ATA
ATACANOV'UN ŞİİRLERİ
I
Mehmet KARA
Kööne kök uran daağlar durandır baakı
Biilinde biten otı sovuk ursa daa
ÖZET
Türk lehçelerine yönelik araştırmalar, son yıllarda hız
kazanmıştır. Türkiye'de yapılan
çalışmalarda hem Türkiye Türkçesiyle diğer Türk lehçeleri değişik açılardan
karşılaştırılmakta hem de bu lehçelerle yazılan edebî eserler üzerinde çeşitli
incelemeler yapılmaktadır. Bu güne kadar Türkmen Türkçesinin, Türkiye
Türkçesine en yakın lehçelerden biri olduğu söylenmekle birlikte ülkemizde bu
lehçeyle ilgili pek az araştırma yapılmıştır. Biz, Türkmen şairi Ata
Atacanov'un şiirleri üzerine bilgisayar destekli bir dil ve üslûp incelemesi
gerçekleştirdik. Bu inceleme, Türkiye'de Türkmen edebiyatıyla ilgili ilk
kapsamlı çalışmadır. Söz konusu çalışma, iki ciltten meydana gelmektedir.
Birinci ciltte "Giriş", "Metin", "Aktarma";
ikinci ciltteyse "İnceleme" ve "Gramer Dizini" bölümleri
yer almıştır. "Giriş"te, Ata Atacanov'a kadar Türkmen şiirinin
gösterdiği seyre yer verilmiş; Atacanov'un hayatı, edebî kişiliği ve eserleri
üzerinde durulmuştur.
"Metin"de aslî ve dolaylı uzunlukların hepsi tespit edilmiş ve
bu uzunluklar, ünlüler çift yazılarak gösterilmiştir. "Aktarma"
kısmında, şiirler manzum olarak aktarılmıştır. "İnceleme" bölümünde
"Şekil", "Muhteva" ve "Dil-Üslûp" üzerinde
durulmuştur. "İnceleme"nin ardından "Sonuç" ve
"Kaynakça" gelmektedir. Karşılaştırmalı lehçe çalışmalarında faydalı
olacağı düşüncesiyle hazırladığımız "Gramer Dizini"ne ikinci cildin
sonunda yer verilmiştir.
ABSTRACT
Researches on Turkish dialects have sped up lately. In
the researches made in Turkey both Turkish dialect of Turkey is compared with
other Turkish dialects in different ways and various studies are done on the
literary books written in these dialects. Though it is said that Turkmen
Turkish is one of the closest dialects to Turkish, however, very few researches
have been done related to this dialect in our country so far. We have made a
computer-assisted linguistic and stylistic study on Turkmen poet Ata Atacanov's
poems. This study is the first comprehensive research related to Turkmen
literature in Turkey. The mentioned study is made up of two volumes. In the
first volume; "Introduction", "Text",
"Translation" and in the second one; "Research" and
"Grammar-Index" sections are placed. In the "Introduction",
the development of Turkmen poetry until Ata Atacanov appears and Atacanov's
life-story, literary personality and
works are placed. In the
"Text", all primary and secondary lengths are determined and they are
shown doubling the vowels. In the "Translation" section, poems are
translated in rhyme. In the "Research" section, "Shape",
"Content" and "Language-Style" are examined. After
"Research" follow "Conclusion" and
"Bibliography". "Grammar-Index" which is prepared with the
thought that it may be useful for comperative dialect studies appears at the
end of the second volume.
SÖZ BAŞI
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Türk
lehçeleriyle ilgili araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Bu konuda Türkiye'de
yapılan çalışmaları iki grupta toplamak mümkündür:
1. Türk lehçelerinin değişik açılardan incelenmesi ve
karşılaştırılmasına yönelik araştırmalar.
2. Türkiye dışındaki Türk lehçeleriyle yazılan edebî
eserler üzerinde yapılan dil ve üslûp incelemeleri.
Bizim çalışmamız, ikinci gruba girmektedir. Ata
Atacanov'un şiirleri üzerinde ilk kapsamlı inceleme, tarafımızdan
gerçekleştirilmiştir. İki ciltten meydana gelen çalışmamızın birinci cildinde
"Giriş", "Metin", "Aktarma"; ikinci cildindeyse
"İnceleme" ve "Gramer Dizini" bölümleri yer almıştır.
"GiriŞ"te, Ata Atacanov'a kadar Türkmen
şiirinin gösterdiği seyrin yanı sıra Atacanov'un hayatı, edebî kişiliği ve
eserleri üzerinde durulmuştur.
"Metin"de, aslî ve dolaylı uzunlukların
hepsi tespit edilmiş ve bu uzunluklar "aağıl" (ağıl),
"aağlaap" (ağlayıp), "gelyäär" (geliyor),
"mooncuk" (boncuk), "oklaar" (fırlatır), "ööl"
(ıslak), "uzıın" (uzun), "uuklaan" (uyuyan),
"üçiin" (için) örneklerinde olduğu gibi ünlüler çift yazılarak
gösterilmiştir. Metinde "g" ve "ğ" seslerinin her ikisi
için de "Ã" harfi kullanılmıştır.
Biz, Türkmencenin telâffuzunu dikkate alarak kelime başında yer alan,
"k" ünsüzünden sonra gelen ve Rusçadan geçen kelimelerde kelimelerde
bulunan "Ã"leri "göz", "gövün" (gönül),
"akgınlı" (akıcı), "sakgal" (sakal), "agronom"
(tarım uzmanı), "telegramma" (telgraf) örneklerinde olduğu gibi
"g"li yazdık. Ancak bunların dışında kalan bütün "Ã"leri
"aağdık" (fazla), "ağaç", "baağ" (bahçe),
"bağt" (baht), "bağtıyaar" (bahtiyar), "gayğı"
(kaygı), "isleğ" (istek),
"muğallım" (öğretmen), "söyği" (sevgi) kelimelerinde
olduğu gibi "ğ" ile gösterdik. Türkmen imlâsında kalın ve ince
"k"ler tek harfle gösterilmektedir. Biz de orijinal metinde bunlar
için farklı işaretler kullanmayıp hepsini "k" ile gösterdik. Türkmen
yazısında normal "h" ile hırıltılı gırtlak "h"si için de
tek harf kullanılmaktadır. Metinde bunlar için de değişik işaretler kullanmadık
ve hepsini "h" ile göstermeyi uygun gördük.
Geniz "n"si için "ñ", açık e
içinse "ä"yi kullandık. Türkmencede bütün "s" ve
"z" sesleri peltektir. Bunların peltek olmayan türleri
bulunmadığından söz konusu sesler için farklı işaretler kullanmaya gerek
duymadık. Türkmencede bitişik yazılan
soru ekini ve "da/de" edatını kelimeden ayrı yazdık.
Şiirleri manzum olarak aktardık ve orijinal metnin
mısralarındaki kelime dizilişlerini korumaya dikkat ettik. Manzum aktarmada
kelimeyi kelimeyle karşılama ve genel dilin şiire ait kelimelerini seçme
zorunluluğu olduğu için çok zorlandık. Deyimlerin ve mecazların taşıdığı
manaları çözmek için büyük çaba harcadık. Zaman zaman dip not düşerek açıklama
yapmak zorunda kaldık. Açıkladığımız bazı kelimeler metinde birkaç yerde bulunmakla
birlikte bunların ilk geçtiği yerde dipnot düşmekle yetindik. Türkmen
Türkçesiyle Türkiye Türkçesini rahatça karşılaştırabilme imkânı sağlamak için
orijinal metne sol tarafta, aktarmasına ise onun hemen karşısındaki sahifede
-sağ tarafta- yer verdik.
