İÇİNDEKİLER

·        ÖNSÖZ..................................................................................................................

·        GİRİŞ.....................................................................................................................

I. BÖLÜM     OĞUZLAR

·        a) Boylar.................................................................................................................

·        b) Anadolu’da Yerleşim...........................................................................................

·        II. BÖLÜM     AVŞAR TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ

·        a. Avşar Adı, Manası...............................................................................................

·        b. İslam Öncesi Dönem............................................................................................

·        c. İslami Dönemde Faaliyetleri-Kurdukları Devletler..................................................

·        c.a. Musul Atabeyleri.............................................................................................

·        c.b. Şumla ve Devleti.............................................................................................

·        c.c. Karamanoğulları Devleti.................................................................................

·        c.d. Germiyanoğulları............................................................................................

·        c.e. İnançoğulları...................................................................................................

·        c.f. Alaiye Beyliği....................................................................................................

·        c.g. Sevündük Han ve Avşarlu – Türkmen Beyliği (15. yy sonları – 1534)............

·        c.h. Nadir Şah ve İran’da Avşar İmparatorluğu....................................................

·        c.ı. Karabağ Hanlığı (1748 – 1828).......................................................................

·        III. BÖLÜM     AVŞARLAR’IN KAYSERİ ve CİVARINA İSKANLARI

·        a. İskana Kadarki Durumları....................................................................................

·        b. İskan Olayı ve Sonuçları.......................................................................................

·        c. Avşar Obaları ve Yerleştikleri Yerler....................................................................

·        SONUÇ..................................................................................................................

·        KAYNAKÇA.........................................................................................................

EKLER          


ÖNSÖZ

 

Bu araştırma, en önemli  Oğuz boylarından olan Avşar Türkmenleri’ni incelemektedir. Avşarlar, XI.yy’dan itibaren Türk tarihinde en devamlı rolleri oynayarak adını günümüze kadar yaşatabilen tek boydur. Onlar İslam öncesi Türk-Oğuz tarihinde de güçlü ve etkin bir boy olarak kendini göstermektedir. Anadolu’nun ve  fetih iskanında birinci derecede faaliyet gösteren ve Selçuklu Devri’nde faaliyetleri ile akis yapmış 3-4 boydan biri olan Avşarlar hakkında bilgilerin yeterli olmadığını ve bilgilerin dağınık olduğunu müşahede ettik. Avşarlar’a dair bir çok konuda da ilim adamlarımızca zıt görüşler ortaya atıldığını gördük. Bu sebeple Avşar boyunu konu alan müstakil bir eser vücuda getirilememiştir.

Biz bu araştırmamızda dar anlamda Avşar tarihine ait genel bir bilgi, geniş anlamda ise Kayseri ve civarına yerleşen Avşar obalarının tarihleri ve iskanları ile, iskan sonrası durumlarını açıklayan bir çalışma yaptık.

Bu amaçla saha araştırması yapmamız gerekmekteydi. Bunun için Kayseri başta olmak üzere, Adana, Maraş, Sivas, Nevşehir, Kırşehir illeri ve bu illere bağlı bazı ilçeler ile köyleri gezdik. Yüzlerce kişiyle görüştük. Bizim için çok faydalı olan bu görüşmelerde enteresan sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Ancak, bizim bu çalışmamız iddialı bir çalışma değildir. Kaynaklara yeterli derecede ulaşamamamız bilgilerin dağınık ve görüşlerin oldukça farklı olmasının bu çalışmayı eksik bıraktığı kanaatindeyiz. Buna rağmen Avşar Türkmenleri’ne dair düzenli, derli - toplu bir çalışma yaptığımız inancındayız.

Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. I. Bölümde; Avşarlar’ın mensup olduğu Oğuzlar hakkında tanıtıcı bilgi verilmiştir. II. Bölümde; genel olarak Avşarlar’ın tarihi anlatılmaktadır. III. Bölümde; ise Kayseri ve civarına yerleştirilen Avşarlar’ın tarihleri, iskanları ve iskan sonrası konu edilmiştir.

Bu çalışmamızda bizlere destek veren  herkese teşekkürü bir borç biliriz

.

Memduh YAĞMUR*

Adnan Menderes KAYA**

 

*Fırat Üniversitesi İletişim Fak.Öğr.Gör.

**Tarih Öğretmeni

 

I.BÖLÜM

 

OĞUZLAR

 

Oğuz adının menşei ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de Gy. Nemeth tarafından izah edilen görüş doğru olanıdır. Buna göre Oğuz Ok+z’den türemiş bir kelimedir. Ok oymak,   z ise çokluk ekidir. Böylece Oğuz oymaklar anlamına gelmektedir.[1]

Oğuzlar Gök Türk Devleti’ne mensup Türk boylarından biri olup, dokuz boydan oluşuyor ve VII ve VIII.yyTula ırmağı boylarında yaşıyorlardı. Onlar, devletin dayandığı önemli boylar arasında idiler. Bu dokuz boydan ikisinin adı biliniyor (Kuni ve Tonra). Uygurlar döneminde de yine devletin dayandığı en önemli boylardan olan Oğuzlar, çok güçlü idiler. Hatta Uygur  kağanına karşı isyan hareketine bile giriştiler. Dokuz Oğuzlar’ın akibeti bilinmiyor.

Bu dokuz Oğuzlar’dan ayrı olarak bir de Batı Göktürkler’den olan Oğuzlar vardı ki onlar On Ok’lara mensup idiler. Seyhun kıyılarında yaşayan bu Oğuzlar başka bir Türk eli kendisiyle mukayese edilemeyecek derecede dünya tarihinde pek mühim bir rol oynamıştır. Onlar Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarını kurmuşlar ve Moğol istilasından sonra  kavmin varlığını, tarihini, hatıralarını ve kültürünü korumak bakımından Türk Alemi’nin yegane kavmi olmak vasfını taşımışlardır.

Seyhun Oğuzları Boz-ok ve Üç-ok diye iki kola ayrılıyorlardı. Yurtları Hazar Denizinden, Seyhun Irmağı boylarındaki Farab ve İsficap yörelerine kadar olan yerler ile bu ırmağın kuzeyindeki bozkırlar idi. Başlarında Yabgu ünvanlı bir hükümdarları bulunan Oğuz Yabgu Devleti  X. Yy’ın birinci yarısında müstakil ve kudretli bir devlet idi. Onlar hiç bir zaman başka bir devlete tabi olmadılar. Oğuz  Devleti’nin ne zaman ve nasıl ortadan kalktığı bilinmiyor. Ancak iç çekişmeler sonucu XI. yy. başlarında yıkıldığı tahmin ediliyor. Oğuz Yabguluğunun dağılmasıyla bir kısım Oğuz boyları Karadeniz kuzeyine göç ederek Balkanlar’a kadar inmişlerdir.

X.yy’da gelişen iktisadi hayat ve ticari yoğunluk Oğuz yurtlarında zenginliğin artmasına ve buna bağlı olarak şehir hayatının gelişmesine sebep olmuştur. Böylece yeni şehirler kurulmuş ve yüksek bir kültür meydana gelmiştir. Yine bu sıralardaki ticari münasebetler vasıtasıyla İslamiyet’te hızlı bir şekilde yayılmış, XI.yy’da Oğuzlar’ın dini haline gelmiştir. Oğuzlar Selçuklu idaresinde Bizans sınırlarına uzanan bir devlet kurmuşlar ve Bizans karşısında savunmasız  kalan ve manen çürümüş olan İslam Alemi’nin de yeni ve tükenmez kuvvet kaynağı olmuşlardır. Bu Oğuzlar Türkmen adıyla tanınmışlar ve Oğuz adı daha çok milli ananeler ve destansı hikayelerde takılıp kalmıştır. İslamlığın etkisiyle yoğunlukla yerleşik hayata geçen Oğuzlar, göçebe kavimdaşları tarafından yatuk (tembel) diye aşağılanmıştır. Göçebe Oğuzlar’ın sürekli yer değiştirerek yağma yapmalarına karşılık, şehirlerde yaşayan Oğuzlar, Moğol istilası ile birlikte çoğunlukla yerlerinden kalkarak Horosan ve Iran’ın bazı yerlerine kaçtılar. Moğolların İran’a gelmesiyle de Anadolu’ya geldiler.

 

 

·        Boylar

Oğuzlar 24 boydan oluşan büyük bir topluluktur. Onlar Boz-ok ve Üç-ok olarak iki ana kümeye ayrılmıştır. Daha XI. yy’da Seyhun bölgesinde bu teşkilatın var olduğunu görüyoruz.

Oğuz boylarına ait iki ana liste vardır. Bunlar; Kaşgarlı ve Reşideddin listeleridir. Diğer listeler (H. Müstevfi, Yazıcıoğlu, Neşri, Ebulgazi...) Reşideddin’den aktarmadır. Yalnızca Ayni Kaşgarlı’dan faydalanmıştır.

Kaşgarlı’da Oğuzlar 24 boy olarak gösterilmiştir. O, iki boyu Halaç adıyla anıp, Oğuzlar’dan saymadığı gibi adlarını da vermemiştir. Ayrıca o listesinde boyları o zamanki şöhretlerine göre sıralamıştır. Kaşgarlı, 24 boyun Zülkarneyn’in Türkistan seferi sırasında Türkmen adını aldıklarına dair bir hikaye anlatır. Ona göre bu boylar bir çok obadan olmuştur ki, Oğuzlar’ın boylarından hiçbirinin obası kesinlikle bilinmiyor.

Oğuz boylarına ait tam liste XIV.yy başlarında Reşideddin tarafından verilmiştir. Buna göre Oğuzlar 24 boydur ve Boz-Ok, Üç-Ok olarak iki ana kola ayrılmıştır. Kaşgarlı’da ise böyle bir ayırım söz konusu değildir. Reşideddin listesini hazırlarken Oğuzlar’ın eski siyasi ve sosyal mevkilerine sadık kalmıştır. Buna göre Oğuz Han 6 çocuğundan 4’er tane torun sahibi olmuştur ki Oğuz boyları bu 24 torundan gelmektedir. Boz-ok, Üç-ok ayırımı da iki ayrı kadından geldikleri içindir.

Reşideddin’e göre Oğuzlar’ın hakim kolu Boz-ok’lardır. Bu sebeple Boz-ok’ların alameti yay. Üç-ok’lar ise tabi olduklarından ok idi. Eski Türkler sisteminde ve ordusunda ikili düzen bir kuraldı. Sağ ve Sol sıfatları ile anılan bu düzende Sağ kol daha şerefli sayılıyordu. Böylece Boz-ok’lar da hakim kol olduklarından sağ kol sayılmışlardır. Boz-ok’ların hakim kol sayılması, İslamiyet’ten önce siyasi üstünlüğün bu kolda olmasına bağlanıyor. Oğuz Yabguları Kayı, Yazır, Avşar, Beğdili ve Eymür boyundan çıkmıştır ki yalnız Eymür boyu Üç-ok’lardan idi. Dede Korkut destanlarında ise üstünlük Üç-ok’lardadır. İslami dönemde de  Üç-ok’lar büyük bir varlık göstermiştir. Kaşgarlı listesinde olan Çaruklug boyu Reşideddin listesinde yoktur. Reşideddin listesinde ise Kaşgarlı’da olmayan şu isimler vardır: Yaparlı, Kızık, Karkın. Bunlardan Kızık ve Karkın (Yıldız Han Oğulları), Kaşgarlı’nın listesine almadığı iki boydur. Yaparlı ise adının ne manaya geldiği yazılmayan tek boydur. Ayrıca ne Yaparlı ne de Çoruklu’ya ait tarihi bir kayda, bir yer adına veya teşekküle rastgelinmiştir. Böylece Reşideddin deki Yaparlı’nın Kaşgarlı’daki Çoruklu’nun yerini tuttuğu görülüyor.

Kaşgarlı ve Reşideddin boylara ait damgalarını da göstermişlerdir. Bu damgalar hayvanlara vuruluyor, paralara konuluyor, yapılan eserlere, vesikalara ve hatta bayraklara da işleniyordu. Reşideddin de fazla olarak Ongunlar’da görülmektedir. Ongunlar eti yenmeyen avcı kuşlardır ve kutsal kabul edilirler. Yine Reşideddin’in listesinde, eski zamanlarda boyların boylarda yiyeceği koyun etinin kısımları da bir kaideye bağlanmıştır.

