlikte ele alınmıştır.
"Niirde Sen (138)"de Atacanov, özlediği sevgilisini ceylana benzetir.
Şiirde teşbihin yanı sıra tezat sanatı da kullanılmıştır. Sevgili, şairin hem
mutluluğu hem de gamıdır:
Gaydıp geldim ılğaap yören yooluña,
Aala gözli,
aak maralım, niirde sen?
Yaat yerlerde
yandım yördüm haalıña,
Görer mikääm
gara gözi indi men?
Başkı söyğiim,
Şaatlık,
Gayğıım,
Niirde sen?
Men
armaanlı,
Daat,
hicraanlı,
Köyen men.
(138/1)
Sevgili, gözlerinin güzelliği yönünden ceylana
benzetilmiştir. Bu benzetme, klâsik edebiyatımızda da vardır. "Gün Günorta
Çaağı (195)"nda, sevgilinin bulunduğu yere doğru kayıp giden beyaz
bulutlar, uçurtmaya ve kuğuya benzetilmiştir. Sürekli şekil değiştiren
hareketli bulutların çeşitli varlıklara benzemesi normaldir. Şairin iradesini
yitiren fırtınalı gönlü, bulutlarla birlikte sürüklenip gitmeyi arzular. Çünkü
sevgili, geniş sahranın çakır gözüne benzeyen gölün kıyısındadır. Şairin
hayali, sevgili için serin ve cömert bir bulut olup onu güneşten korur. Şiirde
ayrıca şair, avcıya; sevgiliyse ava benzetilmiştir. Atacanov'un bu şiirinde
de bir tablo canlılığı bulunmaktadır:
Aak bulutlar gaayıp baryaar baatbörek yaalı.
Aak bulutlar,
Bir seretseñ,
Meñzeyää guva.
Erkini elden
gideren göçğünli gövnüm:
"Bulutlara
goşul senem" diydi arzuva.
Giiñ sähraanıñ göök gözüne övrülen köölüñ
Yakasında
yaaşayaar bir garrı garavul.
Onuñ çola
çatmacığı çaağıryaa yene:
"Bağtıñ
mende.
Bağtıñ mende.
Baatırğay
sovul!"
Aak çatmaanıñ
ilersinde atız içinde
Bir gara gıız
güne yanıp,
Yığıp yöör
gaavun...
Güle aaşık,
Çöle aaşık
aavçı hıyaalı
Gözlemez mi
giice gündiiz arzılı aavun!
Serğin,
Sahıı bulut
bolup,
Saayavaan
bolup,
Saaya salyaar
gara gııza hääzir hıyaalım.
Gara gııza sovaal beryään uzak menzilden:
"Gorküyzede
baa mı yene şol içen çaalım?"
(195/1-4)
Tablolaştırma eğiliminin baskın olduğu şiirlerde,
tabiattan kesitler alınmakta ve benzetme sanatı fazla kullanılmaktadır. Daha
önce incelediğimiz "Yaada Yazılan Giice"de de bu şiirde olduğu gibi
tabiat canlı tasvirlerle verilmiş ve teşbihler sık kullanılmıştı.
Yine aynı şiirde âşık avcıya, sevgiliyse ava
benzetilmiştir. Benzer bir teşbih, klâsik şiirimizde de bulunmaktadır. Ancak
klâsik şiirde sevgili avcı, âşık avdır. Sevgilinin saçı kement, kirpikleri
oktur. O, bunlarla âşığı avlamaktadır.
"Çal Duutaarım (76)"daysa şair, kendisini
avcıya; sevgiliyi de ceylana benzetir:
Gözüm açıp, görenim ol,
Baarlığımı
berenim ol,
Aavçı bolup,
atabilmään,
Kovup yören
cerenim ol.
Çal,
duutaarım,
Çal,
duutaarım,
Yaar bolmasa,
yook mıdaarım.
(76/2)
"Beryoza (106)"da genç bir jeolog, çöle
diktiği ak ağacı uzaklarda bulunan çakır gözlü sevgilisine benzetir ve ona
duyduğu hasretle bu ağaca özenle bakar:
Diñleyäär yaaş
yiğit sırlı saazıñı,
Gelyäär göz
öñüne göök gözli gözel.
Beryoza,
Beryoza,
Aala beryoza,
Arzılı yüreğe
yazılan gazal.
Aylana aylana
Garağum Çölün,
Yene ol
yaanıña gelyää, beryoza.
Ol seni
getirdi,
Ekdi,
Ösdürdi.
Ol seni
meñzetdi göök gözli gııza.
(106/4-5)
Klâsik şiirimizde sevgilinin ak ağaca benzetildiği
görülmez. Bu yeni bir benzetmedir. "Sağımçı Gıız Säherğül (69)"de,
birbirine âşık olan iki gencin hasretine yer verilir. Rüzgâr, sevgiliye âşıktan
selâm getirir; âşık, yıldızlardan sevgiliyi sorar:
...
Arzuv guşun uçuran,
Yeñilcek yüpek
doonlı,
Eli aakca
bidonlı
Sağımçı gıız
dem alyaar säher serğin hovaadan.
Saağat salaam
getiryäär mähribaan Moskvadan...
Bir lebaaplı
yiğidem şol saağadı gooraap duur.
Säherğüliñ
haalını yıldızlardan sooraap duur.
(69/3)
Klâsik şiirimizde rüzgâr habercidir. Ancak yıldızlar
için böyle bir şey söz konusu değildir. Bu şiirdeyse yıldızlar da aynı görevi
yapıyor gibidirler. Şiirde ayrıca arzu,
bir kuşa benzetilmiştir. Arzu da kuş gibi sürekli hareket hâlindedir. O da
zaman zaman havalanır. "Şondan Bääri (34)"de şair, okumak için
Moskova'ya giden sevgilisini anar ve onu hayal eder:
Yaadıñda mı, maralım,
Şol gayğılı
giicäämiz?
Herimizi bir
yaana çekdi bağt biicäämiz...
Yaaşıl vagon
yaanında boynuñı burup durduñ,
Eliñdääki aak
gülüñ şelpesin gırıp durduñ.
Gitdiñ ılım
oocağna,
Gitdiñ
Moskvaa, caanım,
Yaadıñda mı
vagonıñ yaanı bilen ılğaanım?
Gol gaalğadıp
ıızıñda gaaldım men yetiim yaalı.
Şondan bääri
çaağıryaan:
"Gel,
ömrümiñ ıkbaalı!"
...
(34/1)
Sevgilisinden uzakta yalnız ve kimsesiz kalan şair,
kendisini yetime benzetmektedir.
"Sudur (272)"da Atacanov, uzaklarda bulunan
sevgilisinin eşyalarından onun kokusunu alır, nefesini duyar:
Men bolsa buu
çola taamda
Stoldan,
Boş stuldan,
iilençekden, eziizim,
Señ ıısıñı
alyaan,
Demiñi
duyyaan...
Ööz sesimi eşidyäärin
bir öözüm.
(272/3)
"Gursağımda Gaalan Şert (296)"te şair,
sevgilisiyle geçirdiği güzel günleri anarak ona mektup yazar ve hasretini
gidermeye çalışır. Halı dokuyan sevgilisinin tarağının sesi, uzaktan kulağına
gelir. Belki de bu ses, tarak sesi değil; yürek sesidir:
Murğap yakasından yazyaan hatımı.
Aşğabatlı
gııza kään salaam bolsun!
İndi men
açayın yürek gatını.
Golı baatlı
gııza kään salaam bolsun!
Duyğular yaarışyaar.
Yürek
yaarışyaar.
Eşidyään
uzakdan darak sesini.
Kääte
sayğaramook, sonaam, iidili:
Darak mı ol
yaa daa
Yürek sesi mi?
(296/1,7)
"Muslimat (79)"ta Atacanov, bir kızın
söylediği sırlı sözleri hiçbir zaman unutamaz ve onun Aşkabat'a gelmesini
bekler. "Seslen Sonaam (196)"daysa, sevgiliye duyduğu hasreti gazel
yazarak gidermeye çalışır.
Sevgilinin Büyüleyiciliği ve Ona Tutkunluk
Aşk şiirlerinin bazısında, sevgiliye olan tutkunluk
ve onun büyüleyiciliği konu edilmiştir. "x x x (24)"te âşığın
gözleri, gece gündüz ceylana benzeyen sevgiliyi aramaktadır. Yolda çiçek ve
yıldız görse ya da aya selâm verse; cadılı gözlerin nuru onu çağırmaktadır:
Eğer aaşık bolsañ bir maral gııza,
Gözüñ giice
gündiiz onı ağtaryaar.
Örään
uzaklarda bolsa daa öözi,
Cüp basıp,
goltukdan göterip baryaar.
Yoolda gül görseñem,
Yıldız
görseñem,
Caadılı
gözleriñ nuurı çaağıryaar.