"İnceleme" kısmının alt bölümleri,
"Şekil", "Muhteva", "Dil ve Üslûp"tur.
"İnceleme"de parantez içerisinde gösterilen numaralardan ilki şiir,
diğerleri bent numarasıdır.
"Şekil" bölümünde, şairin ne tür nazım
birimi, vezin, kafiye ve redifi tercih ettiği üzerinde durulmuş; bunları tercih
etmesinin sebepleri açıklanmaya çalışılmıştır.
"Muhteva"da, şiirlerde işlenen konular sınıflandırılmış ve on dört başlık
altında değerlendirilmiştir. Bu başlıklar şunlardır: "Aşk ve
Sevgili", "Fizikî ve Ruhî Yönleriyle İnsan", "Emek ve
Çalışma Hayatı", "İnsan İlişkileri", "Sanat ve Sanatçı",
"Hayat ve Ölüm", "Evlilik ve Aile", "Vatan ve
Millet", "Savaş", "Tabiat ve Tabiat Olayları",
"Öğüt", "Dış Ülkeler", "Sovyet İdeolojisi",
"Değişik Konularda Yazılmış Şiirler". Çalışmamızın en kapsamlı bölümü, "Dil ve Üslûp"
kısmıdır. Bu bölümde özellikle, bizden önce yapılmış olan iki stilistik
çalışmasından faydalandık (ÖZBAY 1994; KASAPOĞLU-ÇENGEL 1994). "Dil ve
Üslûp"un bir alt bölümü olan "İmlâ ve Dil"de, Atacanov'un
şiirlerinde dikkati çeken bazı imlâ ve dil özellikleri üzerinde durulmuştur.
"Kelime Hazinesi"nde ise şairin 335 şiirde kullandığı kelimeler,
bilgisayar aracılığıyla, hem toplam hem de çeşit olarak tespit edilmiştir. Daha sonra bunlar, alıntı olup
olmamaları bakımından değerlendirilmiş; sayı ve yüzdeleri belirlenmiş; bütün
kelimelerin frekanslarının yanı sıra kelime türlerinin sıklıkları da ortaya
konulmuştur. Ayrıca şairin kullandığı
kelime grupları, deyimler, ata sözleri, taklidî kelimeler ve özel isimler kendi
içinde değerlendirilmiş; Atacanov'un şiirlerinde bunlara yer vermesinin
sebepleri araştırılmıştır.
"Cümle" ve "Mısra"da, şairin duygu ve düşüncelerini ortaya
koyarken ne tür cümle ve mısraları tercih ettiği üzerinde durulmuş; bunları
kullanmasının özel bir sebebi varsa açıklanmıştır. "Tekrarlar"
kısmında, şairin kullandığı ses, ek, kelime, kelime grubu ve mısra tekrarları
ele alınmış ve bunların Atacanov'un şiirine ne gibi katkıları olduğu ve şairin
bunlara neden başvurduğu açıklanmaya çalışılmıştır.
"Edebî Sanatlar" başlığı altında şairin
kullandığı sanatlar örnekleriyle birlikte ele alınmıştır. "Anlatım
Türleri"nde, şairin hangi anlatım türlerini nasıl kullandığı ortaya
konulmuştur. "İnceleme" bölümünün ardından "Sonuç" ve
"Kaynakça" gelmektedir. "Sonuç"ta, yapılan çalışma özet
olarak değerlendirilerek varılan sonuçlar belirtilmiş; "Kaynakça"da
ise başvurulan kaynaklara yer verilmiştir.
Çalışmamız, "Gramer Dizini"yle sona
ermektedir. Batı'da yayımlanmış eserlerin
birçoğunda kapsamlı dizinlere
yer verildiğini görmemiz,
değişik kaynaklarda aradıklarımızı kolayca bulamamaktan dolayı çektiğimiz
sıkıntılar ve uzun ünlülerin tespitini dizinsiz yapamama endiŞesi, bizi, gramer dizinini hazırlamaya yöneltmiştir.
"Gramer Dizini"nin Türk lehçelerinin karşılaştırılmasına yönelik
çalışmalarda faydalı olacağını düşünüyoruz.
Bilgisayar, yanlış okunmuş kelimeleri farklı madde
başı olarak sıraladığı için, dizinin, okuma yanlışlarının düzeltilmesine büyük
katkısı olmuştur.
Dizinde, üzerinde çalıştığımız eserde (Men Size
Baryaan) geçen bütün kelimeler ve bunlara gelen ekler alfabetik olarak
sıralanmış; ayrıca deyim ve kalıp ifadelere de yer verilmiştir. Belirtilen
numaralar, çalışmamızda orijinal metinlerin bulunduğu sahifelere aittir.
Madde başlarının sıralanmasında ve kelime
kök/gövdelerinde bulunan uzun ünlülerin tespitinde TRS.'yi esas aldık,
ancak TDS.'deki farklılıkları parantez içerisinde gösterdik.Daha geniş
kelime kadrosuna sahip olması ve TDS.'den altı sene sonra yayımlanması, TRS.'yi
esas almamızın başlıca sebepleridir.
Karşılaştığım bütün zorluklarda bana yol gösteren ve
bu çalışmanın ortaya çıkmasında büyük payı olan değerli hocam Prof. Dr. Ahmet
B. Ercilasun'a ne kadar teşekkür etsem azdır.
Ayrıca yardımlarını gördüğüm Kasım Nurbadov, Cumali
Şabanov, Şemşat Atacanova, Recep Kaya ve Kemal Başçı'ya da teşekkür borçluyum.
Mehmet
KARA
Ankara-1996
I. ATA
ATACANOV'A KADAR TÜRKMEN ŞİİRİ
A. Yirminci
Yüzyıl Başlarına Kadar Türkmen Şiiri
B.
1920'li Yılların Şiiri
C.
1930'lu Yılların Şiiri
D. İkinci
Dünya Savaşı Yıllarının Şiiri
II. ATA
ATACANOV'UN HAYATI, EDEBÎ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ
A. Hayatı
B. Edebî
Kişiliği
C.
Eserleri
1.
Şiir Kitapları
2.
Nesir Tarzında Yazdığı Eserler
3.
Tercüme ve Aktarmaları
KISALTMALAR
Akt. : Aktaran
bkz. : bakınız
Çev. : Çeviren
dat. : datif
s. : sayfa
TDAY. : Türk
Dili Araştırmaları Yıllığı
TDS. : Türkmen Diliniñ Sözlüği
TRS. : Turkmensko-Russkiy Slovar/Türkmençe-Rusça
Sözlük
vb. :
ve benzeri
GİRİŞ
Türkmenceyle
ilgili ilk ayrıntılı bilgilere, bazı şarkiyatçıların 19. yüzyılda yaptığı
çalışmalarda rastlanmaktadır. Ekim devriminden sonraki yıllarda S. Ağabekov, A.
Alıyev ve İ. Belyayev gibi kimseler tarafından Türkmence üzerine bazı kılavuz
kitaplar hazırlanmıştır. Ancak bütün bunlar, günümüz araştırmacılarına ışık
tutacak özellikte olmayıp sadece tarihî öneme sahiptirler. Bu konudaki ilk
önemli eserler, 1920'li yılların sonuna doğru yayımlanır: M. Geldiyev'le G.
Alparov, Türkmen dili grameriyle ilgili bir eser neşrederler. A. P. Potseluyevskiy,
Türkmenceyi öğreten bir kılavuz kitap neşreder. A. Alıyev ve K. Böriyev,
Rusça-Türkmence sözlük hazırlarlar. Bu üç eserin yayın tarihi 1929'dur (AZİMOV
1975: 265-266).