Anlaşılacağı gibi bu gelenekler kendi eli içindeki siyasi ve sosyal hukukunu tayin etmektedir.

 

 

 

·     OĞUZ BOYLARI

 

·     Bozoklar
·     Üçoklar

Günhan

Kayı

Bayat

Alkaevli

Karaevli

Ayhan

Yazır

Döğer

Dodurga

Yaparlı

Yıldızhan

Avşar

Kızık

Beydili

Karkın

Gökhan

Bayındır

Peçenek

Çavuldur

Çepni

Dağhan

Salur

Eymür

Alayuntlu

Yüreğir

Denizhan

İğdir

Bügdüz

Yıva

Kınık

 

·        Anadolu’da Yerleşim

Oğuz Yabgu Devleti’nin yıkılması ile Oğuzlar’ın bir kısmı Karadeniz Kuzeyine gitmişlerdi. Bir bölümü ise 1035’te Horosan’a gelmişti. Gazneliler’e ait olan bu bölgede Selçuklu idaresi altında yaşayan Oğuzlar, Gazneliler’i uzun süren mücadelelerden sonra yenerek devletlerini kurdular (1040). Kısa zamanda Bizans sınırına kadar topraklarını genişlettiler. Seyhun’daki ana Oğuz kitlesinden kopan parçalar da sürekli İran’a geliyor ve devlete katılıyorlardı.

İslamiyeti kabul eden bu Oğuzlar aynı zamanda İslam dünyasının koruyucuları oldular. Böylece İslamiyet yeni ve güçlü bir unsura kavuşmuş oldu. Oğuzlar, Bizans karşısında İslam’ı savunmakla kalmamış, onları geri atarak Anadolu’yu almışlar yeni ve ebedi bir vatan yapmışlardır.

Araplar’ın uzun yıllar, muazzam ordular tarafından fethedemediği Anadolu 1071 Malazgirt Savaşı’nı takiben 8-10 yıl gibi bir sürede Türkler’in eline geçti. Böylece Anadolu’nun her tarafı Oğuz kümeleri ile doldu. Bunlar İran ve Türkistan’dan gelenlerce devamlı besleniyor ve nüfusları artıyordu. Fetihten sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı kurulmuştu. Bu kanal 13.yy’daki Moğol istilası ile daha da hareketlendi. Anadolu’ya daha kalabalık Oğuz grupları gelmeye başaldı. Anadolu’nun Türkleşmesini esasen Moğol istilasına borçluyuz. XIII.yy ortalarında yabancılar Anadolu’dan Suriye’ye önemli ölçüde Türkmen kaçtı. Bunlar orada da Boz-ok, Üç-ok teşkilatını muhafaza ettiler. Kuzey Suriye ve Osmanlı döneminde Halep Türkmenleri diye tanınan grup işte bunlardır. Bu Türkmenelr daha sonra Anadolu ve İran’a büyük ölçüde göçerek yerleşmiştir. Anlaşıldığına göre Boz-ok, Üç-ok teşkilatını en son taşıyan Oğuz kümesi bunlardır.

Moğol baskısıyla Seyhun boylarında oturan yerleşik Oğuzlar’da Anadolu’ya aktılar ve Oğuzlar’ın ezici çokluğu Anadolu’da toplandı. Böylece XI.yy’dan XIV.yy sonlarına kadar süren bu göçlerle Anadolu Oğuz ülkesi haline geldi. Oğuzlar’ın bir bölümü ise yerlerinde kaldı ki bugün Türkmenistanlılar onların torunudur.

İlk  fetihlerle gelenler  Doğu ve güneydoğu Anadolu’da yerleşmişler ve buralarda beylikler kurmuşlardır. Moğol istilasıyla birlikte Oğuzlar’ın önemli kısmı ise Batı Anadolu’ya gelmişlerdir. Bu tarihlerde Denizli bölgesinde 200.000 Türkmen’in yaşaması buna güzel bir örnektir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafi ve iklim şartları yüzünden Orta ve Batı Anadolu’nun aksine Türk yerleşimine daha az elverişli idi. Buna rağmen bu bölgelerde şehir hayatının geliştiğini ve Türkler’in bu bölgelere yerleştiğini görüyoruz. Bunlar Akkoyunlu ve Karakoyunlular idi. Fakat onların çoğunun İran’a gitmesiyle buraların bugünkü kavmi yapısı Osmanlı döneminde oluştu. Ebu Said Bahadır Han’ın ölümü üzerine Moğollar’ın iç mücadeleye girmeleri ile Anadolu’daki Türkmenler tam bir istiklal ve huzura kavuştular. Anadolu Beylikleri bundan sonra Türk birliğini kurmak için mücadeleye sarılacaklardır. Selçuklular’dan sonra beylikler döneminde ise Anadolu gerçek bir Türk ülkesi halini aldı. Selçuklular zamanında alınamayan yerlerin fethi, Türk nüfus ve kültürünün başta şehirler olmak üzere her yerde tam hakimiyet kurması, Türkçe’nin resmi ve edebi dil olarak kullanılması ve hakim olunan yerlerin mamur edilmesi, halkın müreffeh yaşaması bu devirde gerçekleşti.

Osmanlılar tarih sahnesine çıktığında Anadolu’daki Türkler her şeye sahip bir topluluk haline gelmişti. Osmanlılar’ın yaptığı iş Bursa’dan İstanbul’a kadar olan yeri fethetmek oldu. Her şey  olgunlaşmıştı ve ortam müsaitti. Osmanlılar Anadolu’ya tamamen ancak Kanuni döneminde sahip oldular. Tahrir defterlerine göre Oğuzlar’dan 23 boyun Anadolu’ya geldiğini kesin olarak ortaya koymuştur. Kaşgarlı’nın Alka-bölük, Reşideddin’in Alkaravlı (Alka-evli) diye andığı boya gelince böyle bir yer adına rastlanmamakla beraber bazı köy adları bununla ilgili gözüküyor. Halka evli, Halka avlu, Halka havlu köy adları Alka evli’nin değişmiş şekilleri olabilir. Hatta Halkalı köy adları dahi bu boyla ilgili olabilir.

Salur, Çavuldur, İğdir, Yazır, Eymür ve Karkın boyları Hazar Ötesi Türkmenlerinin oluşmasında birinci derecede emil oldukları gibi; bunlardan Salur, Eymür ve Karkınlar Anadolu’nun iskanında da önemli rol oynamışlardır. Hazar Ötesi Türkmenlerini oluşturan Kayı, Bayındır ve Bağdililer’den Kayılar Anadolu’nun fetih ve iskanında en önemli rolü oynayan boy olma özelliğini taşımaktadır. Bayındırlar’da önemli ölçüde iskan olmuşlardır. Bağdililer’den ise göçebe ve yerleşik kalabalık teşekküllerin yaşadıklarını görüyoruz. Anadolu’da diğer boylara nazaran daha zayıf bir durumda görülen boylar ise, Peçenek, Yıva, Bügdüz, Dodurga, Kızık, Alayundlu boylarıdır. Eski zamanlardan beri Oğuz boylarının nüfusları arasında farklar vardı. Bazı boylar kalabalık, bazıları az kalabalık, bazısı ise az nüfuslu idiler.

Avşar’a gelince; 16.yy’a ait Oğuz boyalrının yer adları sırasında Kayı boyundan sonra (94 yer adı) ikinci sırada gelen (86 yer adı) ve Anadolu’nun Türkleşmesinde birinci derecede rol oynayan  büyük bir boydur. Türkiye ve İran’da kalabalık oymakları bulunan Avşarlar, hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir. Avşar’dan sonra Kınık (81 yer adı) gelmektedir.

Anadolu’nun fethi ve iskanında Kayı, Avşar, Kınık, Bayındır ve Salurların birinci derecede rol aldıkları anlaşılmaktadır.


II. BÖLÜM

  

AVŞAR TARİHİNE TOPLU BİR BAKIŞ

 

A. Avşar Adı, Manası

 

Bütün Oğuz-Türkmen boyları Oğuz Han’ın 6 oğlundan ve 24 torunundan meydana gelmiştir. Avşar’da Yıldız Han’ın büyük oğlunun adı olup Boz-ok koluna mensuptur.

Avşar boyunun adı Kaşgarlı Mahmut (XI.yy) ve Fahrettin Mübarek Şah (XIII yy) listelerinde Avşar; Reşidüdin (XIV.yy başı) ile ona dayanan Yazıcıoğlu (XV.yy) ve Ebulgazi Bahadır Han (XVII.yy) listelerinde Avşar olarak geçer. Moğol istilasından önceki Vekayinamelerde de Avşar şeklinde rastlamak mümkündür. XIV ve XVII.yy’larda Anadolu’da her ikisi de görülmekle beraber Avşar adı daha çok yaygındır ve telafuz şekli zamanımızda ülkenin her yerinde Afşar’ın yerini almıştır. Buna karşılık XVI.yy’dan beri İran kaynaklarında Afşar şeklinde yazılır ve halen de bu boya mensup oymak ve köylülerce Afşar olarak söylenir.[2]

Kaşgarlı Mahmut kabile olarak diğer Oğuz boyları ile birlikte 6. sırada Afşar olarak bahsederek      şeklinde damgasını gösterir.[3] Reşidüddin’e göre Avşar hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir.[4] Manası ise “çevik ve vahşi hayvan avına hevesli” olup; ongunu tavşancıl kuşu  ve      şeklinde damgası vardır.[5]

Yazıcıoğlu Ali’de “cüst-ü çalak ve ava, canavara ve kuşa hevesli” manasını vermekte, ongunun taşvancıl ve damgasının da   şeklinde olduğunu göstermektedir.[6] Ebulgazi Bahadır Han’da “işi çabuk işleyici” manasını vererek; ongununu beyaz doğan (çeralaçin), damgasını da      şeklinde göstermektedir.[7] Wambery’de Avşar adına bir yerde “toplayıcı” diğer bir yerde ise “zaptiye neferi mübaşir” manasını vermektedir. G. Nemeth’de Avşar’ın “Avş” fiilinden geldiğini bunun da Kırım-Kazak Türkçesinde  “müsaade etmek ve itaat etmek” manasına geldiğini, dolayısıyla Avşar’ın itaatli manasında olduğunu söylemektedir.[8] Zeki Velidi Togan’da Avşar’ın “Avcı + er” den geldiğini, Tamaschek’in “avş=kam” demek olduğunu ve bunun mümkün olamayacağını belirtmektedir.[9] S.Ataniyazov’a göre “taypa”, “il” boy anlamında, Z.B.Muhammedovan’a göre “avşarmak, avşarılmak” sözleri kibirli olmak ve kibirlenmek anlamındadır. Azeri lehçesinde “avşar” süt, “avşarmak” sağmak, Seyhan ağızlarında ise yetenekli manasında kullanılmaktadır.  Ancak Avşar sözünde “ava hevesli” manasından başlarsak, kelimenin kökünü “Av” sözünde aramak lazımdır. Buna göre av kökünden -ş-ar ekleri ile meydana gelmiş olması gerekir. Biz böylece Avşar’ın “av” isminden geldiğini kabul etmiş oluyoruz ki, söyleyiş ve anlama bu yöndedir.[10][11]

Türkmenistan’da ise kılıç yalayıcı anlamı verilmekte ve Nadir Şah’a da Nadir Kılıçoğlu denmektedir. [12]

Görüldüğü üzere Avşar adının manası hakkında çeşitli görüş ve açıklamalar var. Fakat günümüzde Avşar Türkmenleri arasında en çok “çevik, ava meraklı ve işini çabuk gören” anlamı kullanılmaktadır.[13]

Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; bu Avşar ile aynıdır. Başına bir “y” harfi eklendiği görülen kelimenin manası da “eli açık ve cömert” tir.[14]

Türklerin bazı hayvanları ve kuşları kutsal sayıp, sembol edinmeleri bir inanıştı. Ongun denilen bu kuşlar yırtıcı ve korkulan kuşlardı ve eti yenmezdi. Fakat Oğuzlar’ın tarihinin hiç bir devresinde bir totem devresi görülmemiş, paganlığa rastlanılmamıştır.