Tääze doğan
aaya salaam berseñem,
Caadılı
gözleriñ nuurı çaağıryaar.
(24/1-2)
Sevgilinin, gözlerinin güzelliği bakımından ceylana
benzediğini ve bunun klâsik bir benzetme olduğunu daha önce belirtmiştik.
Çiçek ve yıldız gören âşığın sevgilinin gözünü hatırlaması ilginçtir. Yer
yüzüne çiçekler, gök yüzüne de
yıldızlar ayrı bir güzellik katmaktadırlar. Ayrıca bunlar, insanın dikkatini
çabuk çeken alımlı varlıklardır. Sevgilinin, âşığı en fazla etkileyen ve onun
dikkatini çeken yanı da gözleridir. Aya selâm verince onda sevgilinin gözünün
canlanması normaldir. Ay, sevgilinin yüzüdür. Göz ise, burada bulunmaktadır.
"Aydımçı Gııza (25)"da bülbül, güzel sesiyle herkesi büyüler. Ancak
sevgilinin sesini bir defa işiten bülbülü unutmaktadır:
Bilbil ovaazını övyää şaahıırlar.
Bilbil,
doğrudanam, caadığööy caadı.
Emmaa seni
birce gezek eşiden
Unudar ömürlik
bilbili zaadı.
Sen eneden alan ovaazıñ bilen
Daağlara
daaşlara caan beryääñ, Suray.
Seniñ
ovaazıñdan yağtılıp baryaar
Dile
düşünmeyään, doñ yürekli aay.
(25/1-2)
Anlayışsız, taş yürekli ay; dağlara taşlara can veren
sevgilinin sesiyle aydınlanmaktadır. Ayın aydınlanması, güzel bir sebebe bağlandığı için şiirde
hüsn-i ta`lil sanatı vardır.
"Arzılı Mııhmaan (33)"da, çöle gelen doktor
kızın güzel yüzüne bakarak kendinden geçen genç bir çobanın davranışlarına yer
verilmiştir:
Aak yektaaylı, aala gözli, alçak gıız
Yekään yekään
yürekleri diñleyää...
Çoluk otıır
oot başında yekedıız.
Çoluk beyle
gözelliği geñleyää.
Güymense de
gara gaazan daşında,
Hääli şindi
boynı bääriik burulyaa.
Buu gün beyik
bayram çopan goşunda,
Buu gün çöl
içinde cennet gurulyaa!
Kää ovsunıp,
kää galkınıp göök yalın,
Oot oğlanıñ
yüreğinde tutaşyaar.
Ataanlıkda
kööze çirkizyäär eliin,
Yene gözi
gözel gııza sataşyaar.
(33/2-4)
Şiirde, gencin yüreğinde beliren sevginin ateşe
benzetilmesi, bir somutlama örneğidir. Çünkü soyut olan "sevgi",
somut olan "ateş"e benzetilmiştir. Bir yanda gerçek ateşin de bulunması,
şiire ayrı bir güzellik katmaktadır. Kara kazanın altında yanmakta olan ateş,
kıza bakmaktan ne yaptığının farkında olmayan delikanlının elini yakar.
Dolayısıyla onun iki ateş arasında çektiği sıkıntı, şiirde güçlü bir şekilde
ifadesini bulmuştur. "Seniñ Barmaklarıñ (42)"da, sevgilinin
parmakları öylesine etkileyicidir ki, bunlarla şairin başını okşayınca
saçındaki beyazlıklar kaybolup gider:
Kösük kimiin barmaklarıñ saçımı
Gayğı bilen
gayta gayta daraanda,
Vağtından iir
aak görünen başımı
Sııpalaap sen,
sııpalaap sen, garaañda,
Saçım yene
garalandır öyütdim,
Barmakları
oğşaap, oğşaap, gayıtdım.
(42/2)
Kösük, kumda yetişen kökü havuca benzer bir bitkidir.
Şiirde sevgilinin parmakları buna benzetilmiştir. İnsan, başının okşanmasından
çok hoşlanır. Sevgili okşadığı zamansa duyulan haz bir kat daha artmaktadır. O
yüzden şair, psikolojik olarak beyaz saçlarının siyahlaştığını zanneder.
Gerçekte bu, sevgiliyle beraber olan şairin yaşadığı bir coşkunun, ruhunu ve
gönlünü tazelemesinden başka bir şey değildir. "Gara Gözli Gül Beden
(112)"de şair, sevgilinin gözüne bakar ve ondan ışık alır. Sevgilinin
biricik süzgün bakışı, şairin iradesini kaybetmesine sebep olur. Artık
dayanabilmek için sabır gerekmektedir. Çünkü kalp, at koşturmaya
başlamıştır:
Nazar düşse nazara,
Göz ışık alıberyää,
Gayraat gerek dözere,
Yürek at
salıberyää.
Yeñ yakamı
tiimaarlaap,
Çiğinlermi
galdıryaan.
Birce gıya
nazara
Ähli erki
aldıryaan.
(112/2-3)
Sevgilinin manalı yan bakışı, klâsik şiirde de çok
işlenmiştir. Bu bakışta binlerce anlam bulunmaktadır. Bu anlamları çözmekte
âşık güçlük çeker. Şiirde kalbin at koşturması, onun heyecan ve coşkudan dolayı
küt küt atmasıdır. Bu ses, atın yürürken çıkardığı sese benzemektedir.
"Sen. Sen. Sen... (241)"de şair, yakıcı
sıcakta susuzluk çekerek yürümekte; gömleği, terleyen tenine yapışmaktadır. Ne
bir damla su vardır ne de gölge. Tam o sırada serin bir çöl rüzgârı, şairin
yüzünü okşayarak gölemleğini kanata çevirir ve onu göklere uçurur. Bu serin
rüzgâr, sevgiliden başkası değildir:
Cokrama cövzaada tebsirääp baryaan.
Yalınlı epğek
de çääğe sovuryaar.
Köyneğim
yelmeşyää derlään tenime,
Ne bir damca suv baar,
Ne de saaya
baar.
Birdenem
sähraanıñ serğin şemaalı
Yelpeyäär
yüzümi periizaat yaalı.
Köyneğim
gaanata döönyäär de, uçyaan.
Asmaan
ääleminde yıldızlar açyaan.
Belentden
belende göterilyään men.
Şol caadılı
serğin şemaal
Sen. Sen.
Sen...
(241/2/1)
Şair, gömleğini kuş kanadına benzetir. Kendisi, bu
kanadı kullanarak bir kuş gibi gök yüzünde uçar. Ancak şairi uçuran gerçekte bu
kanat değil; onun gönlünü havalandıran sevgildir. Büyülü rüzgâr, sevgiliye
benzetilmiştir. Bütün bu benzetmeler yenidir. Aynı şiirde güneş elmaya, güzel
kokusu bütün evi kaplayan ak çiçekli elma dalıysa sevgiliye benzetilir:
Alma dek gün bilen görüşdi säher.
Gızğılt şahalarda guşlar sayradı.
Pencireden
giiren alma puudağnıñ
Gülleriniñ
ıısı öye yayradı.
Bahar
puudağını sııpaladım men.
Şol atırlı,
aakca puudak
Sen. Sen.
Sen...
(241/3/1)
Çiçekler, elma dalını bütünüyle kaplamış durumdadır.O
yüzden bembeyaz olan elma dalı, sevgiliye benzetilmektedir. Çünkü sevgili de
çiçek gibi beyaz ve nazenindir. "Saalğım (269)"da, kara taştan katı
olduğu bir anda sevgili kendisine bakınca şair ipek gibi yumuşar.O, çölün sararıp giden otuyken sevgilisi yüzüne
bakınca güneşi okşamıştır:
Men o günler gara daaşdan gatıdım.
Sen seretdiñ
Yüpek yaalı
yumşadım.
Men sähraanıñ
solup baryaan otudım,
Sen seretdiñ
Men güneşi
oğşadım.
(269/1)
"x x x (26)"te Atacanov, gönlünün
susuzluğunu sevgilinin gözünden gidermek istiyordu. Bu şiirde de benzer bir
imaj kullanılmıştır. Şair, kendisini solmak üzere olan bir ota benzetir.
Sevgili, bu ota bakınca gözünün suyuyla köklerini sulamış ve kendine gelen ot
sevincinden güneşi okşamıştır.
"Sen Hakdadır Eziizim (270)"de şair, hangi
konuda şiir yazarsa yazsın aslında bunların sevgiliyle ilgili olduğunu
belirtmiştir. Çünkü sevgili, dünya bahçesinin en tatlı narıdır:
Haar hakında yazsamam,
Sen hakdadır,
eziizim.
Nuur hakında
yazsamam,
Sen hakdadır,
eziizim.
Sebääp cahan baağınıñ
Senden süyci
naarı yook.
Buu gartaşan
günümiñ
Senden başğa
nuurı yook.