1930'lu yıllarda özellikle Türkmen dili ve
edebiyatıyla ilgili ders kitaplarının yazılmasına ağırlık verilmiştir. 1940'lı yıllarda
Türkmence imlâ kılavuzu hazırlanmış, Türkmenceyle ilgili daha detaylı
araştırmalar yapılmıştır. 1948 yılından sonra Sovyet dilcilerinin gözetiminde
Türkmence üzerine doktora çalışmaları başlamıştır. Doktora yapmaya başlayan ilk
Türkmen dilcileri, P. Azimov, M. N. Hıdırov ve Z. B. Muhamedova'dır (AZİMOV
1975: 268-270). Daha sonraki yıllarda, Türkmen dilcileri ve edebiyatçıları
yetişmeye başlar ve araştırmalar derinlik kazanır. Bir yandan Türkmencenin
grameriyle ilgili eserler yayımlanır, bir yandan da edebî eserler üzerine
değişik çalışmalar neşredilir.
Türkmenler, yazılı edebiyatlarının başlangıcından (18.
yüzyıl) 1928'e kadar Arap, 1928-1940 yılları arasında Lâtin, 1940'tan bu güne
kadar da Kiril alfabesini kullanmışlardır.
Türkmenistan Meclisi, 12 Nisan 1993 tarihinde aldığı
bir kararla, Lâtin alfabesini esas alan yeni Türkmen alfabesine geçmeyi kabul
etmiştir. Bu karara göre yeni alfabe, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren resmen
kullanılmaya başlayacaktır (KÜRENOV 1994: 24-25; ŞİMŞİR 1995: 125).
Türkmencenin birçok ağzı bulunmaktadır. Söz konusu
ağızlar, şu şekilde sıralanabilir:
Yomut, Teke, Ersarı, Sarık,
Salır, Gökleñ, Çovdur, Alili, Nohur,
Garadaşlı, Änev, Yemreli, Hasar, Ata, Nerezim, Çandır, Mukrı, Sakar, Bucak,
Olam, İğdir, Surhı, Düyeci, Hatap, Eski, Bayat, Hıdırili, Mehin, Çärcev,
Mürçe, Kıraç, Burkaz, Mücevür ve Arabaçı (NARTIYEV 1994: 45).
Sovyet
döneminde, edebî dil için Yomut ve Teke ağızları esas alınmışsa da Türkmen
aydınları bütün ağızlardan faydalanmayı prensip edinmişlerdir. Bu çizgide
gelişen Türkmenceyle şiir yazan birçok şair yetişmiş ve bunlar zaman zaman
kendi ağızlarında bulunan bazı kelimeleri şiire taşımışlardır. Ata Atacanov da
bunlardan biridir.
I. ATA ATACANOV'A KADAR TÜRKMEN ŞİİRİ
A. Yirminci Yüzyıl Başlarına Kadar Türkmen Şiiri
Türkmenler, zengin bir sözlü edebiyat geleneğine
sahiptirler. Bu sözlü edebiyatın ürünleri, destanlar, masallar, ata sözleri,
bilmeceler ve "aydım" denilen türkülerdir.
Klâsik Türkmen edebiyatının ilk orijinal örneklerini
Mahtumkulu (1733-1783) vermiştir. Aslında Mahtumkulu'dan önce de şiir yazan
Türkmen şairleri bulunmaktaydı. Ancak bunlar şiirlerini Çağataycayla kaleme
almışlardı. Bayramhan ve Vepayı bunların en tanınmışlarıdır.
Büyük Türkmen
şairi Mahtumkulu'nun, Türkmencenin edebî dil olarak ortaya çıkmasında ve
gelişmesinde önemli rolü olmuştur. "Pırağı" mahlasını kullanan şair,
Türkmen kültürünün zenginliklerine şiirlerinde geniş yer vermiş ve
Türkmencenin ifade imkânlarını genişletmiştir. Kendisi aynı zamanda bir sûfî
olan Mahtumkulu, şiirlerinde hüzünlü bir ahiret havasını dile getirmiş, siyasî
yönden hareketli ve karışık devirde gördüğü aksaklıkları şiirleriyle
hicvetmiştir. Mahtumkulu, kendinden
sonra yetişen Türkmen şairlerinden Seydi, Zelili, Mollanepes ve Mätäci'yi;
Karakalpak şairlerinden ise Berdak, Acınıyaz, Günhoca ve Öteş gibi şahsiyetleri
etkilemiştir.
18. yüzyılda Mahtumkulu'dan başka Dövletmemmet Azadı,
Nurmuhammet Andalıp, Mağrupı, Şabende, Gayıbı ve Şeydayı gibi şairler
yetişmiştir. Nurmuhammet Andalıp, Şabende ve Gayıbı üzerinde Ahmet Yesevî'nin
tesiri büyüktür.
19. yüzyılda yetişen Türkmen şairleri şunlardır: Seydi, Zelili, Mollanepes, Mätäci, Talıbı,
Kemine, Aşıkı, Abdısetdar Kazı, Misğinğılıç, Kätibi, Dosmemmet ve Mollanepes'in
oğlu Muhammetrahim.
19. asrın sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ise,
Türkmen şiirini şu şairler temsil etmişlerdir: Dovan, Gara, Yağmır, Guba, Durdı, Oraz, Dövletmemmet Balğızıl, Bayram
Şahır, Molladurdı, Memmedoraz, Körmolla, Abdırazak, Zinharı, Baylı Şahır ve
Muhammetğulı Atabayev.
B. 1920'li Yılların Şiiri
Türkmen şairleri, devrimden önceki yıllarda daha çok
halk şiiri tarzında eserler vermekteydiler. Bunun bazı sebepleri vardır. Son
birkaç yüzyılda Orta Asya ve çevresinde daha çok küçük hanlıklar hakimdi. Bu
küçük hanlıklar, büyük kültür merkezlerinin oluşmasına ve dış tehditlerin bu
bölgelerde yaşayan Türkler lehine
kolayca bertaraf edilmesine meydan vermemiştir. Öte yandan diğer bazı Türk boyları gibi Türkmenler de daha
çok göçebe olarak yaşamaktaydılar. Bu hayat tarzıyla birlikte Ruslara ve
İranlılara karşı verdikleri mücadeleler yüzünden köklü bir eğitim ve kültür
atılımını gerçekleştirememişlerdir. Ayrıca Türkmenler, halk şiirinin önemli
beslenme kaynağı olan rivayetler açısından oldukça zengin bir mirasa sahiptiler.
Bütün bunlara şunu da ilâve etmek gerekir. Dünyada meydana gelen fikir
değişiklikleri ile edebiyat arasında sıkı ilişkiler bulunmaktadır. Bir başka
kültürün etkisiyle veya kendi iç hareketliliği sebebiyle bir ülkenin kültüründe
veya düşünce dünyasında bazı değişiklikler meydana gelebiliyor. Bu değişiklikler, daha çok baskın
kültürlerin etkisiyle ortaya çıktığı için, sanat da baskın kültür merkezlerinin
sanatından çok etkileniyor. Bu ifadelerle şunu anlatmak istiyoruz. Bizde ve
birçok ülkede modern edebiyat ve
sanat, 19. yüzyıldan sonra ortaya
çıkmıştır. Bu sebeple, anılan yıllarda Türkmen şiirinin halk şiiri tarzında
olmasını, yukarıda belirtilen faktörleri dikkate alarak normal karşılamak
gerekir. Zaten eli kalem tutan birçok Türkmen, savaşlarda ve düşman güçlere
karşı verilen mücadelelerde hayatını kaybetmiştir.