Avşar boyunun ongunu da Reşidüddin ve Yazıcıoğlu’na göre tavşancıl kuşu (kartala benzeyen fakat daha küçük ve kahve renkli bir kuş), Ebulgazi Bahadır Han’a göre ise beyaz doğan (çurelaçin) kuşudur.[15]

Oğuz boylarının hepsinin aynı zamanda kendilerine ahs bir damgaları vardır. Bu damgalar hayvanlara vurulmakta, halı ve kilim motifi olarak kullanılmakta, aşı boyası ile evlerin duvarlarıan resmedilmekte, nazar değmemesi ve uğur getirmesi için bazı giyim eşyalarına konulmakta, hatta mezar taşlarına, abidelere, yapılara ve kayalara kazılmakta, devletlerin bastırdığı paralarda Boy’un belirtisi olarak kullanılmaktadır.[16] Bu damgalar sayesinde yapıların, eserlerin hangi boy tarafından inşa edildiğini, kimi beylik ve devletlerin hangi boy tarafından kurulduğunu ve kimi ünlü ailelerin hangi boya mensup olduğunu anlıyoruz ki tarih açısından çok büyük bir öneme sahiptir.

Eski zamanlarda Oğuz boylarının toylarda yiyeceği koyun etinin kıısmalrı da belli bir kaideye bağlanmıştır. Bu kısımlara sünük denir. Ongunlar gibi her dört boyunda müşterek sünüğü vardır. Yıldız Han Oğulları’nın (Avşar, Beydili, Karkın, Kızık) sünüğü de sağ umaca yani kalça (sağırı) kemiği kısmıdır.[17]

Ebulgazi Bahadır Han şöyle anlatmaktadır. “Altın çadırın baş köşesinde Kün Han, iş eşiğinde Irkıl Hoca sağ kolda birinci çadırda Kayı..., ikinci çadırda Alkaevli...,üçüncü çadırda ise Avşar’ı oturttular. Sağ uyluğu pay olarak verdiler. Kızık onu doğradı, Torumçı atlarını tuttu.[18]

A.Avşar Adı, Manası

 

Bütün Oğuz-Türkmen boyları Oğuz Han’ın 6 oğlundan ve 24 torunundan meydana gelmiştir. Avşar’da Yıldız Han’ın büyük oğlunun adı olup Boz-ok koluna mensuptur.

Avşar boyunun adı Kaşgarlı Mahmut (XI.yy) ve Fahrettin Mübarek Şah (XIII yy) listelerinde Avşar; Reşidüdin (XIV.yy başı) ile ona dayanan Yazıcıoğlu (XV.yy) ve Ebulgazi Bahadır Han (XVII.yy) listelerinde Avşar olarak geçer. Moğol istilasından önceki Vekayinamelerde de Avşar şeklinde rastlamak mümkündür. XIV ve XVII.yy’larda Anadolu’da her ikisi de görülmekle beraber Avşar adı daha çok yaygındır ve telafuz şekli zamanımızda ülkenin her yerinde Afşar’ın yerini almıştır. Buna karşılık XVI.yy’dan beri İran kaynaklarında Afşar şeklinde yazılır ve halen de bu boya mensup oymak ve köylülerce Afşar olarak söylenir.[19]

Kaşgarlı Mahmut kabile olarak diğer Oğuz boyları ile birlikte 6. sırada Afşar olarak bahsederek ( ) şeklinde damgasını gösterir.[20] Reşidüddin’e göre Avşar hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir.[21] Manası ise “çevik ve vahşi hayvan avına hevesli” olup; ongunu tavşancıl kuşu  ve (  ) şeklinde damgası vardır.[22]

Yazıcıoğlu Ali’de “cüst-ü çalak ve ava, canavara ve kuşa hevesli” manasını vermekte, ongunun taşvancıl ve damgasının da (X) şeklinde olduğunu göstermektedir.[23] Ebulgazi Bahadır Han’da “işi çabuk işleyici” manasını vererek; ongununu beyaz doğan (çeralaçin), damgasını da (   ) şeklinde göstermektedir.[24] Wambery’de Avşar adına bir yerde “toplayıcı” diğer bir yerde ise “zaptiye neferi mübaşir” manasını vermektedir. G. Nemeth’de Avşar’ın “Avş” fiilinden geldiğini bunun da Kırım-Kazak Türkçesinde  “müsaade etmek ve itaat etmek” manasına geldiğini, dolayısıyla Avşar’ın itaatli manasında olduğunu söylemektedir.[25] Zeki Velidi Togan’da Avşar’ın “Avcı + er” den geldiğini, Tamaschek’in “avş=kam” demek olduğunu ve bunun mümkün olamayacağını belirtmektedir.[26] S.Ataniyazov’a göre “taypa”, “il” boy anlamında, Z.B.Muhammedovan’a göre “avşarmak, avşarılmak” sözleri kibirli olmak ve kibirlenmek anlamındadır. Azeri lehçesinde “avşar” süt, “avşarmak” sağmak, Seyhan ağızlarında ise yetenekli manasında kullanılmaktadır.  Ancak Avşar sözünde “ava hevesli” manasından başlarsak, kelimenin kökünü “Av” sözünde aramak lazımdır. Buna göre av kökünden -ş-ar ekleri ile meydana gelmiş olması gerekir. Biz böylece Avşar’ın “av” isminden geldiğini kabul etmiş oluyoruz ki, söyleyiş ve anlama bu yöndedir.[27][28]

Görüldüğü üzere Avşar adının manası hakkında çeşitli görüş ve açıklamalar var. Fakat günümüzde Avşar Türkmenleri arasında en çok “çevik, ava meraklı ve işini çabuk gören” anlamı kullanılmaktadır.[29]

Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri arasında “Yapşar” şeklinde bir kelime vardır ki; bu Avşar ile aynıdır. Başına bir “y” harfi eklendiği görülen kelimenin manası da “eli açık ve cömert” tir.[30]

Türklerin bazı hayvanları ve kuşları kutsal sayıp, sembol edinmeleri bir inanıştı. Ongun denilen bu kuşlar yırtıcı ve korkulan kuşlardı ve eti yenmezdi. Fakat Oğuzlar’ın tarihinin hiç bir devresinde bir totem devresi görülmemiş, paganlığa rastlanılmamıştır.

Avşar boyunun ongunu da Reşidüddin ve Yazıcıoğlu’na göre tavşancıl kuşu (kartala benzeyen fakat daha küçük ve kahve renkli bir kuş), Ebulgazi Bahadır Han’a göre ise beyaz doğan (çurelaçin) kuşudur.[31]

Oğuz boylarının hepsinin aynı zamanda kendilerine ahs bir damgaları vardır. Bu damgalar hayvanlara vurulmakta, halı ve kilim motifi olarak kullanılmakta, aşı boyası ile evlerin duvarlarıan resmedilmekte, nazar değmemesi ve uğur getirmesi için bazı giyim eşyalarına konulmakta, hatta mezar taşlarına, abidelere, yapılara ve kayalara kazılmakta, devletlerin bastırdığı paralarda Boy’un belirtisi olarak kullanılmaktadır.[32] Bu damgalar sayesinde yapıların, eserlerin hangi boy tarafından inşa edildiğini, kimi beylik ve devletlerin hangi boy tarafından kurulduğunu ve kimi ünlü ailelerin hangi boya mensup olduğunu anlıyoruz ki tarih açısından çok büyük bir öneme sahiptir.

Eski zamanlarda Oğuz boylarının toylarda yiyeceği koyun etinin kıısmalrı da belli bir kaideye bağlanmıştır. Bu kısımlara sünük denir. Ongunlar gibi her dört boyunda müşterek sünüğü vardır. Yıldız Han Oğulları’nın (Avşar, Beydili, Karkın, Kızık) sünüğü de sağ umaca yani kalça (sağırı) kemiği kısmıdır.[33]

Ebulgazi Bahadır Han şöyle anlatmaktadır. “Altın çadırın baş köşesinde Kün Han, iş eşiğinde Irkıl Hoca sağ kolda birinci çadırda Kayı..., ikinci çadırda Alkaevli...,üçüncü çadırda ise Avşar’ı oturttular. Sağ uyluğu pay olarak verdiler. Kızık onu doğradı, Torumçı atlarını tuttu.[34]

 

B. İslam Öncesi Dönem

 

Avşarlar, İslamiyet öncesi de varlıklarını hissettirebilen büyük ve geniş bir boy olarak karşımıza çıkmaktadır. En eski Oğuz rivayetlerinde, Avşarlar hakkında şu bilgiler vardır: Oğuz İli’nin Hakanı Köl Erki’nin bir kızı vardı. Çok güzel, baba ve anasının bütün işlerine muktedir. Korkut, Köl Erki ile  Tuman’a söyleyip yedi gece-gündüz düğün yapıp padişahlara layık esbab ve çeyiz ile Köl Erki’nin kızını Tuman’a verdi. Aynı zamanda Ayna Han diye Avşar ilinin Han’ı vardı. Ayna Han bu kızı oğluna istemişti Köl Erki’nin üzerine yürüdü. Köl Erki’de kabul edip kızı verecek olmuştu. Ayna Han kızı Tuman’a verdiğini işittiktan sonra asker çekip Köl Erki’nin üzerine yürüdü. Köl Erki de büyük bir ordu ile karşı varıp vuruşup Ayna’yı malup etti. Ayna’nın oğlunu öldürdü ve askerini kırdırdı.  Ayna’yı kovalayıp yurduna vardı. Yurdunu alıp altı ay orada oturdu. Ayna kaçıp başka bir ile gitti. Köl Erki and içip, Ayna’ya adam gönderip dedi ki; “Bu kötülüğü yapan sen değil, oğlun idi. O da cezasını buldu. Şimdi seninle ardeşiz, gel yurduna sahip ol, ben dönüyorum” elçi varıp bu sözlerin hepsini söyledi. Ayna inanıp geldi. Köl Erki’yi gördü. Köl Erki’de yurdunu teslim edip dönüp kendi yurduna indi.

Bir başka yerde de şöyle bir hadise anlatılmaktadır:

Buğra Han evlenmek istemektedir. Beyler “Han’a münasip odur ki evlensinler” deyince Han oğluna; “öyle münasip hatun nereden bulunur ki gelip annenin yerini tutsun” dedi. Kuzı Tekin “annem gibi olmazsa ondan aşağı olsun” dedi. Avşar ilinde Eğrence denilen zatın görülecek iyi, yurtta ün yapmış güzel bir kızı vardı. Onu Han’a alıverdi. O bedbaht kızın gönlüne bu fikir geldi ki: “Kuzı Tekin’in bana meyli var. Onun için beni babasına bahane ile alıyor, ta ki kendisi benimle gizlice sevişsin. Yoksa ihtiyar adama benim gibi güzelliğe sahip bir kızı niçin alıversin” dedi. Fakat bu kız Kuzı Tekin’e aşık olmuştu. Kuzı tekin’den yüz bulamayınca onun hakkında iftiralarda bulunuyor ve kendisiyle yattığı yalanını etrafa yayıyordu. Halk ikiye bölündü ve kimi Kuzı  Tekin’e, kimi de kıza inanıyordu. Han Kuzı Tekin’i dinleyip hizmetçileri sıkıştırınca gerçek ortaya çıktı. Kızı beş yabani taya bağlayarak, parçalayıp öldürdü.[35]

Bu rivayetlerden anlaşıldığına göre Avşarlar, İslam öncesinde de Oğuz Eli içerisinde büyük ve kuvvetli bir boy olarak görülmektedir. Çok kalabalık ve müstakil bir yurtlarının olduğu, başlarında da kendi soylarından bir hanlarının bulunduğu anlaşılıyor. Avşar ili hanının asker çekip, Oğuz ili hanı ile savaşabilecek kadar güçlü ve cesaretli oldukları ve bu gücün bir göstergesi olarak Oğuz Han’ının kızını istemesi önemlidir.

Avşar ismine ilk defa M.Ö. 500’lü yıllarda rastlanmaktadır. Artvin’in Hopa İlçesi’nin yerinde bulunan kasaba ve yakındaki ırmak bu dönem yazarlarınca Absaros diye tanıtılmıştır. Yunanca’da (c,ç,ş) sesleri olmadığından dolayı ve tekil belirten “os” son ekini çıkarınca bu kelimenin en eskiden Apşar diye söylenen Bozok kolu Avşar olduğunu anlıyoruz.[36] Çünkü Türkçe’de  “f, v” sesleri yoktu ve yerlerini “ p,b” sesleri karşılıyordu. Dolayısıyla Avşar /Afşar ismi M.Ö. Abşar/Apşar şeklinde söylenmekteydi.