(270/5-6)
Şiirde dünya bir bahçeye, sevgiliyse nara
benzetilmiştir. "Gülüm Baar Gülzaarım Baar (110)" adlı şiirdeyse
sevgilinin kendisi değil, yanağı nara benzetilir:
Gülüm baar, gülzaarım baar,
Aal yañaklı
yaarım baar,
Aal yañağı
naar yaalı,
Aak alkımı
gaar yaalı,
Dünyää
gözelliğiniñ
Baarı şonda
baar yaalı.
(110/1)
Narla yanak arasındaki renk benzerliğiyle yapılan
teşbih, yeni bir teşbihtir. Çünkü klâsik şiirde yanak, kırmızılığı bakımından
gül, gül bahçesi, lâle ve lâle bahçesine benzetilmiştir. Şiirde ayrıca
sevgilinin gerdanı, beyazlığı bakımından kara benzetilir. "Irım (184)"da, sevgiliyi görünce
şairin işi rast gider ve sıkışan yüreği sakinleşir:
Men onı tanaamook, ol gıızam meni.
Yööne ırım edyään,
Yürek köşeşyäär:
Säher çaağı şol çıkaaysa öñümden,
Elmıdaama
iişim şovuna düşyäär.
(184/3)
"Ökceleriñ Tırkıldısı (238)"nda, sevgilinin
ökçesinin çıkardığı ses sürekli olarak şairin kulaklarına gelir:
Bütiin şäher yatanda daa,
Sesler uukaa batanda daa,
Yene dañlar
atanda daa,
Gulağıma geldi
durdı
Ökceleriñ
tırkıldısı.
(238/1)
Aşk ve Karışık Duygular
Bazı şiirlerde aşk, karışık duygularla birlikte
işlenmiştir. "x x x (74)"te şairin dünyasını dolduran sevgili, bazen
bir buz parçasına çevrilir. Sevgili
güler yüzlü olduğu zaman onun sesi, şaire kendi sesinden daha yakındır. Yüzünü
buruşturduğu zamansa dağdaki yankı kadar uzaktır:
Kääte yaartı sözüñ, yekece nääziñ
Dünyäämi
doolduryaar, guş bolup uçyaan.
Kääte de buuzlarıñ
bööleği öözüñ.
Başarsam,
basımraak yaanıñdan gaçyaan.
Kıın, buu
yağdayımdan baş çıkarmak kıın.
Düşünmedim,
düşünmeyään men muña.
Kääte seniñ
sesiñ sesimden yakıın,
Kääte de
övrülyäär daağdaakı yaña.
(74/2,4)
Duyduğu sevinçten dolayı ruhu yükselip uçacak gibi
olan şair, kendini bir kuşa benzetir. Şaire karşı soğuk davranan sevgiliyse bir
buz parçasına benzetilmiştir. Her iki teşbih de moderndir. "Pövrize Cülğesinde (155)" adlı
şiirde, yapraklarda beyaz inciler parıldayıp dururken şairle sevgilisinin
kaygısı bir azalır, bir çoğalır. Mercan damlalar hep birlikte yuvarlanarak taş
üstünden kayıp gitmektedirler.Ayrılık ve kavuşma duygusu birbiriyle iç
içedir.Şair, yağmurlu bir günde yaşanan karışık duyguları, tezatlar
aracılığıyla vermiştir:
...
Yaldıradı yapraklarda aakca hüncüler.
Bir köpeldi,
Bir aazaldı
gayğı, üncüler.
Toğalanşıp,
Taaydı mercen
damcalar daaşdan.
Hem tapışık,
Hem ayralık
Duyğusı
huuşda.
Gapma garşı
buu duyğular niçik ölçener?..
Bövürsleniñ
bövründe de busdı serçeler...
...
(155/1)
"Çatrıkda (271)" adlı şiirde keyifsiz
yağmur, yavaşça çiselemekte; dallar, ağır rüzgârda hışırdamaktadır. Geceleyin
sevgilinin yanından gelen şair, karışık duygularla dar bir sokakta
yürümektedir. Tezatlar içinde kıvranan şairin kalbi, hem coşkulu hem de kederlidir:
Tukaat yağış cıbaarlayaar siññitli.
Yuvaş yele
şığırdaşyaa şahalar.
Maşıın geçyää
kääte çala şıbırdaap.
Yoolağçı yook köçede buu mahallar.
Daar köçeden aalasarmık haalda men
Gaydıp gelyään
giice onuñ yaanından.
Hem heserli,
hem hesretli yüreğim,
Gövre cıdaa
düşen yaalı caanından.
(271/1-2)
Vakit olarak gecenin, mekân olarak da dar ve ıssız bir
sokağın seçilmesi; duyulan sıkıntıyı güçlü bir şekilde anlatabilme arzusundan
kaynaklanmaktadır.Atacanov, şiirlerinde yer yer dış dünya ile insanın ruh
hâlini bütünleştirmiştir. "Cepaa
bilen Sapaa (257)"da güzel bir meleğe âşık olmanın hem cefalı hem de
sefalı olduğu belirtilmiştir:
Vah, näädeyin, näädeyin,
Cepaa eken
caanıña
Bir ovadan
meleğe aaşık bolsañ alaaçsız!
Yook, şonda
daa, şonda daa sapaa eken caanıña
Hıyaalıñda
haalını oğşaap gaalsañ alaaçsız.
(257/3)
Şiirde sevgili, meleğe benzetilir.Bunun klâsik bir benzetme
olduğunu daha önce ifade etmiştik. "Pursatlık Duyğı hem Iğraarlı Söyği
(258)"de cilveli ve hoş sözlü sevgili, bir kararda durmamakta; bazen büyük
bir coşkuyla parlarken bazen sönüvermektedir:
Sende nääz kereşme, hoş sözem aaz dääl.
Eliñem,
diliñem caadılı çensiz.
Belki, sen
nääz üçiin dünyää gelensiñ.
Seyliñem
sapaası yook yaalı sensiz.
Yööne men şonda
daa çekinyään senden.
Sen bir yalın
yaalı, çaabıraap geçyääñ.
Bir pursatda
ençe övşün atyaañ daa,
Pursatlık
hıcuvda yaldıraap, öçyääñ.
(258/1-2)
Şiirde sevgili, aleve benzetilmiştir. Ayrıca onun bir
anlık coşkuyla parlayıp ardından sönüvermesinde tezat sanatı vardır.
Aşk ve Şiir
Bazı şiirlerde aşk ve şiir üzerinde durulmuştur. Aşk,
şiire güç veren önemli kaynaklardan biridir. Eğer kişi, sanatçı olabilecek
özellikte yaratılmışsa, aşk cevheri onun sanatını güçlendirmekte ve
olgunlaştırmaktadır. Atacanov da bu cevherden faydalanmış bir şahsiyettir.
"x x x (28)"te sevgilisi, artık kendisine şiir yazmadığını söyleyerek
şaire serzenişte bulunur. O da şiir yazmamakla aşkının eksilmediğini, aksine
daha da güçlendiğini belirtir:
- İiğenme, eziizim,
Gümaana gitme.
Gövnüñe
getirme sen beyle zaadı.
Kaağıza
yazardan güyçlendi indi,
Kaağızı
yandıryaar ışkımıñ oodı.
(28/1)
"Uzak Giice Söz Gözledim (260)"de şair,
sevgilinin gözlerini tasvir eden bir şiir yazmak ister. Ancak biricik yan
bakışta saygı, sevgi ve öfke gibi bin
bir duyguyla karşılaşır ve bunu başaramaz:
Bir bakışda,
Birce gıya
bakışda
Gadır,
Gazap
Hem çaakılık
oodı baar.
Bir bakışda,
Birce gıya
bakışda
Müñ duyğıınıñ,
Müñ ahvaalıñ
aadı baar.
Beyaan edip
bilmedim men oları.
Gayğaa batdım,
Gözlemäämi bes
edip...
İne hääzir dañ
yıldızın uğradyaan
Yaanımda yook
şol gözlere esedip.
(260/4-5)
"Yaadığäärlik (292)"te ise Atacanov, her gece düşünde
sevgiliye şiirler yazdığını, ancak sabah kalkar kalkmaz bunların hatırından
çıkıp gittiğini belirtir:
...
Günde giice,
Günde giice
goşğı yazyaan düyşümde.
Yazan goşğıım
yaatdan çıkyaar
İirden turan
baadıma,
Emmaa seniñ
aala gözüñ
Balkıldaap
duur gaaşımda.
(292)
Aşk ve Dert:
Bazı şiirlerde âşığın derdine yer verilmiştir. "Gelmediñ (73)"de,
periye benzeyen ve şairin derdinin Lokman'ı olan sevgili bir türlü gelmez:
Köp garaşdım.İntizaar men.
Bilmediñ buu derdimi.
Beyle dääldiñ, ey perii, sen,
Biiri sapak berdi mi?
Derdimiñ dermaanı sende,
Özğe lukmaan islemen.