20. yüzyıl
başlarında, tanınmış halk şairleri Suhan Övezberdi-Körmolla (1876-1933),
Bayram Şahır (1871-1948) ve Durdı Gılıç (1886-1950); düğünlerde, ziyafetlerde
ve şölenlerde sadece kendi şiirlerini okumakla kalmıyorlar, aynı zamanda
Türkmen edebî mirasından faydalanarak bu mirasın örneklerini halk arasında
yaymada önemli bir görevi yerine getiriyorlardı. Ekim devriminden sonra bu
şairler ya susturulmuş ya da yeni ideolojinin bayraklaştırılmasına ve devrim
öncesi Türkmen hayatının yerilmesine katkıda bulunmaya zorlanmışlardır. Bu
zorlamalar neticesinde Türkmen şiiri biraz eğri, ama yeni bir çizginin izini
sürmeye başlar. Yirmili yıllardan sonra
yazılan eserlerde Lenin'in ismine ve şu satırlara benzer ifadelere sık
rastlanır: "Büyük Ekim devriminin şanlı zaferiyle, özgürlük dünyasının
şafağı söktü. Ekim'in parlak ışığı, eski dünyanın zifirî karanlığını yarıp
nurunu çilekeşlerin üzerine saçtı, onlar için bahtlı hayata doğru aydınlık bir
yol açtı (Türkmenistan Ilımlar Akademiyası 1980: 87).
Çağdaş Türkmen edebiyatının güçlü temsilcilerinin
hemen hepsi, önce şair olarak sanat hayatına adım atmışlardır. Bu sebeple,
Türkmen edebiyatında şiirin hep bir başlangıç noktası olma özelliğini koruduğunu
söylemek yanlış olmaz. Kimileri ise, onu hayatının en son noktasına kadar
taşıyarak gözlerini şiirle kapamışlardır.
1924 yılı başından itibaren, daha sonra düz yazı
türünde başarı gösterip Ayğıtlı Äädim (Aydınlık Adım) romanıyla üne
kavuşacak olan Berdi Kerbabayav'in, Garaca Burunov ve Yakup Nasırlı'nın
şiirleri Türkmenistan gazetesinin sayfalarında görülmeye başlar. Bu
şairler, daha sonraki yıllarda Tokmak dergisinde de şiirlerini
yayımlayacaklardır.
Adı anılan şairler, 20. yüzyıl öncesinin Türkmen
edebiyatında çok kullanılan ve bir bakıma şiirle diyalog kurma şeklinde
cereyan eden atışma tarzına, yazdıkları şiirlerde yer vermişlerdir. Ancak
şiirin tarzı atışmaya benzemekle birlikte, içinde anlatılan konular büsbütün
değişiktir.
Türkmen halkına kabul ettirilmek istenen yeni
ideolojinin ve hayat tarzının, kavramlarıyla birlikte Türkmen şiirine girdiği
görülür. Şiirin muhtevasındaki bu değişiklik, sadece atışma tarzındaki şiirlere
mahsus olmayıp bütün şiirlerin iliğine siner. Meselâ, Berdi Kerbabayev,
"Gıızlar Dünyääsi" (Kızlar Dünyası) ve "Aadatıñ Gurbaanı"
(Geleneğin Kurbanı) adlı manzumelerinde; devrimden önce Türkmen kadınlarının
hayatlarının çok zor olduğundan, hür olmadıklarından bahseder. Yine aynı
şiirlerden birinde, bir Türkmen kızının
anadan doğup çocuk annesi oluncaya kadar başından geçenleri anlatır. Kızlarla
ilgili eski âdetleri zikredip onların eski toplumda alınıp satılan bir mal gibi
olduğunu belirtir ve eski yaşayış tarzını âdeta lânetler. Şair, söz konusu
şiirlerde, Sovyet egemenliği altındaki Türkmenistan'da yaşayan kızların
hayatına da yer verir. Kerbabayev,
devrin kızlarını, devrimin getirdiği serbestlikten faydalanmaya ve yeni hayat
tarzını yaşamaya çağırır.
Burada birkaç nokta dikkati çekmektedir. Birinci olarak
yeni rejimin oturtulabilmesi için eski hayat tarzı karalanmıştır. İkinci olarak
eski ve yeni tartışmasının odağında kadın bulunmaktadır. Bütün dünyadaki rejim
dalgalanmalarında/değişmelerinde kadının ön plâna çıktığı/çıkarıldığı bilinen
bir gerçektir. Çünkü kadını değiştirmek mümkün olursa, aile ve onun üst katmanı
olan toplum kolayca değiştirilebilir.
Bu değerlendirmeyi sadece Kerbabayev'in şiirine dayalı
olarak yaptığımız sanılmamalıdır. Yukarıda değindiğimiz eski ve yeni hayatın
kıyaslanması meselesi, kadın/aile temasıyla birlikte, devrimin ilk yıllarında
yazılan şiirlerde sık sık işlenmiştir. İleride verilecek örneklerle bu konu
daha iyi anlaşılacaktır. Serbestlik adı altında sunulsa da, bu yeni yaşayış
biçimi, Türkmen halkının kökten yabancı olduğu bir hayat biçimiydi. Üstelik
iffetine çok düşkün olan Türkmen kadınları için bir yıkımdı.
Eski hayatın yerildiği şiirlere bir örnek olarak Berdi
Kerbabayev'in "Kööne Durmuşımıza İiğenç" (Eski Hayatımıza Yergi,
1926) adlı şiirini verebiliriz. Bunların yanında esrarkeşleri, içkicileri,
rüşvetçileri ve kadınlara kötü gözle bakanları tenkit eden şiirler de yazılır:
Garaca Burunov'un "Tiryek Çeken bilen Arak İçen" (Esrar Çeken ile
Rakı İçen, 1925), "Çüyşe" (Şişe, 1926), "Bolanook" (Olmuyor,
1926), "Nääraazı" (Rızasız, 1926), "Dövran Ötüpdir" (Devran
Geçmiştir, 1927) adlı şiirleri bunlara
örnektir.
Burunov'un "Oon Sekiz Gark Edilen Türkmen"
(Boğulan On Sekiz Türkmen, 1929) adlı şiiri ise, dalgalı devrim günlerinde
Çeleken'de yaşayan on sekiz Türkmen gencinin acı sonlarını dile getiren bir
şiirdir/ağıttır. Ancak bunları yazabilmek o zaman için cesaret işidir. Ama her
zaman cesurların bulunduğu da bir gerçektir. Nitekim şair, ileriki yıllarda bu
yazdıkları da dikkate alınarak tutuklanmıştır.
Devrim ve
komünist partisi övgüsü, işçi köylü beraberliği, kapitalizm ve burjivazi
yergisi; bu dönemin şiirlerinde sık rastlanan diğer temalardır. Gazete ve dergilerde şiirlerini yayımlayan
öteki şairler ise şunlardır: Oraz Täçnazarov, Hocanepes Çarıyev, Ata Nıyazov,
Şalı Kekilov, Aman Kekilov, Amandurdı Alamışov, Hoca Şükürov ve Ruhı Alıyev.