Aynı yıllarda çevre yer isimleri arasında Karınet (Oğuzlar’ın Karkın Boyu) Azgur (Yazgur=Yazır Boyu), Tumanis (Tuman=Duman, Mete’nin babasının adı ile aynı) Kalarçet (Kalaç=Halaç Boyu) gibi yer  adlarının bulunması dikkat çekicidir ki bölgede M.Ö. 500’lü yıllarda bir Türk göçü veya hakimiyeti olduğunu gösterir.

M.Ö. 680 yılında Kimmerler’i yurtlarından atan Sakalar Kafkasya, Doğu Anadolu ve Batı İran’a hakim oldular. Bu fetih esnasında Saka Türk birliğine dahil bir çok Türk boyu vardı ve bunlar buralarda yurt tutarak yerleşmişlerdir. [37] M.Ö. 249 yılında devlet kuran Oğuzlar Arsaklar adıyla (Partlar) İran tahtına geçtiler. Doğu Anadolu, Batı İran ve Kafkasya’da hakim oldular. M.Ö. 53 yılında Harran civarında Romalıları yenerek, anılan bölgelerde küçük Arsaklılar devletini kuran Val Arsak, Kafkaslar’dan ve Bizans’tan gelecek saldırılara karşı perde vazifesi görüyordu. M.S. 226 yılında Büyük Arsaklılar yıkılınca bölge tamamen Küçük Arsaklılar’a kaldı. M.S. 429 yılında yıkıldı. Küçük Arsaklı Devleti yıkıldı. Bu devlet yıkıldıktan sonra 16 beyliğe ayrıldı ki bunlardan birisi de Dede Korkut hikayelerinde geçen Avşar Bey sülalesinden Ardzeruni beyliğidir.[38] 908 tarihinde Sacoğlu Yusuf, Ardzeruni Kralı Haçik Gagık’a taç giydirerek kendisine bağlamıştır. Daha sonra Selçuklu akınları sırasında yurdunu koruyamayacağını anlayan Kral Senekerim Hıvhannes Bizans ile anlaşarak 1021’de Van bölgesini Sivas ile değişti. 1080 yılında ise Selçuklular tarafından ortadan kaldırıldı.[39]

Buralarda yurt tutan boylar arasında Salur, Döğer, Yazır, Peçenek, Avşar gibi Oğuz boyları vardır.

Avşarlar da Saka Türk Birliği’ne dahil olarak M.Ö. 680’li yıllarda Kafkasya’dan gelerek, Gürcistan, Azerbaycan ve Van bölgesine yerleşmişlerdir. Arran-Albanya-Avganya bölgesinde Avşar Cevanşir kabilesinin hakim olduğunu görüyoruz ki Gürcistan’da bunların sınırları içindeydi. Hatta Arap orduları Gürcistan’ı fethe geldiklerinde tahta Hristiyanlaşmış bir Türk Prensi olan Cevanşir vardı.[40] Yine bu dönemlerde Hazar Kağanlığı’nın Kafkaslar’a akınlar yaptığını görüyoruz ki; Cevanşirler bu saldırılara karşılık vermiş ancak yenilmişler, Prens Cevanşir ise 7 yıl esaret altında kalmıştır.[41]

Görüldüğü üzere Avşar’lar özellikle Arran (Karabağ) bölgesini yurt tutarak, Selçuklu fethine kadar burada kalmışlardır. Buradaki Avşar’lar Hülagi Han zamanında Anadolu’ya getirilen ve Timur zamanında Karabağ nakledilen Avşarlar’la birleşerek Otuziki Cevenşir (32 boydan müteşekkil) adını almışlardır.[42] Osmanlı arşiv belgelerine göre bunların varlığı İslamiyet öncesine kadar gitmektedir.[43]

İslamiyet’in çıktığı ve yayıldığı dönemlerde (570-750) Avşar’lar Iğdır ve Ardahan’a yerleşmişlerdir.[44] Göçten evvelde Oğuz Eli içerisinde kalabalık ve önemli bir boy olan Avşar’lar hakkında X.yy gezginlerinden olan El Makdisi, Türk sınırında Avşar isimli bir köyden bahsetmektedir. Kaşgarlı Mahmut’da “Sirderya bölgesinde ve bu bölgelerin kuzeyinde yaşayan Türkmenler’den, ırmak kıyısında yerleşik hayat süren, çiftçilik ve tüccarlıkla uğraşan yatuk (tembel) adı verilen Oğuzlar’dan bir kısmı Avşarlar’dandır” demektedir.[45]

Avşar Türkmenleri de, diğer Oğuz - Türkmen boylarıyla birlikte Müslümanlığı kabul etmişler ve Anadolu’ya göç ederek yurt tutmuşlardır. Bu göçler sırasında çok büyük Avşar kitleleri Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında birinci derecede rol oynayarak artık enerjilerini Türk-İslam ülküsü için harcamışlardır. Ahmet Yesevi’nin müritlerinden olan ve Niyazabat’ta türbesi bulunan Avşar Baba,[46] Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’da İslamiyet’i yayan Alperenlerden Abdil Dede, Karaağaç Baba ve nice gazi dervişler bu ülkü uğruna hayatlarını feda etmişlerdir. Bu sayededir ki Anadolu denilen yer artık ilelebet Türk vatanı, İslam toprağı olmuştur.

Avşarlar’ın  bu göç olayı sonucu Anadolu’da yer adı olarak Kayı’dan sonra ikinci sırada olması (86 yer adı) Anadolu’nun fetih ve iskanında en önemli boylardan biri olduğunu gösterir. Selçuklular zamanında faaliyetleri ile kaynaklara geçmiş 3-4 boy vardır ki birisi Avşarlar’dır. Bunlardan Avşarlar’ın kitle halinde Anadolu’ya gelmeleri Aksungur ve oğlu İmameddin Zengi ile XI.yy sonlarına doğrudur ve kuzeyde Suriye ve Irak’ta hakim olmuşlardır. Diğer bir kitle de XII.yy başlarında Arslan ve Küştogan idaresinde İran’ın Hunistan bölgesinde 40 yıldan fazla beylik sürmüşlerdir.[47] Ayrıca Karamanoğulları, Germiyanoğulları, İnançoğulları gibi beylikler de Avşarlar’dandır ki Anadolu’da ne denli güçlü oldukları anlaşılır. Danişmendli Devleti ile Artuklu beyliklerinde de[48] Avşarlar faaliyet gösterdikleri gibi, Dulkadırlılar’ı kuran boylardan birisidir.[49] Yine Avşarlar XV.yy’da Akkoyunlu faaliyetlerine katıldıkları analşılıyor. Safevi Devleti’nin kurulmasına müteakip çok sayıda Avşar topluluğu İran’a gitmiş ve büyük bir güç kazanmışlar, neticede bunlardan Nadir Şah, Safeviler’in Avşar hanedanlığını kurmuştur.

Avşarlar bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, tarihimizde devamlı rol oynamış büyük bir boydur. Bu bakımdan hiç bir Oğuz boyu onunla mukayese edilemez.

Harzemşahlar zamanında da Avşarlar’ın çok kalabalık ve zengin bir kabile olduğunu ve Hemedan-Ahlat bölgelerinde yaşadıklarını  Celaleddin Harzemşah’ın bunlardan yüklü ganimet aldığını görüyoruz.[50]

 

C.İslami Dönemde Faaliyetleri-Kurdukları Devletler

 

Avşarlar’ın Anadolu’ya yerleşmede nüfuslarının çok ve etkinliğinin devamlı olduğunu görüyoruz. Böyle bir yapıya sahip bir boyun devlet kuramaması düşünülemez. İşte Avşarlar’da muhtelif zaman ve mekanlarda bir çok devlet beylik ve hanedanlıklar kurmuşlar, bir çok mühim olaylara karışmışlar ve adlarını zamanımıza kadar yaşatmışlardır.

Avşarlar Orta Asya’dan tamamen koparak İran, Suriye ve Anadolu’ya XI.yy’da Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra gelmişlerdir.

 

a. Musul Atabeyleri

Avşarlara ilk olarak XI.yy sonlarına doğru Aksungur idaresinde Suriye’ye gelmişlerdir.[51] Aksungur Oğuzlar’ın Avşar boyu beylerinden Alturgan Bey’in oğludur. Aksungur idaresindeki Avşarlar’la birlikte önce Alparslan’a ve onun ölümüyle Melikşah’a bağlı bulundu. 1085 yılında Musul’u ele geçirerek Ukayli Hanedanlığı’na son verdi Halep’in fethi sonucu Kasım’ü-d-devle unvanı ile Halep valiliğine getirildi. Melikşah’ın ölümüyle Saltanat mücadelesine atılan Tutuş önce Halep üzerine yürüyerek Aksungur’u itaat altına aldı. Fakat Tutuş’la anlaşamayan Aksungur  Berkyaruk’un tarafına geçti. Tutuş Halep’e gelerek Aksungur’a savaş açtı. Berkyaruk’tan yardım göremeyen Aksungur yenilerek Tutuş tarafından öldürüldü.[52]

Aksungur’un ölümüyle yerine oğlu Musul Atabeyliği’nin kurucusu olan Zengi’nin geçtiğini görüyoruz. Irak Selçuklu Sultanı Mahmud Zengi’yi 1127’de Musul Valisi tayin etmişti. Zengi Musul’a hakim olunca büyük ve güçlü bir Türk devleti kurmaya çalıştı. Önemli  Avşar  topluluğu sayesinde güçlü bir konuma yükseldi. Zengi Haçlılar ile tesirli mücadelenin ancak siyasi birlik ile mümkün olacağını idrak eden ilk Türk devlet adamıdır. O bir taraftan yavaş yavaş Mezepotamya ve Kuzey Suriye’yi tek hakimiyet altında birleştirirken, bir taraftan da Haçlılar’a karşı başarılı savaşalr yaptı. Bu yolda İslamlığın zinde kuvvetleri olan Türkmenler’den geniş ölçüde faydalanmasını bildi.

1130 ve 1137’de Kudüs Kralı emrindeki Haçlıları bozguna uğrattı. Urfa Haçlı Kontluğu’nu yıkarak, 1144’de Urfa’yı  aldı. Urfa’nın düşmesi II. Haçlı Seferi’nin yapılmasına sebep oldu.[53] Zengi Ukayliler’in elinde olan Caber kalesini kuşatıp teslimini beklediği sırada muhafızlardan biri tarafından öldürüldü (1146). Ölümünden sonra ülkesi ikiye bölündü. Halep merkez olmak üzere  Suriye’de Nureddin Mahmut, Musul merkez olmak üzere El-Cezir’e de Seyfettin Gazi hükümdar oldular.

Ortaçağ Türk-İslam dünyasının en parlak simalarından olan Nureddin Mahmut, Haçlılara karşı başarılı savaşlar yaptı. O Haçlılar ile mücadelesinde Musul hakimi kardeşi Seyfettin Gazi ve yerine geçen Mevdud ile birlikte hareket etmiş ve Haçlılara karşı İslam cephesini birleştirmek için çok çalışmışlardır.  Yukarı Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ve Suriye’yi tek hakimiyet altında toplayarak sultanlığını ilan eden (1153) Nureddin Mahmud’un prestiji Selçuklu Hanedanı’nı gölgede bırakacak kadar artmıştır. O Selahaddin Eyyubi’yi Mısır’a gönderek Fatımi Halifeliği’nin yıkılmasını sağlamıştır.[54] 1174’te ölümüyle ülkesi yavaş yavaş Selahattin Eyyubi’nin eline geçti. 1181’de Halep kolu sona erdi.

Musul’da ise; Mevdud’un ölümüyle birlikte Zengi’ler kendi içlerinde mücadele ederek zayıf düşmüşlerdir. Neticede Eyyubiler, Zengiler’in yerine geçerek, onların mirasına sahip çıktılar. Böylece 1221’de Zengi Devleti ortadan kalkmış oldu.

Musul Atabeyliği’nin kurulması ile Avşarlar kitle halinde birleşerek başlı başına bir güç oluşturmuşlardır. Bu zamanda Avşarlar devletin üst kademelerinde görev almışlardır. Ayrıca Selahaddin Eyyubi gibi bir şahsiyet yetiştirerek kendilerinden sonra da bölgenin Haçlılara karşı ayakta kalmasını sağlamışlardır. Moğol istilası sonucu buradaki Avşarlar, Anadlo’nun güneyine göç ederek diğer Türkmen oymaklarının da yardımıyla Karamanoğulları Beyliği’ni kuracaklardır.