Alkış edyään günde günde
Aadıña men, gül çemen.
(73/2,4)
Sevgilinin periye benzemesi, onun güzel ve alımlı
olmasındandır. Klâsik şiirimizde de bu teşbih çok kullanılmıştır. Şiirde
ayrıca hekimliğin piri ve sembolü olan Lokman Hekim'e telmih vardır. "Seni
Gözleyään (157)"de de aynı sanat kullanılmıştır:
Kääşğä
görmedik bolsam men aak maralı!
Näädeyin, vah,
Näädeyin,
Yürek yaralı.
Men
bilyään-le,
Ol gıızıñ öözi
lukmaanı.
Yaa gelsin de,
Gutarsın
Yaa alsın
caanı!..
Yene de sen
yook,
Yene de sen
yook,
Niirde sen,
niirde?
Niirde sen,
niirde?
(157/1)
"İndibiir
Aağlatma (183)"da, sevgilisinin büyülü bakışı yüzünden âdeta aklını
kaybeden ve Mecnun'a dönen şair, sevgilinin kendisine değer vermesini ve
derdine deva olmasını ister. Aksi hâlde ömür boyu bir divane gibi dolaşacaktır:
Men neneñ
bolmaayın Mecnun diivaana?
Caadılı
nazarıñ caan berdi caana.
Goy, maña
gülmesin deñim duuşlarım.
Gel, alma,
enaarım,
Goş meni
saana.
Göök diplom
aldık biz, geldik kemaala,
Biz basım
bolyaarıs yoola rovaana.
Sen eğer
söyğiime ses bermeseñ, yaar,
Men baakı
diivaana,
Baakı diivaana.
(183/3,5)
Şiirde sevgili elma ve nara benzetilmiştir. Ayrıca
Leylâ ve Mecnun hikâyesinin erkek kahramanına telmih vardır.
Aşk ve Ayrılık
Aşkın, ayrılık ve kavuşmayla birlikte işlendiği
şiirler de bulunmaktadır. "Taakatsız Seredyään Tanış Yoollara (23)"da
şair, dört gözle sevgilisini beklemektedir. İnsanlar, gelip geçmekte; ağaçlar,
yellere bir şeyler söyleyerek solan yapraklarını dökmektedirler. Ayazlı havanın
ağısı gevşemiştir. Kar, taranmış yün gibi tozutmaktadır. Yelli yağmurdan
gövdesi titreyerek durakta bekleyenler dağılmıştır. Şairse hâlâ beklemektedir.
Kar, üstünü basmıştır. Birden ala karın arasından sevgilisinin güzel yüzünü ve
gözünü görür. Sevgili, ona elini verince karlar eriyip gitmiştir:
Taakatsız seredyään tanış yoollara.
Aadam baarı dumlı duuşa geçip duur.
Ağaçlar daa
laak atışıp yellere,
Solan
yapraklarnıñ soñun seçip duur.
Ayazlı hovaanıñ aavusı govşaap,
Pişğe yaalı
gaar tozğalaap uğradı.
Iğallı şemaala
gövresi gağşaap,
Duralğada
duranlar daa darğadı.
Men bolsa heniizem duurun, heniizem,
Üstümi gaar
basyaar...Pikire gidyään.
Bir bukuraak
yere barayın diysem,
Görmezmikääñ
diyip äätiyaaç edyään.
Birden aala
gaarıñ aarası bilen
Gördüm
diidaarıñı, gördüm gözüñi.
Deñemen
gövheriñ paarası bilen,
Deñemen şekere
şirin sözüñi.
Deñemen.Dünyede
deñääre zaat yook...
El berdiñ
gaarlaram eredi gitdi.
"Duur
musıñ?" diyende yılğırıp çala,
Dünyääde
gözellik döredi gitdi.
(23/1-5)
Tablo
havasının hâkim olduğu şiirde, ağaçların yaprakları solgundur. Sevgiliden ayrı
olan âşığın yüzü de böyle sararır, solar. Yaprakların rüzgârda titremesi ve
dökülmesiyle ayrılık rüzgârının önünde sürüklenen âşığın trajedisi birbirine
benzemektedir. Klâsik şiirimizde, bunlar üzerinde çok durulmuştur.
Tozutan kar, yüne benzetilmiştir. Bu modern bir
benzetmedir. Karın, yün gibi dağılmasıyla sevgilisinden ayrı olan şairin
gönlünün perişanlığı ve dağınıklığı
arasında paralellikler bulunmaktadır. Şair, dağılan kar tanelerinde kendi ruh
hâlini görür. Sevdiğinden ayrı olan
şairin hüzünlü duyguları, dallardan ayrılan yapraklar ve tozutan kar taneleri
aracılığıyla verilmiştir. Sevgilisini
görür görmez şairin ruh hâli değişmiş ve elini tutunca karlar eriyip gitmiştir.
Sevgilinin sıcaklığından karların eriyip gitmesi güzel bir imajdır. Gerçekte
tabiattaki karlar olduğu gibi durmaktadır. Eriyen karlar, ayrılık yüzünden
şairin gönlünü örten karlardır. "Aalnıñ Açık Bolsun (59)"da
Atacanov'un, elinden köpüklü ayran içtiği ve benini öptüğü sevgilisi bir
başkasının olur. Şairin kalbinin baş köşesinde bulunan sevgi güneşi artık
batmak üzeredir:
Endiksiz öörülen cotdaca saçıñ
İndi aakca
topuğıña düşüp duur.
Açıñ,
isleseñiz, yüreğim açıñ,
Tööründe
söyğiiniñ güni yaşıp duur.
(59/1-4)
Şiirde sevgi, güneşe benzetilmiştir.Bu, klâsik bir
benzetmedir.Sevginin güneşe benzetildiği bir başka şiir de "x x x
(58)"tir:
Gün yaalıdır söyğiim meniñ,
Böölüp bolmaz
bööleklere.
Her taarını
zülpüñ seniñ
Çalışmarın
tıllaa zere.
(58/1-2)
"Ayralık (290)" adlı şiirde ayrılık, siyah
fırtınalı dalgalar gibi birden şairin üstüne abanır ve sevgiliyle araları
Ülker'den de uzak olur. Sevgilinin elleri, solan sarı güze benzeyerek birden
yitip gider; kadife gibi yumuşak sesi, yankıya dönüp kaybolur. Yolu bütünüyle
kaplayan yapraklar, arada sırada rüzgârın önünde uçuşurlar:
Gara gaylı goomlar yaalı,
Birden geldi şum ayralık.
Ülkerdenem
uzak boldı
Bir salımda
buu aaralık.
Solan saarı
güyze meñzääp,
Elleriñ de
yitdi birden.
Mılaakatlı,
mahmal sesiñ
Yaña dööndi
gitdi birden.
Yapraklaram yoolı gömdi,
Yoolı gömdi,
gör, gaayışıp...
Gel, ayralık
arvahını
Dep edeli!
Gel, haayışım!
(290/1-3)
Şiirde duygularını tablolaştırarak ifade eden şair,
ayrılığı siyah fırtınalı dalgalara; sevgilinin ellerini solan sarı güze,
sesini de kadifeye benzetmiştir. Ayrılığın vermiş olduğu ürkütücü psikoloji,
"siyah fırtınalı dalga" imajıyla verilmiştir. Atacanov'un
sevgilisiyle mutlu olduğu anları konu edindiği şiirlerinde mevsim olarak bahar;
aşktan kaynaklanan hüznü dile getirdiklerindeyse güz hâkimdir. Bahar nasıl bir
kavuşma, dirilme, canlanma mevsimiyse; güz de ayrılma, solma ve ölme mevsimidir.
Dallarından ayrılan yaprakların trajedisiyle sevgilisinden ayrılan âşığın
trajedisinin birbirine benzediğini yukarıda
belirtmiştik.
Atacanov, aşkla ilgili iki şiirinde sevgilinin
yaşadığı yerin, üzerinde bıraktığı tesiri işler. "Vah Halııpa Soorama
(47)"da sevgilinin yaşadığı ev, şairin gözüne pek şirin görünür ve onu
kendine çeker. Şair, onu görmek ümidiyle her gün buraya yolunu düşürür:
Şepaağatsız şo taamı göresim gelyää günde.
Her günde ençe gezek öñünde suv içyäärin.
Yoolum sova bolsa daa, günde iişe gidemde,
Şol köçeden yöriite övrüm berip geçyäärin.
(47/4)
"Siziñ Köçääñiz (22)"de, sevgilinin yaşadığı
evin önünden geçen cadde, bütün kusurlarına rağmen şairin gözüne pek güzel
görünür. Her adımı muhabbetle dolu olduğu için onun ölgün vücudu burada
dirilir:
Maña şondan gözel, şondan bezemen
Hem şondan
pääkiize yool yook yaalıdı.
Diñe şol
köçede diirilyäädim men,
Her äädimi
muhabbetden doolıdı.