C. 1930'lu Yılların Şiiri
Otuzlu yıllarda da şiir, edebiyatın temel ve en büyük
kolu olma özelliğini korur. Devrin şairleri, diğer konuların yanında köy
ve kolhoz hayatına şiirlerinde yer verirler. Zaman zaman şehir hayatı da
tasvir edilir. Berdi Kerbabayev, "Ataama Soñkı Hatım" (Babama Son
Mektubum, 1930) adlı şiirinde; zenginlerin ve mollaların telkinleriyle
kolhozlara pek iyi gözle bakmayan bir baba ve oğlu arasında görülen farklı
bakış açılarını, belirmeye başlayan zıt iki dünya görüşünü dile getirir. Oraz
Täçnazarov, Hocanepes Çarıyev ve Aman Kekilov da aynı temada şiirler
yazmışlardır. Sürekli propagandası
yapılan serbestlik/hür ortam, Rusların oluşturmaya çalıştığı yeni hayata ait
şiirlerin ve bunların şairlerinin ön plâna çıkarılmasına imkân tanımış; farklı
yaşamak isteyen ve bu hayatı şiirlerinde idealize eden şairlerin eserlerine
sınırlama getirmiş; hatta öyle bir devir gelmiş ki, bunlar önce yok
sayılmışlar, sonra da yok edilmişlerdir -Hocanepes Çarıyev ve Oraz Täçnazarov
gibi-. Aman Kekilov, "Atalı Gıız" (Babalı Kız, 1930) şiirinde kadın
ve serbestlik konusunu işlemiştir. Aynı temada Çarı Aşırov
"İntelligent" (Aydın, 1933), "Aazanlar" (Azanlar, 1939);
Şalı Kekilov "Aazğın" (Azgın, 1935) adlı şiirleri yazmışlardır.
"Zanaat", şiirlerde yer alan bir başka temadır. Birçoğu aslında
çiftçi çocuğu olan Türkmen şairleri, köy hayatının değişik yönlerine
şiirlerinde yer vermişlerdir. Berdi Kerbabayev'in "Demir Yoolçaa"
(Demiryolcuya, 1931), Hocanepes Çarıyev'in "Gezelenç Güni" (Gezinti
Günü, 1932), Garaca Burunov'un "Ur Çekicim" (Vur Çekicim, 1933) adlı
şiirleri de aynı temada yazılmıştır. Ancak bu tür konuların tema olarak şiire
girmesi, daha çok yeni oluşturulmaya çalışılan ideolojinin bir yönlendirmesi olsa gerektir. Gerçekte
çağdaş şiirin temaları, kolhoz, zanaat vb.
değildir. Daha sonraki şairlerin de bu yönlendirme sebebiyle Karakum
kanalı, çölün ıslahı, petrol, aya çıkış gibi konuları tema olarak seçtiği
görülecektir. Şiir, yavaş yavaş kıvamına eren, teması doğduğu anda şekillenen
bir sanattır. Yönlendirmeli temalar, ister istemez şiirin çizgisini kaybetmesine
sebep olmuş ve bu yaklaşımın baskın olduğu yıllarda güçlü şiir yazılamamıştır.
Otuzlu yıllarda yazılan birçok şiirde yine eski Türkmen hayatı aşağılanmış,
yeni hayat tarzı övülmüştür. Bu tür eserlerin birçoğunda geçmişteki Türkmen
hayatının sıkıntılarla dolu olduğu, zenginlerin fakirleri ezdiği, kadınların
esaret altında yaşadıkları iddia edilmiştir. Bu dönemde, sanatını biraz
geliştiren Beki Seytekov, lirik ve epik tarzda şiirler yazar. Gara Seyitliyev,
şairane duyguları büyük bir coşkuyla dile getirir. Onun "Baku Giiceleriniñ
Biirinde" (Bakü Gecelerinin Birinde, 1939), "Bayram Ağşamında"
(Bayram Akşamında, 1939) "Yaatlama" (Anı, 1938-1939) gibi şiirleri
okuyucuları etkilemiş ve bunlar, Seyitliyev'in gelecekte daha iyi şiirler
yazabileceğini göstermiştir. "Gelenimde" (Geldiğimde, 1940) ve
"Gayıkda" (Kayıkta, 1937-1940) vb. ise, şairin savaştan önce yazdığı
önemli şiirlerdendir.
Dönemin Rusça bilen şairleri, tanınmış Rus
edebiyatçılarının eserlerini; bilmeyenler de
Azerice, Özbekçe, Tatarca gibi
diğer Türk lehçeleriyle yazılmış eserleri okuyarak
kendi şiirlerini güçlendirmeye çalışırlar. Diğer temaların yanı sıra devrim ve
parti temaları, yoğun bir şekilde bu dönemde de görülür. Her ne kadar bir
kımıldanma olsa bile Türkmen şiiri, 1930-1940 yılları arasında sık görülen
değişikliklerin ve uzun süren tartışmaların arasında kendine yer bulamamıştır.
Nitekim 1940 yılında yapılan İkinci Yazarlar Kongresi'nde ileri sürülen
görüşler dikkat çekicidir. Bu kongrede Türkmen şiirinin eksiklikleri üzerinde
durulmuş, genç şairlerin gevşek olduğu ileri sürülmüştür.
Öte yandan rejimin yanında veya karşısında olanlar
mücadelesi otuzlu ve kırklı yıllarda iyice keskinleşmiş; hapse atılan
şairlerin bir kısmı sonradan salıverilmiş, bir kısmı ise yok edilmiştir.
Meselâ, 1937 yılında hapsedilen şairlerden Hocanepes Çarıyev, 1941 yılında yok
edilmiş; Oraz Täçnazarov ise, önce hapsedilmiş ve vatandaşlıktan çıkarılmış,
daha sonra da 1942 yılında rejimin kurbanı olmuştur.
Şair/yazarların sindirilmeye çalışılması ve bir
kısmının yok edilmesiyle, Türkmen kültürüne büyük bir darbe indirilmiştir.
Şiir, gelenekten beslenen ve baskısız gelişen bir edebî tür olduğu için, yeni
şiirin canlanması uzun yıllar almıştır.
D. İkinci Dünya Savaşı Yıllarının Şiiri
İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte
şiirde biraz canlanma görülür. Eli kalem tutan
insanların birçoğu cepheye
gider. Bunların bazısı savaşta ölür. Geri dönenler, yaşadıkları olayları
canlı ifadelerle şiirleştirirler.
Savaşla ilgili ilk şiirlerde, düşmanların savaşa
yönelik faaliyetleri konu edilmiştir. Savaş sırasında yazılan şiirlerde ise,
düşmanların nasıl yenilgiye uğratıldıkları ve savaşanların ne gibi yiğitlikler
gösterdikleri dile getirilmiştir.
Savaşın getirdiği hareketlilik, daha önceki şiirlerde görülen durgunluğu,
didaktikliği gidermiş ve bu yıllarda Türkmen edebiyatı akıcı şiirler
kazanmıştır. Yazılan şiirlerde savaş, kahramanlık ve vatan sevgisi temaları
ağırlıklı olarak işlenmiştir. Ancak burada bir durumu belirtmek gerekir. "Vatan" kavramı, şiirlerde iki
anlama gelecek şekildedir. Şairler, bu kelimeyle hem Türkmenistan'ı hem de
bütün eski Sovyetler Birliği'ni kastetmektedirler. İkinci Dünya Savaşı'yla
ilgili şiirlerde "vatan" kelimesiyle daha çok, eski Sovyetler
Birliği kastedilmiştir.
Bu dönemde de şairler, klâsik Türkmen şairlerinin
eserlerinden faydalanmayı sürdürürler. Yazılan şiirlerde belli bir mana ve sembol
zenginliğine ulaşılır. Bunlarda Köroğlu, Keymir Kör, Manas ve Alpamış'ın adları
zikredilir. Şiirlerin coşkun ve ateşli kahramanları, Köroğlu'nu andırırlar.