 

·        b. Şumla ve Devleti

XI.yy sonları ile XII.yy başlarında Avşarlar, Arslan kumandasında İran’ın Huzistan bölgesine gelmişlerdir.[55] Arslanoğlu Yakup Bey, Fars bölgesini almak için bir kaç kez Sungur’un üzerine yürümüşse de bozguna uğramıştı. Yakup Bey’den sonra Avşarlar’ın başında Şumla’yı görüyoruz. Şumla’nın asıl adı Aydoğdu, babası ise Küştogan idi. Şumla Huzistan ile Luristan’ın bir kısmını idare ediyordu. Onun zamanında Avşarlar önemli bir güç haline geldi. Öyle ki; ünlü Selçuklu emirlerinden Has Beg Azerbaycan’da oldukça güçlü olan Avşarlar’ın desteğini alabilmek için, Şumla ile dostluk kurmuş ve konumunu güçlendirmeye çalışmıştı.[56]

Şumla Lur denilen kürtleri destekleyerek Kuzey ve Batı Luristan’da küçük bir Atabeyliğin temellerini attı ve bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı. Selçuklular’dan Melikşah’ı Huzistan’dan çıkararak buraya tamamen hakim oldu. Ancak, 1159’da Melikşah’a yenilerek  en yakın emiri oldu.  1160’dan sonra bir çok fetih ve yağma hareketlerine girişti. Bir ara Fars bölgesine hakim olduysa da kötü idaresi yüzünden tekrar Fars’tan ayrılmak zorunda kaldı.

Şumla çok hırslı bir kişiydi. İdaresine almak istediği bazı Türkmenler’in üzerine yürüdü ve yaptığı çarpışmada öldü (1176). Şumla cesur, zeki ve dirayetli bir şahsiyet idi. O bu meziyetleriyle Huzistan ve komşu bazı yörelerde Luristan’ın bir kısmını da içine alan bir beylik kurmuştu. Şumla’dan sonra yerine oğlu Şerafeddin Emiran geçti. Onun döneminde uzun bir süre Şumlaoğulları ile ilgili bir bilgiye rastlanmıyor. Bu, ülkenin sakin bir barış dönemi yaşaması ve siyasi olaylara karışmaması ile ilgili gözüküyor. Emiran’dan sonra başa geçen Su-sıyan’ın ölmesiyle(1194) oğulları arasında çıkan taht kavgasında halifeden yardım istenmesi beyliğin sonunu getirdi. 1194’te Halife ordusu Huzistan’ı işgal etti ve Şumla ailesini toplayıp Bağdat’a götürdü. Avşarlar’ın Huzistan ve Luristan’da 42 kaleleri vardı. Şumlaoğulları’nın para kestirdikleri de biliniyor.[57]

 

ANADOLU’DA  AVŞARLAR

 

 

İslamiyet’ten önce Anadolu’da Artvin ve Van civarlarında yurt tutmuş Avşarlar bulunmaktaydı.[58] İslamiyet’in çıktığı ve yayıldığı dönemlerde (570-750) Avşarlar, Iğdır ve Ardahan’a yerleşmişlerdir.[59] Daha sonra Anadolu’ya yapılan Selçuklu akınları ve Malazgirt Zaferinden sonra Orta Asya’dan  gelen Türkmenlerle birlikte  yoğun olarak Anadolu’ya gelmişlerdir. Aksungur ve oğullarının devlet kurmasıyla  birlikte bu yoğunluk daha da hız kazanmıştır. Daha sonra kurulan Danişmend Beyliği içerisinde de Avşar Türkmenleri görülmektedir.[60]

14. asırda Karamanoğulları ve Germiyanoğlu Beyliklerini kurdukları gibi; Dulkadirli Beyliği’ni n kuruluşuna da destek vermişlerdir. [61]Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devletleri içerisinde  ve diğer Anadolu Türkmen beylikleri içinde de önemli sayıda Avşar Türkmenleri bulunmaktadır.[62] Hatta denilebilir ki, bu zamanlarda Anadolu’nun bütün bölgelerinde Avşar Türkmenlerini görmemiz mümkün olduğu gibi, bulundukları devletlerin siyasi yapılarını da etkilemekteydiler.

 

·        c. Karamanoğulları Devleti

Oğuzlar’ın Avşar boyundan olan Karamanoğulları, Anadolu Türkmen beyliklerinin Osmanlılar’dan sonra en büyüğü ve devamlısıdır.[63] Karaman oymağının bir kısmı Alaaddin Keykubat zamanında (1128) Ermenek tarafına yerleştirilmiştir. Karamanlılar bundan önce Sivas tarafında bulunuyorlardı. Uçlarda bulunan Türkmenler’in çoğunluğunu Karamanlılar oluşturuyordu. Karaman tahtı beylikten ziyade bir devlet sayılmıştır. Karaman Aşireti reisi Nure Safi 1228’de  Babai tarikatına girmiş ve Türkmenler üzerinde nüfuzunu artırmış; Hıristiyanlar’dan Ereğli’yi almış ve Silifke’ye de saldırarak tekfurunu öldürmüştür. Bu tarihlerde (1254) Karamanlılar’a mensup olan Avşar Bey’i İslam Bey’in Silifke Mersin arasındaki Cracca şehrini (Kız kulesi ) yağma ettiğini onun ölümünden sonra da Sarum Bey’in tekrar şehre akınlar düzenlediğini görüyoruz.[64] Nure Sofi 1256’da ölünce yerine Karaman Bey geçmiştir. Karaman Bey Ermenek’i alarak burasını başkent yaptı.

1262’de tahta çıkan Mehmed bey, Moğol işgali altında olan Anadolu’nun kurtulması için isyan bayrağı açan ve bu sebeple Selçuklu ve Moğol orduları ile ölene kadar çarpışan bir mücadele insanıdır.Moğollarla bir kaç defa savaşmış ve iki defasında da yenmiştir.Sultan Baybars, Moğollar’a karşı Anadolu’ya geldiği zaman onun yanı başında yer almıştır.[65]

13 Mayıs 1277’de Konya’yı işgal ettiğinde, meşhur fermanı ile Türkçe’yi resmi dil ilan etmiştir. Bu fermanda;”Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste,meydanda, çarşıda ve pazarda Türkçe’den başka bir dil konuşulmayacak ve kullanılmayacaktır” diyerek; resmi devlet işlerinde kullanılan Arapça ve Farsça’nın hakimiyetine büyük bir darbe vurmuştur.Bu ferman Türk kültür tarihinin en büyük hadiselerindendir ve her yıl 13 Mayıs günü Karaman’da Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.Konya’ya girerek II. Keykavus’un oğlu olarak tanıttığı Giyasettin Siyavuş’u (Cimri) tahta çıkardı ve kendisini de vezir ilan etti (1277).Mehmet Bey, Moğollar’la çarpışırken öldü (1277).

 Mehmet Bey hayatı boyunca Moğollar’la vuruşmuş, onları iki kez bozguna uğratmış ve yıldırtmıştı. Gazan Han’ın şöyle söylediği rivayet olunur: “Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa idi; Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi.[66]

Karamanlılar uzun yıllar bu karışıklıkta Moğollar ve Selçuklular’la savaştılar. Anadolu Türk birliğini kurmak için çabaladılar.

1362’de başa geçen Alaaddin  Ali Bey zamanında, ilk Osmanlı-Karaman münasebetleri başladı. Menfaatlerin kesişmesi, Osmanlılar ile Karamanlılar’ı ilk kez karşı karşıya getirdi (1381). Osmanlılar’a yenilen Alaaddin Ali Bey, bundan sonra yıllarca Osmanlı’yla uğraştı. Sonunda Yıldırım Karaman ülkesini  topraklarına katarak beyliği ortadan kaldırdı (1398).

Ankara Savaşı’nı kazanan Timur, beyliği tekrar diriltti (1403). Osmanlılar’ın iç karışıklığından faydalanan Karamanlılar topraklar elde edip, bir ara Afyon, Kütahya, Bursa’ya girdiler (1411). Ancak Çelebi Mehmet, Karamanlılar’ı yendi (1414).Bundan sonra sürekli Osmanlılar’la savaşan Karamanlılar, onların aleyhine Avrupalılarla anlaşma yaptılar; hatta Haçlı ittifakına dahi girdiler.İsfandiyaroğulları’nı ortadan kaldırmasıyla Osmanlılar’ın son büyük rakibi olarak Karamanlılar kaldı. Karaman seferine çıkan Fatih Konya ve Karaman’ı alarak, oğlu Mustafa’yı Karaman Beylerbeyi yaptı. Fatih’in ölümüyle birlikte Beyazıt Cem ihtilafında ortaya çıkan Kasım Bey, Cem’i tutarak Karaman Beyliği’ne tekrar egemen oldu. Cem Rodos Şovalyelerine sığınınca  II. Beyazıt’tan aman diledi ve kendisine İçel’de küçük bir beylik halinde yaşamasına izin verildi. Kasım Bey ölünce (1483) Turgutoğlu Mahmut Bey başa geçti. Ancak Mahmut Bey Osmanlı Memluk savaşında Memlukları tutunca beyliğe son verildi (1487).

Karamanoğulları en geniş şekliyle Karaman, Konya, Niğde, Kayseri, Ankara, Nevşehir, Kırşehir, İçel, Antalya’nın Doğusu ve Isparta, Afyon bölgelerinde hüküm sürmüştür.[67]

 

 

d. Germiyanoğulları

Germiyanlılar, Oğuzlar’ın Avşar Boyu’na mensuptur.[68] Bölgede yapılan dil çalışmaları da bunu desteklemektedir. Germiyanlılar Anadolu’ya Celalettin Harzemşah emrinde gelerek Malatya yöresine yerleşmişlerdir. Yerleştikleri Pötürge-Şiro bölgesinin o dönemlerde Germiyan olarak adlandırıldığını ve bu Türkmen topluluğunun adını buradan aldıklarını görüyoruz.[69] 1239’da Baba İshak İsyanı sırasında Malatya’da bulunan Germiyanlılar 1277’de ki Cimri olayında ise Kütahya’da bulunuyorlardı. Germiyanlılar 1276’dan hemen önce Kütahya ve Denizli yöresinde faaliyet göstermişler ve Sahip Ataoğulları’ndan Denizli’yi almışlardır. Cimri olayında Selçuklular’a destek verip Cimri’yi yakalamışlar ve Selçuklular’a teslim etmişlerdir. Germiyanlılar’ın ilk müstakil beyleri Yakup Bey’dir. Onun dönemi Germiyanlılar’ın en güçlü dönemidir. 1300’de bağımsız olan beylik ayrıca XIV.yy’ın çeyreğinde Batı Anadolu beyliklerini de itaati altında bulunduruyordu.

Bizanslılarla mücadele eden ve topraklarını genişleten Germiyanlılar uzun yıllar Moğollar’la savaşmış ve onları durdurmayı başarmışlardır.  Süleyman Şah Osmanlı’larla Karamanlılar’ın  arasında kalan beyliğin muhafazası için, Osmanlılar’la akrabalık kurmayı düşündü. Kızını Beyazıt’a verip çeyiz olarak da Kütahya, Simav, Eğrigöz, Tavşanlı’yı Osmanlılar’a verdi. Kütahya gibi merkezin verilmesi Osmanlı nüfusunun tesisi açısından ilk ciddi adım kabul edilir. II. Yakup Bey Osmanlılara karşı savaştıysa da, Yıldırım onu yenerek bütün ülkesini topraklarına kattı. Timur’un yanına giden Yakup Bey Ankara Savaşı’ndan sonra topraklarına tekrar sahip oldu. Fetret Dönemi’nde Osmanlılara karşı vaziyet aldıysa da bir süre sonra bundan vazgeçerek  Osmanlı ile dostluk kurmaya çalıştı. Erkek çocuğu olmadığı ve devletini kız kardeşlerinin çocuklarına bırakmak istemediği için ölümünden sonra Beyliğinin Osmanlılara geçmesini vasiyet etti. 1429’da vefat ettikten sonra Osmanlılara kalan Germiyan Beyliği sona erdi.[70]Germiyan sülalesi bu tarihten sonra Osmanlı hizmetinde bulunmuşlar ve günümüze kadar gelmişlerdir. Mesela Vezir Nureddin Abdurrahman Paşa gibi.

En geniş şekliyle Beylik, Kütahya, Uşak, Afyon, Denizli ve Manisa’nın doğusunu kaplıyordu.