(22/4)
Klâsik şiirimizde de sevgilinin yaşadığı yer
(kûy/kûy-i yâr) üzerinde çok durulmuştur. Sevgiliyi görmek isteyen âşık, onun
"kûy"unda dolaşıp durur. Aşkın cazibesi, kendisini buraya bağlar. O
yüzden şair, aşkını dile getirdiği şiirinde sevgilisinin yaşadığı yerden
"de bahseder. Bazı aşk şiirlerinde "rakip" konusu işlenmiştir.
"İki Student bilen Bir Süytçi Gıız Hakında (71/1-3)" adlı şiirde,
aynı odayı beş yıldır dostça paylaşan iki öğrencinin bir sütçü kıza
besledikleri sevgi dile getirilir.Her ikisi de ne dosttan ne de sevgiliden
geçebilirler.Ancak gizlice baktıkları güzel kızı birbirlerinden çok
kıskanırlar:
Bir biirinden gaabanyaar
Oğlanlar gözel
gıızı.
Göz öñünden
gitmeyäär
Şol gıızıñ
ayak ıızı.
(71/2/7)
"Saçlarıñ Tolkunı (240)"nda Atacanov,
sevgilisinin bir başkasıyla beraber olmasından çok rahatsız olur.Onun saçının
dalgası şairi âdeta bir girdap gibi içine çekip boğar:
İndi gapdalñızdan gidip baryaarın.
İndi men
üçünci,
İndi men
artık...
Emmaa onuñ
saçlarınıñ tolkunı
Gark edip
baryaar-la demine dartıp.
(240/5)
Klâsik şiirimizde tuzak, olta, ağ gibi varlıklara
benzetilen sevgilinin saçı, yukarıdaki şiirde girdaba benzetilmiştir. Bu yeni
bir benzetmedir. "Rakip"e klâsik şiirimizde de çok yer
verilmiştir.Aşık, onun davranışlarından huzursuz olur.Çünkü rakip, âşığın sevgilisine
kavuşmasını engellemeye çalışır.
"Aaynaañızı Kaksam Ağşam (72)" ve
"Aydışık (283)"ta sevgili,
âşığın çekingen davranışlarından rahatsızlık duyar. Uzaktan bakmak, yakınından
gelip geçmek, bir şeyler mırıldanmak yerine daha yakın gelmesini ister:
"Düşünmediñ, oğlan, dile,
Yüreğiñi al
daa ele,
Çekinme de,
gel gapıdan.
Gepleş"
diydiñ "aağam bile.
Bakma beyle,
Yakma"
diydiñ
"Daşdan
çavuş çakma" diydiñ.
(72/4)
İki şiirde aşktan kaynaklanan coşkuya yer
verilmiştir."Buu Gün (136)"de şair, büyük bir coşku içindedir. Her
zamankinden daha adaletli, cömert ve merttir.Öfke, keder, kin; ne varsa hepsini
unutmuştur.Önceleri sinemada gördüğü bir hayat kesitini yaşamaktadır.İnsanlar
da caddeler de pek güzeldir.Suyu dinleyince kulağına sevgilisinin sesi
gelir.Ondan başka bu besteyi bilen yoktur.Aşktan dolayı şairin gözüne her şey
bir başka görünür:
Men hem adıl,
Men hem sahıı,
Mert buu gün.
Gahar daa
yook,
Gayğı daa
yook,
Kiine de.
Çın, ozallar
beyle bağtı çüveni
Käämahallar
göryäädim men kinoda.
Yörääp
gelyään,
Yörääp gelyään
ooylanıp,
Yiğdelen Yer
bilen bile aylanıp.
Aadamlar daa,
Köçeler de
gopgovı,
Diñlesem daar
salmadaakı şaat suvı,
Seniñ sesiñ gulağıma gelip duur...
Menden başğa
kim buu saazı bilip duur!
(136/6-7)
Şiirde sevgilinin sesi, hem kanalda şırıltıyla akan
suya hem de güzel bir besteye
benzetilmiştir. "Maavı Gün (236)"de şair, aşkın verdiği coşkudan
dolayı her şeyi mavi olarak görmektedir.Güneş, yer, deniz, gök; hepsi
mavidir.Çünkü bunlar ışığını sevgilinin
çakır gözlerinden almıştır.Bu yüzden şair, mavi martılarla birlikte mavi dalgaların
sırtında yüzmektedir:
Buu gün cümle
cahan, aakmaaya gözel,
Seniñ
gözleriñden alıpdır şöhle!..
Men maavı
goomlarıñ gerşinde yüzyään
Maavı
çarlaklarıñ toplumı bile.
(236/1-2)
Şiirde sevgili, beyaz bir deveye benzetilmiştir.Bu benzetme,
Türkmen edebiyatında çok kullanılmaktadır.Ayrıca şairin, sevgilisinin gözü
çakır olduğu için her şeyi mavi görmesi, bir hüsn-i ta`lil örneğidir. Atacanov,
yazmış olduğu aşk şiirlerinin bazısında sevgilisine bir çok vaatlerde
bulunur.Onun için romantik bir dünya çizer.Bu şiirlerden biri olan "Mele
Saçlı Meleğe (264)"de, sevgilinin gül yüzüne bakmak ve ona ak yıldızlardan
ziynet takmak ister.Eğer yanına gelirse, al şafaktan al yazma dikecektir
kendisine.Henüz insanın görmediği ülkeye alıp gidecek, insanların işitmediği
türküyü söyleyecektir:
Gel, gözümiñ guvancı,
Gül yüzüñe
bakayın.
Saña aak
yıldızlardan
Aak apbaası
dakayın.
Aal şapakdan,
gel, saña
Elvaan öyme
edeyin.
Entek aadam
görmedik
Ülkää alıp
gideyin.
Entek aadam eştmedik
Aydım aydıp
bereyin.
Seni mıdaam,
sona gıız,
Gül içinde
göreyin.
(264/1-3)
Sevgilinin yüzü, renginden dolayı güle; kendisi ördeğe
benzetilmiştir.Her iki benzetme de klâsiktir.
"Yaaşıl Yüzük Yasaayın (285)"da ise,
sevgilisi için yeni bir âlem açmaya hazırdır.Ay gibi yüzünü bahar yağmuruyla yıkayacak,
broşunu gök kuşağı nakışıyla süsleyecektir.Mavi gök yüzünden kesip mavi gömlek
dikecek, ona kuş seslerinden derlenmiş en güzel türküyü söyleyecektir.Bütün
bunlara karşılık sevgilinin bir defa gülüp bakması yeterlidir:
Seniñ üçiin tääze bir
Äälem açmaağa taayın...
Saña yaaşıl
yuvadan
Yaaşıl yüzük
yasaayın.
Aay yüzüñi,
aak melek,
Yuvayın yaaz
yağşına.
Gülyakaañı
bezääyin
Äälemğoşar
nağşına.
Maavı asmaandan kesip,
Maavı köynek
tikeyin.
Seniñ gelcek
yooluña
Gadır gülün
ekeyin.
Ovaaz alıp
guşlardan,
Aydım aydayın
saña,
Hemmesine
derek sen
Bir gülüp
baksañ maña.
(285/1-4)
Şiirde sevgilinin yüzü aya, kendisi de meleğe
benzetilmiştir.Bu benzetmeler klâsiktir. Her iki şiirde de "türkü"
söyleme arzusu dikkati çekmektedir.Karşılıksız aşkla ilgili bazı şiirlerde de
şair, türküyü sevgiliye açılma aracı olarak kullanmaktaydı.Demek ki şairin
sevdasıyla türküsü hep yan yanadır.
Aşk ve sevgilinin konu edildiği iki şiirde kuş
motifine yer verilmiştir."Sayrama Guş (27)"ta şair, bir kuşa,
sevgilinin uyumakta olduğu evin penceresinin önünde ötmemesini söyler. İçeride
uyumakta olan sevgili, belki de düşünde şairi görmektedir.Ötmeye devam ederse
bu rüya yarım kalacaktır.Sevgili, saçını gece edip yastığa yayarak melek gibi
rahat nefes almaktadır.Tan yeli, parıldayan hurma yanaktan kayarak yüzünü
okşamaktadır:
Sayrama, guş, pencirääniñ öñünde.
Sayrama,
söyğüliim uukuda yatıır.
Belki, meni
görer yene düyşünde.
Belki, maña
tääze aydımlar getiir.
Saçın giice
edip, yassığa yaayıp,
Raahat dem
alyaa periişde yaalı.
Buldurayaan
hurma yañakdan taayıp,
Yelpeyäär yüzüni
säher şemaalı.