Savaş yıllarında Gara Seyitliyev, "Halkım",
"Şaahıırıñ Kasamı" (Şairin Andı), "Pogonlı Gıız" (Apoletli
Kız); Aman Kekilov, "Kavkaz" (Kafkasyalı), "Günbatara"
(Batı'ya); Beki Seytekov, "Türkmen Soldatı" (Türkmen Askeri),
"Doostumıñ Yaadığäärliğine" (Dostumun Anısına); Rehmet Seyidov,
"Doostuma" (Dostuma),
"Uğratmak"
(Yollamak) gibi şiirlerinde vatan ve savaş temalarını yoğun
bir şekilde işlemişlerdir.
Türkmen şiiri,
bu yıllarda coşkun ve saf duygularla dolu lirik şiir örneklerine kavuşmuştur.
Bir bakıma güdümlü şiir gidip onun yerine, kaybettiği izini bularak kendi tabiî
seyrine yönelen asıl şiir belirmeye başlamıştır. Öte yandan Moskova'nın bütün
dikkatleri İkinci Dünya Savaşı'nda yoğunlaştığı için şairler, biraz serbest
düşünme fırsatı bulmuşlardır. Savaş yıllarında yazılan şiirlerde, savaşa
gidenlerin duygu ve düşünceleri; geride kalan gelin, kız, kadın, çocuk, ihtiyar ve özürlü kimselerin
çileli hayatları; savaşta hayatını kaybedenlerin yiğitliği ve ölümlerinden
duyulan acılar geniş bir şekilde işlenir. Bazı genç şairler, bu serbest ortamda
varlıklarını ortaya koyarlar. Bunlardan biri olan Ata Atacanov, savaşın bütün
şiddetiyle devam ettiği yıllarda tanınmaya başlar. Savaş yıllarında yazdığı
etkileyici şiirlerle, savaştan hemen sonra tanınmış Türkmen şairleri arasına
girmeyi başarır. Türkmen toprağına bağlı olan, halkına derin sevgi ve güven
besleyen bu genç şair; daha sonraki yıllarda Türkmen edebiyatına orijinal
şiirler kazandıracaktır.
II. ATA ATACANOV'UN HAYATI, EDEBÎ KİŞİLİĞİ ve ESERLERİ
A. Hayatı
Türkmen edebiyatının tanınmış şairlerinden biri olan Ata
Atacanov, 15 Aralık 1922'de Marı ilinin İkinci Gökçe köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Atacanov, Rusya'da
okuyan ilk Türkmenlerdendir. Hacı Atacanov, Tula İşçiler Fakültesini bitirir.
Daha sonra köylerde öğretmenlik yapar. Subay olarak İkinci Dünya Savaşı'na
katılır.
Bir eğitimci çocuğu olan Ata Atacanov, köy okulundan
sonra Taşkent'te bulunan Türkmen Pedagoji Lisesini bitirir (1937). 1938-1939
yılları arasında Aşkabat Pedagoji Enstitüsüne devam eder. 1959-1960 yıllarında
Moskova'da Sovyet Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen yüksek edebiyat
kurslarına katılır.
Bir müddet öğretmenlik yapar. Daha sonra öğretmenliği
bırakarak yayıncılık alanında çalışmaya başlar. Sovyet Türkmenistanı gazetesinde,
Türkmenistan Yazarlar Birliği ve Türkmenistan Kitapseverler Cemiyetinde önemli
görevlerde bulunur. Atacanov'un şiirleri,
Sovyet edebiyatı antolojilerinin yanı sıra dünya edebiyatıyla ilgili
eserlerde yayımlanmış; Rusça, İngilizce, İspanyolca, Bulgarca ve Lehçeye tercüme
edilmiştir. Yazdıkları, Sovyet Edebiyatı,
Pioner, Oktyabr, Smena, Ogonyok, Molodaya Gvardiya, Drujba Narodov, Znamya,
Yunost, Sovetskiy Voin, Neman Volga, Podyom ve Neva dergilerinde; Edebiyaat
ve Sunğat, Sovyet Türkmenistanı, Yaaş Kommunist, Mıdaam Tayyaar, Pravda,
İzvestiya, Literaturnaya Gazeta, Literaturnaya Rossiya, Pionerskaya Pravda
ve Komsomolskaya Pravda gazetelerinde yayımlanmıştır.
Atacanov'un şiirlerini Rusçaya tercüme edenler
arasında meşhur Sovyet
yazarları/çevirmenlerinden G.
Sannikov, A. Tarkovskiy, M.
Svetlov, A. Jarov, V. Gonçarov, P. Jeleznov, Yu. Gordiyenko, V. Jukov,
V. Tsıbin, N. Grebnev, O. Dmitriyev ve A. Govorov gibi kimseler bulunmaktadır.
Şair, değişik görevlerle Türkiye, İran, Afganistan,
Moğolistan, Romanya ve Yugoslavya'da bulunmuştur.
Atacanov, 1947 Mart'ında Sovyet Yazarlar Birliğine,
1961 yılında ise Sovyet Gazeteciler Cemiyetine üye olmuş; bu üyelikleri
ölümüne kadar sürmüştür. Birçok ödülün sahibi olan ve şiirleri Türkiye'deki
liselerde okutulan edebiyat
kitaplarına[1] da alınan şair,
10 Temmuz 1989'da ölmüştür.[2]
B. Edebî Kişiliği
Atacanov, edebiyat ve sanata küçük yaşta ilgi duyar.
Çünkü aile ortamı buna müsaittir. "Tääze Yıl Geldi" (Yeni Yıl Geldi)
adını taşıyan ilk şiiri, 1941 yılında yayımlanır. İkinci Dünya Savaşı sırasında
yazdığı şiirlerle tanınmaya başlar. Bu yıllarda yazdığı şiirler, daha çok halk
şiiri tarzına yakındır. Atacanov, ilk şiirlerini yirminci yüzyıl Türkmen halk
şairlerinden Ata Köpek Merğen'e göstermiş ve onun tavsiyelerini
dinlemiştir. Atacanov, bunu bir yazısında şöyle anlatır: "Ben on/on
iki yaşlarındaydım. Sakarçäğeli öğretmen,
söz ustası şair Ata Köpek Merğen, hemen her hafta babamın ziyaretine
gelirdi ve değişik konularda derin sohbetlerde bulunurlardı. Bir ara ben,
yazdığım şiirleri Ata Bey'e okudum. Beni dikkatle dinledi. `Kötü değil oğlum,
yazmaya devam et. Ancak bunları şimdilik katlayıp annenin sandığına koy. Oku,
çok oku' dedi." (Türkmenistan Ilımlar Akademiyası 1982: 266-267).
Genç Şair, bu sözleri ömür boyu kendine prensip
edinir. Taşkent'te Öğretmen Lisesinde okuduğu yıllarda edebî eserlerle içli
dışlı bir hayat yaşar. Bu yılları kendisi şöyle anlatır:
"Taşkent'teki pedagoji lisesi bana, kültürlü
babamın, okuma yazması olmayan annemin ve uyanık ninemin kalbime işleyemediği,
öğretemediği bir şeyi; yüksek sanat ürünü olan edebî eserleri sevmeyi öğretti.
Gerçek edebî eserlerin dünyasını açtı. Onların yumuşak, sakin, hüzünlü ve nazik
sesini, bin bir çeŞit rengini, büyülü bahçesini bana gösterdi. Bu sebeple
`Ömrümü sanat ve edebiyata bağışlamaktaki kararlılığı bana veren; ninemin, anne
ve babamın evde öğrettikleri değil de Taşkent Pedagoji Lisesinde
öğrendiklerimdir' diye düşünüyorum." (Türkmenistan Ilımlar Akademiyası
1982: 267). Şairin, "Raisa Nikolayevna bilen Alışbeğ Süleymanoviç" adlı makalesinden alınan bu satırlarda biz, onun, hayatını sanat ve
edebiyata adamasına sebep olan asıl faktörü görebiliyoruz. Atacanov'un şiir
yazmaya başladığı yıllarda, devrin önemli simalarından biri olan yazar
Nurmırat Sarıhanov'la tanışması da yine
ona çok şey kazandırmıştır. Sarıhanov'un kendisine söylediklerini Atacanov
şöyle anlatır: "`Şiirlerin manası iyi' dedi. Ancak benim tavsiyem; oku,
sanat değeri olan eserleri çok oku. Mahtumkulu ve Mollanepes'i
oku." (Türkmenistan Ilımlar Akademiyası 1982: 267).