 

e. İnançoğulları

Moğol istilası önünden kaçarak Denizli Honaz ve Dalaman  bölgesine gelen Türkmenler tarafından kuruldu. Başlarında uç gazisi  Mehmet Bey, kardeşi İlyas ve damadı Ali Bey bulunuyordu.[71] Mehmet Bey, Hulagu’nun yardımıyla Denizli’ye hakim olmuştu. Ancak damadı Ali Bey’in ihaneti öldürüldü. Ali Bey Türkmenlerin başına geçerek beyliğini kurdu ve Selçuklular’a  bağlandı. 1277’de Cimri olayında Selçuklular’a sadakatsizlik gösterdiğinden bir Moğol – Selçuklu ordusu Denizli’ye gelerek Ali Bey’i (1278) bertaraf etti. Germiyanlı Yakup Bey 1289’da bölgeyi tekrar fethederek Ali Bey’in oğlu İnanç Bey’e vermiştir. Bu sebeple beylik İnanç Bey’in adıyla anılagelmiştir. Denizli Daha sonra Sahip Ata ailesine verilmiştir. 1289’da Yakub Bey tekrar fethederek Germiyanlı Ali Bey’in oğlu İnanç Bey’e vermiştir. İnanç Bey’de Emir Çoban’a bağlılığını arzetmiştir.Yakub Bey’in ölümünden sonra Germiyan hükümeti ile bağını kesmiş veya gevşetmiştir.(1322) İnanç Bey, 1334’te vefat edince oğlu Murat Aslan, ondan sonra da oğlu İshak Bey Ladik Emiri olmuştur. 1402 tarihinde Timur tarafından II.Yakub Bey’e memleketleri iade edildiği zaman Ladik (Denizli) eskisi gibi kendisine verilmiştir.[72]

Denizli yöresinde bilhassa Asikarağaç mıntıkasında yoğun bir Türkmen yerleşmesi görülmektedir. 1333 yılıda buradan geçen ibni Batuta, Karaağaç Ovasının* Türkmenlerle meskun olduğunu söylemektedir. Hayli kalabalık olan bu Türkmen nüfusu bu yörede Anadolu’nun en kesif Oğuz boylarının yer isimlerini yadigar olarak bırakmıştır. Halen mevcut köy isimlerinden anlaşılacağı üzere bu Türkmenler, Avşar ulusuna ve aralarında bazı Üçoklu boylarla bulunmakla beraber daha çok Bozoklara mensupturlar. Türkmenler XIII.yy’da henüz kabilelerin isimlerini taşıyan beylerin idaresindeydiler. Yıva ve Salur gibi beyler, Gölhisar taraflarına hakim olduğu zikredilen Yıvaoğulları şüphesiz daha çok aynı isimli Oğuz boyundandır. Bu Türkmen mıntıkasının doğusunda Afşar Bey’”in idaresindeki  Afşarlar; daha batıda ise başka bir Afşar Beyi bulunmaktaydı.

Germiyan ve Afşar ulusları arasında Denizli tarafında cereyan eden mücadele önemlidir. Bu maücadeleye dair İbni Batuta’nın kaydı ilginçtir ve Germiyanlılar hakkında sert ifadeler kullanması da bu mücadelenin çok çetin oluduğunu göstermektidir. Gölhisar’dan Denizli’ye gitmek üzere Karaağaç Ovasından geçen seyyaha, Germiyanlı eşkiyasından  korunmak üzere Gölhisar Sultanı tarafından süvariler katılmıştır.[73]

Buradaki mücadelenin taraflarına baktığımız zaman her ikisinin de Avşar boyuna mensup olması çok ilginçtir. Germiyanlılar kendilerine tabi olmasını istedikleri Afşarların tabi olmaması sebebiyle; bununla birlikte kabilelerin ve hatta ailelerin hakimiyet mücadelesine girildiği düşünülürse bu mücadele daha iyi anlaşılabilir. O zamanlardan kalan ve hala yörenin en sevilen şu türküsü Avşar Beyleri ile Germiyan Beyleri arasındaki mücadeleyi anlatmaktadır:

 

Adını da sevdiğim Afşar Beyleri                 Afşar beyi derler bize ezelden,

Size de bir vezirlik yakışıp  durur.              Bülbül yuva yapmış gazelden,

Topla dizgini, tanı kendini,                        Sarı topraklar gitmesin tez elden,

Karşında düşmanların bakışıp durur.         Çarpışalım der Afşar Beyleri.

 

 

f. Alaiye Beyliği

Alaiye (Alanya) 1223 yılında Türkiye Selçuklu sultanı I. Alaatin   Keykubat tarafından zaptedilmişti. Türkiye Selçukluların son yıllarında Alaiye, Karamanoğlulları Beyi Mevdeddin Mahmut’un eline geçti (1293). Bundan sonra adı geçen şehirde ve yöresinde Karamanoğullarına bağlı beyler hakim olmuştur. Alaiye Beyleri burada önce Karamanoğullarının bir kolu olarak, daha sonra da Memlüklü Devleti’nin hakimiyeti altında hüküm sürmüşlerdir. Kıbrıs Krallığı 1366’da şehri almak istedi ise de Karamanlılar’ın yardıma gelmesi şehrin kaybını önledi. Alaiye’nin deniz ve kara ticareti için çok müsait bir yerde bulunması sebebiyle Memlüklüler ve Kıbrıs Krallığı burayla yakından ilgileniyorlardı. Bazen dostça ve bazen düşmanca gelişen ilişkiler sebebiyle Alaiye Beyliği bu gibi devletlerle sıkı bir ilişki içerisine girmişlerdir. Memlüklüler’in  Kıbrıs’ı almak için sefere çıktıklarında (1426) Kıbrıs ordusunda ücretli Karamanlılar’ı görmemiz bunun bir sonucu olsa gerek.[74] Alaiye Beyi Karaman 6. Savcı 1427 yılında şehri beş  bin altın karşılığında Memluk Devleti’ne sattı. Bundan sonra Alaiye şehrinde, Memluk hakimiyeti altında Karamanoğlu Mahmut Bey’in torunları hüküm sürdüler. Bunlardan Kılıç Arslan zamanında Gedik Ahmet Paşa Alaiye’yi alarak Osmanlı Devleti’ne kattı (1471). Böylece Alaiye Beyliği ve buradaki Karamanlı hakimiyeti sona erdi.[75]

 

 

 

g. Sevündük Han ve Avşarlu – Türkmen Beyliği (15. yy sonları – 1534)

Akkoyunlu Devleti’nin, Osmanlılar’dan aldığı darbeler sonucu zayıflaması ve Şah İsmail’in devlet kurmak için faaliyete giriştiği dönemlerde iki ülke arasında bulunan topraklarda kontrolün kaybedilmesiyle Avşar Boyu’na mensup Sevündük Han ana kitlesi Avşarlara dayanan bir beylik kurmuştur. Erzurum merkez olmak üzere beylik Bayburt, Kars ve Şüregel (şimdiki Arpaçay) bölgelerini de içine alıyordu.[76]

Beyliğin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte; Safevi nüfusuna tabi iken Yavuz Selim’in Trabzon valiliği sırasına tesadüf eden 1505-10 tarihinde Osmanlı nüfusuna girdiğini düşünürsek beyliğin henüz II. Beyazıd’ın ilk devirlerinde kurulduğunu tahmin edebiliriz.

Sevündük Han, Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesinden istifade etmesini bilmiş ve emrindeki yoğun Afşar nüfusu sayesinde büyük devletlerin arasında bir beylik kurmuştur. Daha sonraki yıllarda bazen Osmanlıya bazen Safevilere temayül etmesine rağmen, esasen bir Safevi taraftarıdır. 1515’te Kemah’ı alan Osmanlılar, Avşar Beyliği’yle komşu oldular.

Yavuz’un Çaldıran Savaşı’nda beylik Osmanlı tabiyetine girmiş, Yavuz’un ölümüyle birlikte tekrar Safeviler’e yönelmiştir. Kanuni’nin İran üzerine yürüdüğü Irakeyn Seferi’nde, veziriazam Maktul İbrahim Paşa Erzurum’a gelmiş ve burasını fethederek bu Avşar Beyliği’ni de ortadan kaldırmıştır (1534).[77]

Beyliğin ortadan kalkması üzerine Sevündük Han’ı Safevi emirleri arasında görüyoruz. Safevi ordusunda ve idari kadrosunda çok özel bir yeri olan Sevündük Han ölene kadar önemli bir çok olaya girmiştir.[78] güçlü bir emir olan Sevündük Han, 1561-62 tarihinde ölmüştür. Onun ölümünden sonra Avşarları Safevi Devleti’nin emrinde güçlü ve etkin bir boy olarak göreceğiz. Bunlardan Nadir Şah ileride Safevi tahtı yerine kendi krallığını ilan edecektir.

 

 

h.İran Afşarları

 

İran gerek tarihteki konumu ve gerek siyasi münasebetleri yönünden oldukça önemli bir bölgedir. Burası Fars kültürü etkisi yoğun olmakla birlikte, Türk boylarının hakimiyet mücadelesinin  geçtiği ve kıyasıya vuruştuğu bir saha olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir ortamda hakimiyeti ele geçirip İran tahtına oturmak elbette kolay iş değildir.

Daha XII.asırda İran’ın Huzistan Eyaletinde Arslan Oğlu Yakub, şumla ve oğulları idaresinde Afşarlar bir beylik kurmuşlardı. XV. asır sonlarına doğru bu ülkede yeniden Afşarlar’a rastlanır ki; bunlar Akkoyunlu fethi neticesi Anadolu’dan gelmiş Afşarlar’dır. 1501’de Safevi Devleti’nin kuruluşundan sonra İran’a yeni Afşar oymakları gelmiştir. İran’daki büyük Afşar varlığını  da Anadolu’dan gelen bu Afşar oymakları meydana getirmiştir. [79]

İlhanlılar ve Celayirliler devrinde Türkmenlerin mühim rolleri olmadığı halde; Baharlu boyuna mensup Akkoyunlular’da Afşarlar’ın mühim bir mevkii vardı. Safevi devletinin kuruluşunda da diğer Türkmen oymakları ile birlikte yer almışlardır.şah İsmail Safevi Develtini kurarken  yanında Ustaclu, şamlu- Rumlu, Tekelü, Dulkadir, Afşar, Kaçar ve Varsak Türkmenleri bulunuyordu. [80] Afşarlar XV. asrın ikinci yarısında müfrit şii akidesini benimsemişlerdir. Fakat diğer Afşar oymakları  henüz Sünni inançlarını koruyorlardı. Bunlar ancak şah İsmail ve haleflerinin İmamiye şiiliğini resmi din olarak kabul etmelerinden sonra şiileşmişlerdir. [81]

Uzun Hasan Bey’in henüz Akkoyunlu hükümdarı olmasından önce, onun yakın adamlarından birisi olan ve Kuh-Giluye valisi bulunan Afşar Mansur Bey, kalabalık bir Afşar gurubuna sahipti. Suriye Afşarlarına mensup Mansur Bey, daha sonra şah İsmail’e itaatini arzederek 1505’te Fars Valisi olmuştur.Akkoyunlular’ın yükseliş, çöküş ve yıkılışına şahit olan ve sonunda kızılbaş tacını giyen Mansur Bey ve oğulları, şah Abbas devrine kadar Kuh-Giluye vilayetini idare etmişlerdir.1590’da Mansur Bey’in torunu şah Kulu’nun, akrabası Hasan Han tarafından öldürülmesiyle Afşarlar yurtlarından çıkarıldılar. Bir bölümü Horasan’a, bir bölümü de Urmiye’ye gitti. Kuh-Giluye Afşarları, Gündüzlü ve Araşlu oymaklarından meydana gelmiştir. [82] Bugün şuster civarında yaşayan Gündüzlü Afşarları, bu Kuh-Giluye Afşarlarının torunlarıdır.

Ayrıca Kuzey Suriye Avşarlarından Kutbeğilüler’in 15.yy’ın hemen başında (1407) Akkoyunlu birliğine katıldıklarını biliyoruz ki onların hemen tamamı bir müddet sonra Huzistan’a göçeceklerdir.[83]

Alplu Avşarının ise Köpekli’den çıktığını biliyoruz. Bu obadan İsmail Han 1594-95’te Kazerun ve 1602-05’te Ferah hakimi olmuştur. Abbas I.öldüğünde Ferah ve Esfuzar hakimi olan Erdoğdu Han da Alpludan idi.