(27/1-2)
Kuşun neden ötmemesi gerektiği güzel bir sebebe
bağlandığı için hüsn-i ta`lil sanatı vardır.Sevgilinin saçları geceye, yanağı
hurmaya, kendisi de meleğe
benzetilmiştir.Klâsik şiirde de sevgilinin saçlarının geceye, kendisinin
meleğe benzetildiği örnekler yaygındır. "Sayra Bilbil (83)"de ise
şair, bülbülün ötmeye devam etmesini ister.Çünkü kırmızı güller içinde sevgili
dolaşmakta ve büyülü gözleriyle şairi çağırmaktadır:
Gıızıñ gözi gaaldı gül puudağında.
Sayra, bilbil,
sayra,
Diñleyäär
seni.
Aal gülüñ
övşüni aal yañağında,
Caadılı
gözleri çaağıryaar meni,
Diñleyäär
seni,
Çaağıryaar
meni.
(83/3)
Şiirde sevgilinin yanağı kırmızılığından dolayı güle
benzetilmiştir.Şair, kendisi gibi aşkın ıstırabını çeken bülbülün ötmeye devam
etmesini ister.Bir bakıma o, duygularına tercüman olmaktadır.Klâsik şiirimizde
sevgili güle, âşık bülbüle benzetilir.Sevgili de gül gibi zarif ve
alımlıdır.Sürekli onun güzelliklerini anan
ve inleyen âşık, bu tavırlarıyla
hep gül bahçesinde dolaşan ve güle olan aşkını terennüm eden bülbüle
benzer.
Bazı şiirlerde
aşk, vefasızlıkla birlikte işlenmiştir.
"Unutman (147)"da sevgilisinden vefasızlık gören şair, ne
onsuz edebilir ne de diğer insanlara açılabilir.Bu yüzden kalbi, elemini dilsiz
yıldızlara söyler:
Örtensem de ığraarsızlık ooduna,
Sensiz bağt
arzılara çakım yook.
Emmaa buu
derdimi aadam oğluna
İirde giiçde
duydurmaağa hakım yook.
Şol sebääplem,
hesretini yüreğim
Diñe dilsiz
yıldızlara sözleyäär.
Ömürbaakı
miizemeyään daağlardan
Mertlik övret
diyip,
Medet
gözleyäär.
(147/3-4)
"Köyen
Arzuvlar (78)"da bir genç, sevdiğine gül verip güzel sözler söyler, ancak
sonradan onu terkeder:
Arzuvlar,
Arzuvlar,
Köyen
arzuvlar.
Yene uçup
baryaar asmaandan guvlar.
Yene biivepaa
yaar düşdi yaadıma,
Yakdı oğlan,
yakdı hicraan ooduna.
(78/1)
Bu şiirde kuğu motifi, halk şiirindeki turna motifine
benzer tarzda kullanılmıştır.Bilindiği gibi turna, ayrılığı temsil etmekteydi.
"Hünci (46)" ve "Daşlaşma (282)" adlı şiirlerde aşkın devamlılığı arzu
edilmektedir."Hünci"de, sevgilinin gözleri kara eriğe benzetilir:
Almalıkda oynaşañda üzüldi hünci.
Garaalı dek
gözleriñde göründi ünci.
Yaaşıl otlañ
aarasından çöplecek boldum.
Goşarımdan
tutduñ meniñ gövnümiñ genci.
Deñelmesin mercen bilen buu beyik duyğı.
Hüncüleri düzse bolar, etme sen gayğı.
Yööne diydiñ üzülmesin säävlikde birden
Aydımıma ılham
beren ilkinci söyği!
(46)
Söz konusu benzetme moderndir.Klâsik şiirimizde buna
yakın bir teşbih vardır; göz, bademe benzetilmektedir.
"Daşlaşma"da şair, sevgi ateşinin
sönmemesini ister.Bu sebeple araları uzak da olsa, sevgilinin kendinden
uzaklaşmamasını, aşka veda etmemesini arzu eder:
Doyan yookdur
söver yaardan,
Söyğüden.
Gutar meni buu
hasratlı gayğıdan,
Sıınaamızda
söyği oodı sönmesin!
Aara daş bolsa
daa,
Öözüñ daşlaşma!
Söver yaarım,
söyği bilen hoşlaşma!
(282/2)
"Güzer (179)"de aşk, vefa ve mertlikle
birlikte işlenmiştir.Bazen âşık, sevgilisiyle bir geçitte buluşur; gölgeleri
serin suda sallanır.Hem sefalı hem de cefalı olan bu geçit, yalnız mert
olanlara vefalıdır:
Arzuv bilen
aal yañakdan öpeñde,
Serğin suvda
suuratıñız ıranar.
Söyğüsini saña sıılağ beren gıız
Güle güle,
Gucağıñda daranar.
Sapaalıdır,
Cepaalıdır buu
güzer,
Diñe merde
vepaalıdır buu güzer.
(179/2)
"Kimde
Kim (286)" adlı şiirde Atacanov, talihle ilgili bir rivayete yer
verir.Buna göre, kim alaca karanlıkta uyanıp gülün açılışını görürse, bütün
arzularına kavuşabilir; hatta dünyaya bile hükmedebilirmiş.O yüzden şair,
sevgilisini alaca karanlıkta uyandıracak ve birlikte goncaların açıldığı
bahçeye gideceklerdir.Böylece bahtlı olmak için gereken biricik güle birlikte
kavuşacaklar, gülün yaprağında parıldayan damla, sevgilinin yanağına akça
nurunu saçacaktır.Nihayet güzellik için açılan gül, baht binasının kapısını
onlar için aralayacaktır:
Dañ säherler şapakdan öñ oyanıp,
Bääğüliñ
açılşın görse kimde kim,
Ähli arzuvına
yetip bilyäämiş,
Hatdaa ääleme
de edyäämiş höküm.
Şapakdan öñ
oyadayın men seni,
Gideli
gunçalar açılyaan baağa.
Aadama yekece
gül gerek eken
Buu dünyääde
iñ bağtlı bolmaağa.
Gülüñ
yaprağında yaldıraan damca
Aal yañağa
aakca nuurunı saçsın.
Goy, gözellik
üçiin açılan bääğül
Bağt
binaamızıñ gapısın açsın!
(286/1,3-4)
"İkindiinaara (237)"da aşk, ıstırapla birlikte ele alınır.Şiirde sevgili, iki dizini
yumuşak kenara dayayıp ikindi vakti avucuyla su içmektedir.Güneşin kızıllığı
yüzüne, kirpiklerinin gölgesiyse gözüne düşmektedir.Güneşin kızıllığı, mermer
bedeni kaplamıştır. Suyun aynasında gölgesi sallanmaktadır.Şair de onunla
birlikte sallanır.Gövdesi suyun içinde olsa da kendisi ateşte yanmaktadır:
İki dıızıñı dayaap yumşak kenaara,
Goşavuçlaap
suv içyääñ ikindiinaara.
Elvaan şapak övşüni yüzüñe düşyäär.
Kirpikleriñ
saayası gözüñe düşyäär.
Elvaan şapak
çaayılyaar mermer bedene...
Gurbaan beyle gudratı
binaa edene!
Suvuñ
aaynasında daa ıranyaar şekliñ.
Öözümem onuñ
bilen bile ıranyaan.
Gövrääm suvuñ
içinde bolsa daa hääzir,
Ooduñ içinde
yaalı, armaanlı yanyaan.
(237/1-2)
Özellikle sevgilinin yüzünün canlı bir şekilde tasvir
edildiği şiirde su, aynaya benzetilir.Klâsik edebiyatımızda da su, aynaya benzetilmektedir.Şair, suyun
aynasında sevgiliyle birlikte sallansa da ateşler içinde yanar.Akşam kızıllığı
bütün vücudunu kaplayan sevgili, şairi yakmaktadır.Klâsik şiirimizde de ateş,
âşığın sevda yüzünden çektiği ıstırabı temsil eder. Şiirde ayrıca sevgilinin
vücudu, mermere benzetilir.Bu, yeni bir
teşbihtir. Bahar Aydımı (239)"nda aşk, ihtiyarlıkla birlikte işlenmiştir.Şair, sevgilinin, kendisine iyi
davranarak yaşlılığını unutturmasını ister:
"Aak
giirse de,
Aañ
giirmäändir" diyme sen.
Nääziñ bilen,
Saazıñ bilen
güyme sen.
Güyme meni...
Menem saña
ınanıp,
Ööz yaanımdan
cuvaandırın öydeyin.
Aağaran saçımı
aaldamak üçiin,
Bahar hakda
belent aydım aydayın.
(239)
"Kööne Güzerde (291)" adlı şiirde aşk,
yalnızlıkla birlikte ele alınmıştır. Şair, sevgili yanında olmadığı için büyük
bir yalnızlığın içine düşer. Kaynayan pınar hafiften selense de etraf çok ıssızdır. Yüreği, duyduğu acıdan
sessizce inler. Bu arada bulut, ay ışığını gizlemektedir. Şair, sevgilinin
titrek sesinin yerine yaprakların hışırtısını duyar:
Vah, senden sudur yook.
Gumguukluk
güzer.
Bulkuldayaan
bulak seslenyäär çala.