Bu tavsiyeye de kulak veren şair, kendisini daha çok
okumaya verdi. Nurmırat Sarıhanov, Türkmen klâsik şiirinin Mahtumkulu ve
Mollanepes gibi iki önemli şairini
okumasını söylemekle, yeni şiir yazmaya
başlayan bir kimsenin gelenekten faydalanmasının önemini de bir bakıma vurgulamış
oluyordu. Sözü edilen tavsiyeleri dinleyen genç şair, daha sonra Türkmen klâsik
şairlerinin eserlerini peş peşe okumuş; bunları okurken, kendi şiirlerini nasıl
ifade etmesi gerektiğini uzun uzun düŞünmüŞtür.
Atacanov'un ilk şiirlerinde görülen akıcılık ve mana
zenginliği, diğer şiirlerinde de artarak devam etmiştir. Onun, sanat dünyasında
etkin bir şekilde görünmeye başladığı yıllarda, İkinci Dünya Savaşı bütün
şiddetiyle devam ediyordu. Şair,
bu ortamda "vatan" ve "savaş" temalarını işleyen şiirler
yazar.
Kendisi, savaşa katılmamış ve şiirlerinde anlattığı
olayları gözüyle görmemiş olsa bile etkileyici şiirler yazmayı başarmıştır.
"Nääbelli Gahrımaana" (Adsız Kahramana), "Çık daa Seret
Yoollara" (Çık da Bak Yollara) gibi şiirleri savaşla ilgilidir. Şair,
"Alma Yene Gülleyäär" (Elma Yine Çiçek Açıyor) adlı şiirinde ise, bir
elma ağacının trajedisini örnekleyerek savaş yılları ve sonrasında yaşananları
sembolik olarak anlatmıştır. Atacanov'un ilk şiir kitabı, Alma Yene
Gülleyäär (Elma Yine Çiçek Açıyor, 1948)'dir. Bu eserde, savaş ve zafer
temaları ağırlıklı olarak işlenmiş, bunların yanında başka temalara da yer
verilmiştir. Şair, eserinde Türkmen halkının düşünce ve hayallerini
şiirleştirmiş ve bu eserle Türkmen edebiyatı yeni bir Şairine kavuŞmuŞtur.
Şairin ikinci eseri olan Türkmenistanıñ Baharı (1952)'nın adı da birinci
kitabında olduğu gibi yine semboliktir. Savaş, bir bakıma kıştır; savaş sonrası
ise bahardır. Artık savaşın tahrip ettiği şeyleri tamir etmenin zamanı
gelmiştir. Atacanov, ikinci eserinde, etkili bir tema olarak 1948 yılında
Aşkabat'ta meydana gelen depremi de işlemiştir. Ata Atacanov'un hayat gerçeğini
canlı bir şekilde dile getirmesi, onun geniş kitlelerce tanınmasında etkili
olmuştur. Şairin kuvvetli lirizmi ve coşkun dünyası, Arzılı Mııhmaan (Aziz
Misafir, 1956) adlı kitabında belirgindir. Bu kitapta, önceki eserlere göre
kendini hissettiren değişiklik, temaların çokluğudur. Arzılı Mııhmaan'da
da savaş ve savaştan hemen sonrasının hayatıyla ilgili temalar bulunmakla
birlikte eser, okurlarına bunlardan başka birçok yeni dünyanın kapılarını
aralamıştır. Öte yandan işlenen temalar, farklı bir üslûpla ele alınmıştır.
Daha önceki eserlerde konular, genel çizgileriyle anlatılırken Arzılı
Mııhmaan'da bunlar derinlik kazanmıştır. Söz konusu eserde yer alan aşk
şiirleri, Atacanov'un bu temada başarılı şiirler yazabileceğini göstermiştir.
Bunlarda şair, samimî duyguları ve aydınlık bir dünyayı okurlarına sunmuştur.
Aşk teması, söz konusu eserin en ağırlıklı temalarından biridir.
1957 yılında yayımlanan Gözüñiz Aaydıñ (Gözünüz
Aydın) adlı eserinde -Arzılı Mııhmaan'ın aksine- çok sözlülük ve
şairanelik hakimdir. Bilhassa
"Lenin", "parti" ve "devrim"le ilgili şiirlerde
bunlar daha belirgindir. Şair, bu konularda ne kadar çok yoğunlaşmışsa, o
kadar da şiirden uzaklaşmıştır.
Söz konusu atmosfer, bazen bütün bir şiiri kuşatmakta,
bazen de şiirin sadece bir kısmında yer almaktadır. Ancak şair; sevdasını,
tabiatı, insanı, hayatı ve benzeri konuları anlattığında tabiî bir söyleyiş
rahatlığına ulaşmıştır. Atacanov'un bu tür şiirleri daha güçlüdür. Özellikle
yazdığı aşk şiirlerinin taşıdığı lirizm, belirli bir olgunluğa erişmiş ve onun
"sevda lirizminin şairi" olarak tanınmasını sağlamıştır. Äädimme
Äädim (Adım Adım, 1961), seçme şiirlerini içine alan ilk kitabıdır. Bu
esere, daha önceki yıllarda yayımlanmış olan kitaplarında bulunan en iyi
şiirler alınmıştır.
Atacanov, Äädimme Äädim'den sonra Sallançağım
Sähraa Meniñ (Salıncağım Sahra Benim, 1963) adlı eserini yayımlar. Bu
devirde Kerim Gurbannepesov, Berdinazar Hudaynazarov, Allaberdi Hayıdov, Gara
Seyitliyev ve Mämmet Seyidov Türkmen şiirine felsefî bir boyut kazandırırlar.
Atacanov da onlara katılır ve felsefî şiirler yazar. Anılan son eserinde bu tür
şiirlerin sayısı fazladır. Şair, dünyada meydana gelen değişik olayları ve
farklı insan tiplerini fikir süzgecinden geçirip yorumlamıştır.
1966 yılında yayımlanan Öçme Oocağım (Sönme
Ocağım)'da da felsefî boyutu olan şiirler bulunmaktadır. Şair, bu eserinde orijinal
imajlar ortaya koymuştur.
Daha önce yazdığı en güzel şiirlerin bir araya
getirilmesiyle ortaya çıkan Aaylı Ağşam (Aylı Akşam, 1972) ile Atacanov'un
şiiri; imaj, hayal, duygu ve düşünce açısından oldukça zenginleşmiştir.
Şairin Men Size Baryaan (Ben Size Gitmekteyim,
1978) adlı eseri ise, onun şiirinin gösterdiği gelişmeleri izlememize fırsat
veren ve Atacanov'un çağdaş Türkmen şiirinin bir üstadı sayılmasına vesile olan
şiirler toplamıdır. Bu eser, Gurbandurdı Gurbansähedov'un ifadesiyle "şairin
ömür kitabı"dır (ABDIYEV- MANUNTSEVA 1982: 7).
Atacanov'un şiiri için, Kazak şairi Tomanbay
Moldagaliyev şöyle der: "Eğer
Türkmen şiiri, halkın kültür dünyasının Ceyhun'u ise; Ata Atacanov'un şiiri, o
ırmağa katılan sayısı çok pınarlardan biridir." (ABDIYEV-MANUNTSEVA 1982:
173).