Bunlardan başka İran’da İmanlu, Usalu ve Eberlü Afşarlarının varlıkları da görülmektedir. İmanlu Afşarları, İran’a  Akkoyunlu Devleti’nin yıkılışından sonra, yani Safevi Devleti’nin kurulmasından sonra gelmiştir.şah I.Abbas devrinde bu oymağa mensup Kasım Sultan’ın, Hamedan bölgesindeki emirlerden birisi olduğu görülüyor. Kasım Sultan 1623 yılında Musul’un fethinde bulunmuş ve hanlık ünvanı ile  bu şehrin valiliğine tayin edilmiştir. I.Abbas’ın öldüğü sırada Kasım Han’ın oğlu Kelb-i Ali Han, Urmiye hakimi idi.  Bundan sonraki zamanlarda  Urmiye’ye hakim olan Afşarların bir çoğu bu İmanlu Afşarı Kasım Han’ın torunlarıdır. Bunlar o civardaki Kürt aşiretleri ile daima mücadele etmiş ve Sünni Osmanlılara karşı, Sii Safevilerin sınır bekçilğini yapmışlardır. [84]

Usalu Afşarları ise, Gaverud  bölgesinde yaşayan Afşarlardır ve I.Abbas devrine kadar başlarında İmam Kulu Sultan bulunmaktadır. XVI.yy’da Kazvin bölgesinde görülen Afşarlar, Eberlü oymağına mensuptur. 1628 yılında Abiverd hakimi bulunan Cemşid Sultan’da Eberlü Afşarlarındandır. [85]1628’te Abiverd hakimi olan Cemşid Sultan da Eberlü Avşarlar’ındandır. 18.yy’da Eberlüler’in bir kısmı Tarum ve Halhal’da yaşıyorlardı. Bu Avşarlar’ın Tarumi ve Halhali nisbetini taşıdıkları anlaşılıyor.

Bu Afşar oymaklarından başka, Şah İsmail ve Tahmasb devrinde hangi Afşar obasına bağlı oldukları bilinmeyen daha bir çok Afşar beyleri görülmektedir. Mesela şah İsmail’in 1510-1511 yılındaki Horasan Seferine katılan Dana Muhammed Bey, Afşar emirlerindendi. Yine şah İsmail tarafınan Ferah hakimliğine tayin edilen Ahmet Sultan’da Afşar oymaklarından birine mensuptu. Bunlardan başka, 1546 yılında Tebriz’de Afşarlarla Dulkadirliler arasında çıkan çatışmada Afşarların başında Sevindik Bey, şah Kulu Sultan ve Mahmut Han bulunuyordu. Sevindik Beyin ölümünden sonra (1562)  oğlu Hüseyin Bey, Tahmasb ve şah II.İsmail Bey devirlerinde Horasan’ın muhtelif sancaklarında valiliklerde bulunmuştur. 1569-1570 yıllarında Kirman Valisi bulunan Yakub Sultan, kardeşi Yusuf Kulu Sultan, Köroğlu Hüsrev Sultan ve Dana Bey oğlu Allah Kulu Bey’de Tahmasb devrinde Safevilere hizmet eden Afşar emirlerindendir. [86]

Şah Abbas devrine kadar kuvvetli Afşar kabileleri en çok Huzistan, Fars, Luristan, Kuh-Giluye, Kazerun, Kirman, İsfahan, Yezd, Save ve Horasan taraflarında yaşıyor;  Afşar reisleri Safevi Devleti tarafından çok defa mahalli idarelerin başına geçiriliyor, Özbek ve Osmanlılara karşı da Safevilerin başlıca kuvvet kaynağını teşkil ediyorlardı. II.Abbas, Afşar kuvvetlerini kırıp, merkezi idareyi kuvvetlendirdikten sonra  Afşar emirlerinin ehemmiyeti de azalmıştır. [87]

Nadir şah’ın siyasi sahnede görünmek olduğu sırada İran’da Avşarların dağılışı şöyleydi:

Urmiye Afşarları: İmanlu Afşarları, Gündüzlü ve Araşlu oymakları, Mahmudlu Oymağı,

Hamse Afşarları: Çoğu Eberlü omağı ve ayrıca Kutulu Afşarı,

Kirman Afşarları: şah Tahmasb devrinden beri yaşamaktadırlar, fakat hangi obaları olduğu bilinmemektedir.

Horasan Afşarları:Gündüzlü ve Araşlu Oymakları (daha sonra Köse Ahmedlü ve Kırklı ismini almışlardır. [88]

 

 

NADİR ŞAH VE AFŞAR İMPARATORLUĞU (1736-1804

 

İran’da büyük bir hanedanlık kuran Nadir şah; göstermiş olduğu başarıları ile sadece Avşarlar’ın değil,  Türk tarihinin de en büyük gurur kaynaklarındandır. Nadir Şah, Avşarların Kırklu obasından idi. II. Mahmud zamanında orduya Kulı Han unvanı ile girmiş ve Şahın Osmanlı ve Rus devletlerine karşı giriştiği savaşlarda başarılar göstererek itimadını kazanmış ve itibarı artmıştı. Tahmasb’ın acze düştüğü dönemde fırsatı değerlendirerek şahın küçük oğlunu II. Abbas adıyla şah ilan etmiş, kendisi de vezir ve ordu komutanı olmuştur.[89] [90]  Nadir Han 1736’da eyalet valilerini ve ileri gelenleri toplayarak hizmetinin bittiğini ve Horasan’a dönmek istediğini söyleyince, toplantıya katılanlar  onun şah olmasını ve yeni bir hanedan kurmasını isterler. Nadir Han’ın mensubu bulunduğu aşireti ve çevresinde topladığı Türk boyları hep sünni olmasından dolayı; şii akidelerinden vazgeçmeleri ile kabul edeceğini söyler.İran halkı bunun üzerine İmam Cafer Sadık’a bağlanan Caferiye mezhebini kabul eder ve 8 Mart 1736’da Nadir Han’ın şahlık töreni yapılır. Nadir şah Afşar, Osmanlılarla yaptığı barış görüşmelerinde Caferiliğin beşinci mezhep olarak kabulü ve Kabe’de onlara ibadet yeri tahsis edilmesi gibi hususlarda çok ısrar eder, fakat başaramaz. [91]

Nadir Şah, ilk iş olarak ülkeyi istila eden Afganları yenerek ülkeden kovmuştur. Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu kötü durumdan faydalanarak Horasan’a girer, fakat yenilir.Daha sonra Kars’a saldırır ve başarısız olur. Akabinde Revan ve Arpaçayı civarında yapılan savaşta Osmanlıları büyük bir yenilgiye uğratmıştır. [92] (1735) Safeviler’in kaybettiği bütün toprakları geri almıştır. 1738 yılında Hint seferine çıkarak Delhi’ye kadar uzanmıştır.Türkistan’ı dolaşarak akın eden Türk tarihinin yeitiştirdiği son cihangir olmuştur. Hindistan dönüşü Kafkasya üzerine yürüyerek Dağıstan’a kadar gelmiştir.1743’te Bağdat ve çevresini yağmalayarak Kerkük ve Erbil’i Erbil’i elegeçirmiş, Musul ve Kars’ı da kuşatmış, fakat almayı başaramamıştır. [93]

Nadir şah’ın İran tarihindeki rolü; İran’ı Rus, Afgan ve Osmanlı Devletlerinin eline geçmekten kurtarmasıdır.Bununla birlikte Nadir şah, sert ve acımasız tutumu ile halkını yoksulluk içerisine düşürmüştü. En yakınları olan oğul ve yeğenlerini bile korku ve dehşet içerisinde bırakmıştı. Nadir şah, aleyhindeki bu korku ve nefret havasının farkındaydı ve son zamanlarda ülkenin bir çok yerinde ayaklanmalar başgöstermişti. Bunların birinin başında yeğeni Ali Kuli Han bizzat bulunuyordu. Nadir şah, bu ayaklanmalardan birini bastırmaya giderken Fethabad’da bir gece uyurken emirleri tarafından öldürüldü.(21 Mayıs 1747)

Türklük şuuru son derece kuvvetli olan Nadir şah, Osmanlı hanedanına, kavminin en asil ve şerefli hanedanı gözüyle bakıyor, Hindistan hükümdarı Muhammed şah’ı kendisi gibi Türkmen olduğu için mevkiinde bıraktğını söylüyordu.Özbek Hanlarını, soyunun en büyük hanedanlarından birinin mensupları olduğunu ifade ediyordu. Nadir şah, taşıdığı bu milli şuurunun tesiri ile oğullarından birisine Cengiz Han ismini koyduğu gibi, torunları arasında Oğuz Han, Yıldız Han, Oktey Han, Timur Han gibi isimleri taşıyan şehzadeler görülmektedir. [94]

O, Osmanlı ve Hind devletleriyle münasebetlerinde hep Türkçe konuşmuş ve Türklük davası gütmüştür. Türklüğü açıktan açığa ve bir dini kisve kullanmadan bayrak yapmış ilk büyük Türk devlet adamıdır. Onun Sünni-Şii ayrılığını kaldırarak Türk birliğini sağlamak yolundaki uğraşları ne İran ve ne de Osmanlılarca kabul ve takdir görmüştür.Nadir Şah Osmanlı ve Ruslara kaptırılan toprakları geri aldığı gibi, Buhara ve Hive’ye egemen olmuş, bugünkü Afganistan ve Keşmir’den İran’a Sind ırmağının kuzey ve batısındaki topraklara hakim olmuştur.

Nadir şah’ın ölümünden sonra yerine yeğeni Ali Kuli Han, Adil şah ünvanıyla tahta geçti.Ondan sonra Nadir şah’ın hayattaki tek oğlu Şahruh Mirza (1748) şah  oldu. O da 1750’de şah Süleyman’a bıraktı, fakat daha sonra yeniden şah oldu. Karışıklıklar bir türlü dinmedi ve  1804 yılında Kaçarlar tarafından yıkıldılar. [95] İran’da Nadir Şah il başlayan Afşar hakimiyeti de böylece sona erdi.

İran Afşarları bugün kısmen yarı göçebe, kısmende yerleşik durumda yaşamaktadırlar. Bunlar ziraat, hayvancılık ve halıcılık ile geçinmektedirler. şii mezhebine mensup olan İran Afşarları arasında bir çok kumandanlar ve devlet adamları yanında yazarlar ve sanatkarlar da yetişmiştir. [96]

İran’da Urmiye, Hamse, Hamedan, Kirmanşah, arasında bulunan Huzistan, Fars,Kirman, Horasan  ve Tahran’da yaşamaktadırlar. Bugün en çok toplu olarak Kazvin-Hamedan arasında bulunan Efşar Kasabasında bulunmaktadırlar ve kasabayı çevreleyen 100’ün üzerinde Avşar köyü vardır. Kirman’da Berdisir, Nermasir, Bem ve Berzi dağlarında yaşarlar. Horasan’da Bacnurd’la Kuçan’ın güneyinde ve Sebzevar-Nişabur arasında bulunurlar. Halen İran’da 1.000.000. üzerinde Avşar yaşamaktadır. [97] Avşarlık şuurları da oldukça gelişmiş bu insanlar, devlet tarafından bir çok baskıya maruz kaldıklarından dolayı seslerini duyuramamaktadırlar. [98]

 

ı.Karabağ Hanlığı  1748-1828

 

Azerbaycan sahasında yaşayan Azeriler; XI. yy. başlarından XIV.yy.’a kadar bu bölgeye gelip yurt tutmuş Oğuz Türklerinden oluşmaktadır  ve bunların çoğunluğu da Yıvalar ve Avşarlar tarafından teşkil edilmektedir. [99] Azerbaycan sahasındaki  Azeri Türkler; XI. yy başlarından XIV. yy’a kadar bu bölgeye gelip yurt tutmuş Oğuz Türklerinden oluşmaktadır ve bunların çoğunluğu da Yıvalar ve Avşarlar tarafından teşkil naklettiği Avşarlar’la birleşerek Otuziki Cevanşir adıyla bir boy birliği kurmuşlardır.

Azerbaycan 1076 tarihinde kesin olarak Türk toprağı haline gelmiştir. Anadolu’dan, Azerbaycan ve İran’a yapılan göçlerle birlikte Kuzey Suriye Avşarlar’ının önemli bir kısmı da buralara gelmiştir. Henüz İslam öncesi dönemde Azerbaycan ve çevresinde Avşarlar’ın yerleştiklerini biliyoruz.