Ovaazım ıızıñı
ıızarlaap gezer.
Şol şaadıyaan
güzer çakıñdan çola...
Sedaasız
naalayaar aavunan yürek.
Bulut daa
gizleyäär aay şöhlesini.
Seniñ
sandırayaan sesiñe derek
Eşidyään
yaprağıñ yuvaş sesini.
(291/2-3)
Şiirde bulutun ay ışığını gizlemesi, şairin içinde
bulunduğu ruh hâliyle bütünlük oluşturmaktadır. Atacanov, bu şiirde olduğu
gibi, duyguları tamamlayan; onlara
yoğunluk kazandıran dış unsurlara da zaman zaman başvurur. Bazen de bu
unsurlar, hislerin sembolü olarak kullanılır. "Belki Men Yaazıklı
(294)" adlı şiirde de aynı özellik söz konusudur:
Aay buluda siñip baryaar sülmürääp.
Edaa bilen
gaayıp baryaar bulutlar.
Gaytalaap duur
şol gayğılı saazını
Daağ dööşünden
dömüp gelyään bulaklar.
Bulutlar göçdi
gitdi.
Durnalar geçdi
gitdi.
Seniñ
seçekliiñ yaalı
Aal şapak öçdi
gitdi.
(294/1)
"Gözellikden Doyma Yook (319)"ta, aşk ve
güzellik konularına yer verilmiş; güzelliğe doymanın mümkün olmadığı belirtilmiştir.
İnsan suya, güneşe, şöhrete, kısacası her şeye doyabiliyor. Ancak ne kadar
yaşarsa yaşasın güzelliğe doyamıyor.
Çünkü güzellik, her zaman tazeliğini koruyor ve onu gören insan eriyor:
Övrenişse
bolyaar ähli zaat bilen.
Yööne buu
durmuşda başğa bir zaat baar:
Yaaşasañ daa buu dünyääde nääçe sen,
Gözelliğe
övrenişip bolmayaar!
Elmıdaama
tääze tääsiin gözellik!
Gözelliği
gören aadam ereyäär.
Buu durmuşa şol
sebääpli aadamda
Söyği diyen
beyik duyğı döreyäär.
(319/2-3)
"Şemaalıñ
Buuşluğı (180)"nda aşk, sabırla birlikte işlenmiş; gerçekten âşık olan
insanın sevgilinin söylediği kırıcı sözlere tahammül etmesi gerektiği
belirtilmiştir:
Şemaal maña nääme diydi diysene:
Aaşıklığıñ çın bolsa,
Öykelään bolma
diydi.
Gıızıñ gatı
sözüni
Gövnüñe alma
diydi.
(180/1)
"Biz İki Oğlan Bolup (77)"ta şair, kendi
aşkına ve zengin bir arkadaşının sevdasına yer verir. Her ikisinin de bir
sevdiği vardır. Ancak arkadaşı zengin olduğu için sevgilisinin yanına büyük
hediyelerle gider. Şairse, bir demet çiçek bile alamaz. Arkadaşının sevgilisi bir gün onu terkeder.
Şair, fakirliği içinde sevdiğinin kalbini kazanmış ve dilediği her şeye kavuşmuştur:
Geldi bir gün gıcınıp,
Gapcığını
çövürdi:
"Söyüpdir
ol biiriini...
Menden-ää yüz
övürdi".
Maña bolsa
gözelim
Yürek berdi,
baay boldum.
Şol boldı baş
gazalım,
İsläänime taay
boldum.
(77/9-10)
"Gerek (288)"te Atacanov, sevgilisinin adını
yol açan bir ışık gibi hep yanında taşır:
Emmaa sen olarıñ baarından beter
İlki maña
gerek,
Sen maña
gerek.
Men seniñ aadıñı
uzak yoollarda
Göteryään yool
açyaan yalkıma derek.
(288/1-3)
"Halaal (194)"da, iyi ve kötü yârin
vasıflarına yer verilmiştir. Şaire göre iyi yâr, erkenden kalkar ve işini zamanında
yapar. Kötü yâr ise, kalkar kalkmaz ekmek ister. Yârin iyisi kara gün,
kötüsüyse iyi gün dostudur:
Yağşı yaar iirden turup, darak diläär.
Yalta yaar
iirden turup, çörek diläär.
Yov güni
yaanıña yoldaş yağşı yaar.
Dok günüñ
naanıña yoldaş yaman yaar.
...
(194)
2. Fizikî ve Ruhî Yönleriyle İnsan
Atacanov, 55 şiirde insanın fizikî görünüşleri yanında
ruhî yanlarını da ele almış; bunlarda aç gözlülük, asillik, cahillik,
cömertlik, gönül darlığı, gençlik, hayalperestlik, iyilik, kıskançlık, kibir, kin, sabır, yalnızlık, yaşlılık ve yiğitlik gibi
konulara yer vermiştir. Söz konusu şiirlerde faydasız gençlik, bıçak
paslandıran kına; saçları ağarmış insanın başı, kırağı düşmüş kayaya;
sevgilinin kendisi, aya; kaşı, kaleme; gözleri, kara eriğe; saçı, boğucu
dalgaya; alında beliren terler, boncuğa; göz yaşları, mercan boncuklara; yersiz
konuşma, kuru sıkıya; kötü insan, zararlı ota; uykusuzluk belâsı, coşkun çaya
ve ok yılanına benzetilmiştir. Bu teşbihlerin birçoğu moderndir. Klâsik
benzetmeler, yer yer genişletilmiştir.
Teşhis sanatının kullanıldığı şiirlerde, insan
dışındaki varlıklara insana ait özellikler verilmiştir. Bunlarda şehir,
kollarını gerer; çöl, yeşil elbise giyer; gök yüzü, öfkelenir ve susar; çınar,
başını eğerek bakar ve ağlar; kumrular, üzülür; karanlık gece, yol keser; ağaç
dalları, güler; sokaklar kibirlenir. Konuyla ilgili bazı şiirlerde intak
sanatına yer verilmiş; kalp, çınar, çayır kuşu, servi, erik ve dut ağacı
konuşturulmuştur. Edebî sanatların kullanılmadığı şiirler de bulunmaktadır.
Bunlarda anlatım, genellikle kuru ve didaktiktir. Fizikî ve ruhî yönleriyle insanın konu edildiği şiirlerde
birtakım semboller de kullanılmıştır. Siyah bulutlar, kederi; turna, ayrılığı;
kartal, uğursuzluk ve huzursuzluğu; çayır kuşu, huzur ve sükûneti; ışık ve
yıldızların kaybolması, korkunun yanı sıra üzüntü ve huzursuzluğu; ayın
yüzünün bir kapanıp bir açılması, belirsizliği; rüzgârın uğuldaması, korkuyu
sembolize etmektedir. Bazı şiirlerde tablolaştırma eğilimi belirgindir.
Atacanov'un şiirlerinde fizikî ve ruhî yönleriyle insan konusunu, ağırlık
noktalarını dikkate alarak inceledik:
Gençlik ve İhtiyarlık
Bazı şiirlerde gençlik ve ihtiyarlık temaları
işlenir. "Men Cuvaan (104)"da gençlikteki zindeliğe yer verilir.
Kendini güçlü ve sağlıklı hisseden şairin kanı, damarlarına sığmamaktadır.
Ancak insanların özlediği bir kimse olamamışsa, adımları kendisini ileri
götürememişse ona göre bu gençliğin ve dinçliğin bir kıymeti yoktur. Şair,
faydasız bir gençliği, bıçak paslandıran kına benzetir. Bu, modern bir benzetmedir:
Men cuvaan.
Buysanyaan
cuvaanlığıma...
Emmaa
küysemese aadamlar meni,
Öñe äkitmese
äädimler meni,
Buu sağat
cuvaanlık,
Buu ayak, buu
el,
Buu berdaaşlı
beden näämääme gerek?
Biiderek,
biiderek,
Baarı
biiderek,
Buu caahııl
cuvaanlık,
Buu sağat
sıına
Meñzäär onda
pıçak posladan gıına.
(104/2)
Gençlik baharı alevlidir, aydınlıktır. Ancak insan,
gençken inci gibi ter dökmesini bilmelidir. Gençlik, güzel arzuların kanadı,
kısa ömrün tekrarlanmaz ziynetidir. Şair, "Yaaşlığıñ Yaazı (231)"nda,
bir defa çiçeklenen gençlik baharını
iyi değerlendiremeyen kimsenin, hatayı kendisinde araması gerektiğini
belirtir. Ayrıca insan, bir kez çalınan muhabbet sazını iyi akort etmesini
bilmelidir:
Bir gezek gülleyäär yaaşlığıñ yaazı.
Bir gezek
çalınyaar muhabbet saazı.
Şol yaazı daa
yağşı yaazlaap bilmeseñ,
Şol saazı daa
sağdın saazlaap bilmeseñ,
Öözüñden gör.