Şair; "yol", "ateş" ve
"güneş" gibi kelimeleri imajlar yoluyla çok değişik kavramları ifade
edecek şekilde şiirine yerleştirmiştir.
Atacanov'un Şiirlerinin zihinlerde yer eden kahramanları,
aydınlık bir gelecek için çabalarlar. Bunlar; cömertliği, insanların birbirini
sevmesini öğütler; vatanın mukaddesliğini ve onu sevmeyi her şeyden üstün
görürler. Atacanov şiirinin hoş bir
lirizmi vardır. Bu özelliğinden dolayı şiirlerinin birçoğu bestelenmiştir.
Türkmen bestekârlarının hemen hepsi, onun şiirilerinden şarkı, türkü, kantat
(kahramanlık veya din konularında yazılıp bestelenen şiir), romans (şarkı
türünde ve piyano için hazırlanmış, genellikle kıtalar biçiminde beste) ve
oratoryo (solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış, oyun ögesi bulunmayan,
kutsal nitelikte müzik eseri)lar meydana getirmişlerdir.
"Dövranıñ Başdan Geçirenleri" (Dövran'ın
Başından Geçenler), "Meniñ Doostum Meleğuş" (Benim Dostum Meleğuş),
"Yuurt Eyesi" (Yurt Sahibi), "Yook Diymeği Başar" (Hayır
Demeyi Öğren) vb. filimlerde yer alan türkülerin sözleri de Atacanov'a aittir.
Atacanov, sanatının asıl çizgisini şiirde devam
ettirmekle birlikte, küçük hikâye, deneme, tiyatro ve roman türünde eserler de
vermiştir. Şair, hayatının sonlarına doğru kısa düz yazı türlerini bırakıp
romana yönelmiş ve bunda başarılı olmuştur. Bu konuda tenkitçi L. Çeşenko,
şöyle der: "Ata Atacanov'u okuyucular önce şair olarak tanıyorlardı.
Türkmen lirik şiirinin bu günkü olgunluğa erişmesinde onun şiiri önemli rol
oynamıştı. Son devirlerde ise, biz nesirci bir Atacanov'la karşı
karşıyayız." (ABDIYEV-MANUNTSEVA 1982: 14).
Ata Atacanov, yazdığı Çakmak (1972) adlı
romanda, 1920'li yıllarda artan Rus nüfuzu ve baskısına karşı gelenlerle Rus
saflarında yer alanların mücadelelerini, arşiv belgelerini de inceleyerek
romanlaştırmıştır. Ööz Tanışlarım (Tanıdıklarım, 1978)'da ise, son devir
Türkmen aydınının -özellikle sanatçı ve ilim adamlarının- yaşayış biçimiyle
ilgili kesitleri ortaya koymuştur. Eserde Atacanov, Türkmen şair, yazar ve ilim
adamlarının hayat düzeyine; onların ne gibi sorumluluklarının bulunduğuna;
geniş halk kitleleriyle gerçekten diyaloglarının olup olmadığına değinir ve bu
konular üzerinde bir roman havası içerisinde kendi düşüncelerine de yer verir.
Söz konusu roman, türünün ilk büyük örneğidir. Ata Atacanov, tercüme/aktarma
işiyle de ilgilenmiş; Kazak şairi M. Alımbayev'in bir şiir kitabını (Men Türkmeniñ Mııhmaanı
adıyla), P. Grabovski'nin Teke Gızı manzumesini, S. Simirnov'un Brest
Galası piyesini, Ş. Raşıdov'un Galipler adlı romanını Türkmenceye
tercüme etmiş/aktarmıştır. Bunların yanı sıra, Rudakin, Sayat Nova, Süleyman
Layık, Heinrich Heine, Goethe, Puşkin, Nazım Hikmet, Samet Vurgun, A.
Tvardovski ve R. Gamzatov'un şiirlerini
Türkmenceye tercüme etmiş/aktarmıştır. Bunların bir kısmı, süreli
yayınlarda neşredildikten sonra kitap hâline getirilmiştir. Sonuç olarak şunu
söyleyebiliriz: Düz yazı türünde de eserler vermiş olsa bile,
şiirlerinin gücü dolayısıyla Ata Atacanov bir Şairdir.
C. Eserleri
1. Şiir
Kitapları
a. Alma Yene Gülleyäär, Aşğabat 1948, 54 s.
b. Türkmenistanıñ Baharı, Aşğabat 1952, 67 s.
c. Aman Okuva Gidyäär, Aşğabat 1953, 14 s.
d. İki Poema,
Aşğabat 1955, 46 s.
e. Arzılı Mııhmaan,
Aşğabat 1956, 91 s.
f. Permanıñ Maaması, Aşğabat 1956, 70 s.
g. Gözüñiz Aaydıñ,
Aşğabat 1957, 80 s.
h. Äädimme Äädim,
Aşğabat 1961, 128 s.
ı. Üçleriñ Sıyaahatı, Aşğabat 1962, 124 s.
i. Yene Bir YaaŞ Ösdük Biz, Aşğabat 1963, 20 s.
j. Sallançağım Sähraa Meniñ, Aşğabat 1963, 96 s.
k. Öçme Oocağım,
Aşğabat 1966, 112 s.
l. Tähran Depderi,
Aşğabat 1968, 26 s.
m. Aadamıñ Gudraatı, Aşğabat 1969, 63 s.
n. Aaylı Ağşam,
Aşğabat 1972, 319 s.
o. Atçapar,
Aşğabat 1976, 16 s.
ö. Men Size Baryaan, Aşğabat 1978, 704 s.
2. Nesir
Tarzında Yazdığı Eserler
a. Meniñ Dövürdeşlerim (Deneme), Aşğabat 1960, 109 s.
b. Aadam bilen Yer (Belgesel Metni), Aşğabat 1962, 28 s.
c. Naan
Bilen Naamıs (Hikâye-Deneme), Aşğabat 1965, 184 s.
d. Guşğı Galası (Dram),
Aşğabat 1967, 87 s.
e. Çakmak (Roman),
Aşğabat 1971, 370 s.
f. Ööz Tanışlarım (Roman),
Aşğabat 1978, 451 s.
3. Tercüme ve
Aktarmaları
a. Sayat Nova -Şiirler-
(Gurbandurdı Gurbansähedov'la birlikte), Aşğabat 1975, 80 s.
b. Ş. RaŞidov, Yeñiciler
-Roman- (Özbekçeden), Aşğabat 1978, 329 s.
[1] Bkz. Cihat EROL-Mehmet KARA-Nurullah ÇETİN-Taha ÇAĞLAROĞLU, Ders Geçme ve Kredi Sistemine Göre Türk Dili ve Edebiyatı/Edebiyat-4, Gaye Ders Kitapları, Ankara 1993, s. 247-250; Orhan OKAY-Cemal KURNAZ-Yavuz AKPINAR-Alâattin KARACA-Nurettin ALBAYRAK, Ders Geçme ve Kredili Sisteme Göre Türk Dili ve Edebiyatı/Edebiyat-4, Ülke, İstanbul 1994, s. 233-235; Komisyon, Ders Geçme ve Kredi Sistemine Göre Türk Dili ve Edebiyatı/Edebiyat-4, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1993, s. 246-250 vb. Anılan eserlerin üçü de Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığından geçmiş ve beş yıllığına ders kitabı olarak kabul edilmiştir.
[2] Bu tarihi, şairin kızı Şemşat Atacanova, 9 Ağustos 1990'da bana yazdığı mektupta belirtmiştir (M. K.).