Öözüñden gör.
Öözüñden.
(231/1)
"Açılyaan Pıntıklı Alleyalarda (262)" adlı
şiirde Atacanov, gençliğin nasıl geçtiğini bir türlü anlayamaz. Kim bilir
gençliği onunla hangi vadilerde vedalaşmıştır. Belkide o, söğüt dallarında,
denizlerin dalgalarında, yeşil yaprakları hışırdayan aylı akşamların
parıltılarında kalmıştır:
Niirelerde gaaldı yaaşlığım meniñ?
Haçan,
Haysı
derelerde hoşlaşdı?
Duymaan
gaaldım onı meniñ öözümem.
Näädip yaaşlık
beyle basım daşlaşdı?
Yaa tallarıñ
şahasında gaaldı mı?
Yaa daa
deñizleriñ tolkunlarında?
Yaa daa yaaşıl
yaprakları pışırdaan
Aaylı
ağşamlarıñ yalkımlarında?
(262/1-3)
Vedalaşma, insana ait bir davranış olduğu için şiirde
teşhis sanatına yer verilmiştir.
"Duuşuşık (205)"ta ıssız bir yerde yürüyüp gelen çocuk, hemen
yakınındaki çınara tırmanır. Çınarın dalı eğilince söğüde sıçrar. Neşelenip
ayaklarını sallar. Kuşlar gibi ötmeye çalışır. Kanala attığı yaprak, kayık gibi
yüzüp gider. Çocuğun hareketleri, oradan geçmekte olan ihtiyarın garibine
gider. Bir kenarda onları izleyen şair, çocukluğu unutan kimsenin yaşlanmış
olduğunu düşünmektedir:
Yaaba oklaan yaprağı da
Yüzdi gitdi
gayık bolup.
Tääsiin aydım
aytdı oğlan
Buu äälemden
beyik bolup.
Soñam suva seretdi de,
Ulı ooya gitdi
oğlan.
Geçip baryaan
yaaşulıını
Gatı hayraan
etdi oğlan.
Örään haypım geldi oña:
(Gövün gaanat açıp galsa!)
Doğrudanam,
garraapdır ol
Oğlanlığı
undan bolsa.
(205/5,6,9)
"Aadam Yürekden Tanalyaar (109)"da, yaşlanan
insanın vücudunda beliren kırışıklıklar, geçtiği ömür yolları olarak değerlendirilmiş;
simsiyah saçları arasında görülen beyaz kıllarsa yolcuklara benzetilmiştir.
Yaşlanan insanın fizikî yapısında birtakım değişiklikler meydana gelmekte,
başı kırağı düşmüş kaya gibi olmaktadır:
Gasın üstüne gasın.
Gasın üstüne
gasın:
Yüze çıkyaar
aadamıñ geçen ömür yoolları.
Her gasından
soorasañ,
Her gasını
ıızlasañ,
Aydıp berer
ençeme ahvaalatı haalları.
Artıp aakca
yoodalar şaar gara saçıñda daa,
Gırav düşen
gaya dek
Çaalarıp
baryaar başıñ.
Kääte yokuş
değse de,
Yakmasa daa
caanıña,
Aadıña aağa
goşup başlayaar değre daşıñ.
(109/1-2)
Klâsik edebiyatımızda da saçın yola benzetildiği
şiirler bulunmaktadır. Ancak klâsik edebiyatta sevgilinin saçı yola
benzetilirken, bu şiirde, yaşlanan bir insanın ağaran saçları beyaz yolcuklara
benzetilmiştir. İhtiyarlayan kimsenin başının kırağı düşmüş kaya gibi olması,
bir modern teşbih örneğidir. Şair, fizikî bakımdan yaşlanmış görünse bile,
kalbi hâlâ coşkulu ve gençtir. Bu sebeple yüzündeki kırışıklıkların çoğalmasına
ve saçının ağarmasına aldırmaz. Çünkü insan, yüzünden değil de yüreğinden
tanınmaktadır:
Goy, gasınlar
köpelip,
Saçam
aağarıbersin.
Eşit,
Senden müñde
biir raazı men, yüreğim.
Yüzünden dääl,
yürekden
Tanalyaar
aadam oğlı.
Galkın, meniñ
yüreğim.
Galkın gööğe,
gereğim.
(109/4)
"Çaal Saçlı Kommuniste (18)" adlı şiirde
Atacanov, yaşlılıktan şikâyet eden birisine üzülmemesi gerektiğini söyler.
Çünkü tipiden koruduğu çöl, yeşil elbise giymiş; güzel şehir kollarını
germiştir:
Zeyrenme,
Gıınanma
garradım diyip.
Vağt yeñip
bilmez señ yaalı merdi.
Gayda gooraan
gumuñ göök parça geyip,
Gumda gözel
şäher golların gerdi.
(18/1)
Çölün bir insan gibi elbise giymesi ve şehrin
kollarını germesi, birer teşhis sanatı örneğidir. "Dünyää Garramayaar
(244)"da şair, güller, çöller, dağlar ve bağların genç kaldığını,
kendisininse ihtiyarladığını belirtir. Ne yazık ki genç kalan dünyada yaşlanıp
gittiğini geç farketmiştir:
Men garrayaan dünyääde,
Dünyäämiz
garramayaar.
Men garrayaan
dünyääde,
Bääğüller
garramayaar.
Men garrayaan
dünyääde,
Göök çöller
garramayaar.
Men garrayaan
dünyääde,
Daağlarım
garramayaar.
Men garrayaan,
Bilbilli
Baağlarım
garramayaar.
...
Men garrayaan dünyääde,
Dünyää
garramayaar hiiç.
Armaan, buu
hakııkata
Göz yetirdim
gatı giiç.
(244/1,3)
"Güyz
Mukaamı (310)"nda Atacanov, senelerin rüzgâr gibi uğuldayıp gittiğini
belirtir. Turnalar, siyah bulutların yanından geçip giderler. Bunları gören
şair, rüzgârla birlikte güz mevsimine beste yapar. Sönüp giden al şafağın
parıltısı, ona yitip giden gençliğini hatırlatır. Yeşil giymiş kalem kaşlı
güzelse bahçeye doğru hızlı adımlarla yürüyüp gitmektedir. Elli yaş pek çok
olmasa bile turnaların uzaklaşması; al şafak, aylı akşam ve ak pınarın ötelerde
kalması şairi üzer:
Gara geynen bulutlarıñ duuşundan
Geçip baryaan
durnalara seredyääñ.
Şuuvlaap
ösyään şemaal bilen öözüñem
Güyz hakında
gamlı mukaam döredyääñ.
Yaşıp baryaan elvaan şapak övşüni
Yitip giden
yaaşlığıñı yaatlayaar...
Yaaşıl geyen
galam gaaşlı gözelem
Baağa bakaan
barha baatlı äätleyäär.
Elli yaaşıñ
gatı käänem dääl veli...
Durna gatı
daşdan hoşlaşıp baryaar.
Elvaan şapak,
Aaylı ağşam,
Aak bulak...
Çilik oynı
yaalı, daşlaşıp baryaar.
(310/7,9-10)
Siyah bulutlar, şairin duyduğu kederi yansıtan bir fondur.
Şiirde ayrıca bir olgunlaşma ve sona doğru yaklaşma mevsimi olan güzle yaşlılık
arasında bağlantı kurulmuştur. Klâsik şiirimizde de güz (hazan), ihtiyarlığın
sembolüdür. Ayrılıkla ilgili halk şiirlerinde turna motifine sık
rastlanmaktadır. Bu benzerlikler, Türk edebiyatları arasındaki bütünlüğü
göstermeleri bakımından önemlidirler.
Aynı şiirde, ikinci derecede güzellik unsuru olan kaş, şekli bakımından kaleme benzetilmiştir.
Bu, klâsik bir teşbihtir. "Garrılık Derdi (318)"nde Atacanov, her
insanın değişik şekilde ihtiyarladığını belirtir. Şair, yaşlılığa razıdır.
Ancak arzunun devamlı olması için gönlünün yaşlanmasını istemez. Dağdan ürkek
ürkek inen ceylanın dupduru pınardan su içişini, bir ana serçenin yavrusuna
yiyecek alıp geçişini, tan yıldızının yere ışık saçışını, çiçekten çiçeğe
konup duran kelebeğin güneşin nuruna yeni bir renk katışını yaşadıkça görmek
ister:
Keyerceklääp daağdan düşen bir maral
Durna gözli
bulakdan suv içende,
Bir enaayı ene
serçe ağzında
Çaağasına
baldak alıp geçende...
Arzılıımıñ gözi bolup, asmaandan
Dañ yıldızı
yere yağtı saçanda,
Gülden güle
gonup yören kebelek
Gün nuuruna
tääze övşün açanda
Görüp bilmään gaalaaymaayın men birden
Yetip gelen
garrılığıñ derdinden...
İt gözünden garraar, aadam yüzünden.