Karabağ bölgesi, Yıldız Han’ın büyük oğlu Avşar’ın torunlarından Cevanşir kabilesinin Sarıcalı sülalesine aittir.[100]  Bunlardan Arran (Karabağ) hakimi ve Gürcistan hükümdarları olan Cevanşirler Hülagü Han’ın Anadolu’ya getirdiği ve Azerbaycan’a yerleştirdiği, Timur’un ise Anadolu’dan Karabağ’a naklettiği Avşarlardandır.

Sav Tekin yönetimindeki Türkler, Müneccimbaşı’nın ifadesiyle, Arran (Karabağ) ülkesinin bütün ova, nahiye, dağ ve kalelerine yerleştiler. Nasavi, Arran ve Mugan’daki Türkmenlerin yoğunluğunu anlatmak için “karınca gibi kalabalık” ifadesini kullanmıştır. Harzemşahlar döneminde ise Arran vilayetine “Türkmen Yığınağı” denilmektedir. [101].

Melikşah’ın ölümünden sonra Azerbaycan, Irak Selçukluları’nın eyaleti olarak önemli bir askeri güç haline gelmişitir.Bu bölgeden devletin kaderini etkileyecek  olan büyük emirler çıkmıştır.Bunların  en büyüğü de Hasbeğ diye anılan Beğ Arslan’dır. Azerbaycan’daki çok büyük nüfusa sahip olan Afşarların desteğini alabilmek için yakın ilişkilere girmiş ve Huzistan hakimi Afşar Beyi şumla ile  çok sıkı dosluklar kurmuştur. [102]

Daha sonraları Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler devrinde buradaki Türkmen kitlesi varlığını korumuş ve hatta Anadolu’dan; Azerbaycan ve İran’a büyük Türkmen göçleri olmuştur. Bu göçler sırasında Anadolu Avşarları’nın büyük bir kısmı bu bölgelere gelmiş; Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler’in kuruluşunda büyük rol oynamışlardır. [103]

XVIII. asırda Azerbaycan’da Kür ve Aras ırmakları ile Gökçegöl arasında bulunan  ve Arran diye anılan bölgede yaşayan Afşarlar tarafından Karabağ Hanlığı kurulmuştur. Ebülgazi Bahadır Han’a göre;  Karabağ, Oğuz Han’ın üçüncü büyük oğlu olan Yıldız’ın büyük oğlu Avşar’ın torunlarından Cevanşir Kabilesinin Sarıcalu Sülalesine aittir. Bu sülale Hülagu Han zamanında Anadolu’ya gelmiş, Timur zamanındaysa Karabağ’a nakledilmiştir.Bu Türk sülalesinin Karabağ’daki köklerinin İslamlıktan öncelere kadar gittiği de bilinmektedir. [104]

Karabağ, Nadir şah zamanında 1735 yılında Osmanlılar’dan alınmıştır.Fakat Karabağ’daki Cevanşir Afşar Türkmenleri’nin Reisi Penah Ali Bey, Nadir şah’ a boyun eğmediğinden dolayı Horasan’a sürülmüştür. Daha sonra buradan firar eden Penah Ali Bey, Karabağ Dağlarına gelerek İran’ a karşı savaşa devam etmiştir ve  Karabağ Hanlığı’nın da kuruluşu  bu zamanlara rastlamaktadır. Merkezi şuşa olan Hanlık, kuzeyde Kür ırmağı ve Gence Hanlığı, güneyde Aras nehri, batıda Nahcivan, doğuda ise Kür ve Aras nehirleri arasındaydı. Penah Ali Bey, şusa’ya müstahkem bir kale yaptırmış ve bu kale İran saldırılarına karşı çok güçlü bir engel  olmuştur.

Penah Han, Gürcistan Krallığı, Gence Hanlığı ve Kaçarlardan Ağa Muhammed Şah ile savaşmıştır. Daha sonraları yerine geçen İbrahim Hali Han, 1789’da Ermeniler tarafından çıkarılan bir isyanı bastırmış ve Sunni bir Türk olan Molla Penah Vakıf’ı başvezir yapmıştır. Molla Penah Vakıf, komşu Türk Hanlıkları ile bir birlik oluşturmaya çalışıyor ve aynı zamanda Osamanlı Devleti ile de iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Ancak İran’la münasebetleri iyi olmadığından dolayı; 1795 yılında Gürcistan’ı cezalandırmaya giden İran şahı Ağa Muhammed Han, Karabağ’dan geçerken büyük bir direnişle karşılaşmış ve şuşa’yı almaya muvaffak olamamıştır. 1797 tarihinde tekrar kuşattığı zaman, Hanlık herhangi bir yardım alamadığından dolayı, Karabağ’ı ele geçirerek büyük  katliamlar yapmıştır. İbrahim Halil Han, iki  ay sonra Karabağ’ı tekrar ele geçirmiştir. Fakat 1806 yılında Ruslar tarafından katledilmesi ile yerine Mehdi Kulu Han geçmiştır. Rusya ise 1813 yılından itibaren Karabağ’a yerleşmek için çalışmalara başlamıştır. 1828 yılına kadar Rusya ve İran çekişmesine sahne olan Karabağ, Türkmençay anlaşmasından sonra tamamen Rusların eline geçmiştir.[105]

 

 

III. BÖLÜM    

AVŞARLAR’IN KAYSERİ ve CİVARINA İSKANLARI

 

Avşarlar, Anadolu’da ilk defa M.Ö. 500’lü tarihlerde Artvin’de görülmektedir.[106] Daha sonra da 429 yılında Küçük Arsaklı Devletinin yıkılışıyla birlikte kurulan Ardzeruni Beyliği Avşarları olarak Van bölgesinde görülmektedir.[107]

Selçuklular zamanında Anadolu’ya yapılan Türkmen akınları ile ve daha sonra Malazgirt’ten itibaren Anadolu’ya gelen Türkmenler arasındaki Avşarlarla; Aksungur idaresinde Musul’a ve sonra Halep’e, Nureddin Mahmud Zengi’nin II. Kılıçarslan karşısında kazandığı başarılar sonucu 1173’te Sivas ve dolaylarını almasıyla buralara gelen Avşarlar; yine 13.asırda Halep ve Amik ovasında yaşayan ve yaylağa Sivas ve Uzunyayla’ya çıkan Şam Türkmenleri içerisindeki Avşarlar; Karaman ve Germiyanlılar’ın hakimiyeti ile buralarda yerleşen ve Zengiler’in hakimiyeti yitirmesiyle Anadolu’ya göçen Avşarlar’la beraber Anadolu’da önemli bir Avşar varlığı meydana geldi.

 

·       Avşarların İskana Kadarki Durumları

 

Memluk Hakimiyeti Devri

 

Moğolların Selçukluları yenip 1243’te onları egemenliğine alması üzerine bir çöküntü başladı. Moğollar 1277’de Anadolu’nun tamamına hakim olunca kendilerine karşı Anadolu’yu savunan tek unsur olan Türkmenleri hedef alıp bunlara karşı giriştiği saldırı ve katliamla bu gücü yok etmeye başladı. Bunun sonucu Anadolu’dan Suriye’ye 40.000 çadır Türkmen göç ederek Memlukler’e sığındı. Bu Türkmenler burada da Boz-ok ve Üç-ok teşkilatlarını yaşattılar. Bozoklar’ın başında ise Avşarları görüyoruz. Bu Avşarlar ileride Anadolu ve İran’da adından söz ettirecek anakol Avşarlar’dır.[108]

Dulkadirli Beyliği’nin kurulmasına katılan ve Dulkadirli topluluğu içinde görülen Avşarlar ile 16.yy’da Sis bölgesinde görülen Avşar topluluğu da bu Halep Avşarlar’ından ayrılmış kollardır. 16.yy ikinci yarısından itibaren Çukurova bölgesinde Ramazanoğulları hakim oldu ve bölgedeki Türkmenleri itaatine alarak büyük bir nüfus elde etti. Memlüklüler’in Çukurova’ya akınları ve Sis’i fetihleri zamanında kuzey Suriye Avşarlar’ından bir bölümü Çukurova’ya göç ederek Sis yöresine yerleşti ki bunlara Sis Avşarları denir. Ramazan Bey bu bölgedeki Türkmen aşiretlerini belirli bir yaylak ve kışlakta yerleştirmişti. Avşarlara ise Uzunyayla ve Rum nahiyesi bölgesini yaylak olarak tahsis etmişti. Böylece yaylak ve kışlak arasında göçen bu aşiretler belirli bir vatan içerisinde oturarak göçebelikten az çok kurtulmuşlardı.[109]

Çukurova’nın belli başlı ticaret ve hac yolu üzerinde bulunması Memlüklülerin bölgeyle ilgilenmesi ve dolayısıyla Ramazanlılar’la mücadele etmesine sebep oldu. Ramazanlıları destekleyen Türkmenler ve özellikle de Avşar ve Kutbekli Avşarı Memlüklülerce şiddetle cezalandırıldılar.[110]

XV.yy başlarında Avşarlar, Memlük emirleri arasındaki mücadeleden Bayat ve İnallularla birlikte faydalanarak yağmacılık yaptıklarından bu emirlerden Çekim onlara karşı şiddetle harekete geçmişti.  Hatta bu sebeple onlardan bir kısmı Akkoyunlu Kara Yülük’e sığınmışlardı. Çekim’in öldürülmesini müteakip tekrar yurtlarına döndüler ve  Memlük iç mücadelelerine katıldılar. Avşarlar daha sonra Bayat ve İnallularla birlikte yine Kara Yülük’ün müttefiki olarak Karakoyunlu Kara Yusuf’a tabi Mardin bölgesinde yağma ve tahriplerde bulundularsa da Kara Yusuf’un 1418’de Kara Yülük’ü yenip Antep’e gelmesiyle yurtlarını bırakıp Trablus bölgesindeki Safita’ya gitmişlerdi. Burada da yağmacılık hareketlerinde bulunduklarından Trablus valisi Barsbay onların bu hareketlerini önlemeye çalıştığı gibi; Kara Yusuf’un ülkesine döndüğünü söyleyerek yurtlarına dönmeleri hususunda ikna etmeye çalıştığını biliyoruz. Avşarlar’ın göçe hazırlandıkları bir sırada Barsbay davarlarına göz dikip üzerlerine yürüdüyse de ağır bir bozguna uğradı.[111]

Ramazanoğlulları Çukurova’ya gelince bazı Türkmen boyları ve Karamanlılar’ın desteği ile Memlüklüler’i Çukurova’dan atmışlardı. Ancak Memluk saflarında yer aldığını gördüğümüz Avşarlar sayesinde onlar Ayas ve Sis bölgesinde tutunmaya çalışmışlar ve 15.yy Ramazanlıların Memlüklülerden bölgeyi kurtarmaya çalışmasıyla geçmiştir.

Avşarlar, Akkoyunlular ile dostça münasebetlerini devam ettirdiler. Bunlardan Mansur Bey’in Uzun Hasan’ın yakın arkadaşı olduğunu ve onu desteklemek için emrindeki Avşarlarla beraber İran’a gittiğini biliyoruz. XI. asırdan başlayarak XII. asırda Suriye ve Halep’e bir çok Türkmen aşireti yerleşmiştir. Bu Türkmenler; yaşadıkları yerler Osmanlı İmparatorluğuna katıldıktan sonra da Halep Türkmenleri, Yeni İl Türkmenleri gibi isimler altında eski yerlerinde yaşamışlardır. [112]

Moğol hakimiyetinin yayılması üzerine Anadolu’dan Suriye’ye 40.000. çadır Türkmen göçmüştür. Bunlar Suriye’de çok yoğun bir topluluk temin ediyor; göçlere ve hadiselere rağmen Bozok v Üçok şeklindeki eski il teşkilatlarını da muhafaza ediyorlardı. Halep, Ayıntab ve Antakya bölgelerinde yaşayan bu Türkmenlerin Bozok boyunun başında ise Avşarları görülmektedir.

XIV-XV. asırda Kuzey Suriye Avşarları başlıca üç aile tarafından Köpekoğulları (Antep),Gündüzoğulları (Amik Ovası) ve  Kutbeğioğulları (Halep) idare olunmuştur.[113]

 

Köpekoğuları:

Köpekoğullarına adını veren köpek hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Çok etkin ve nüfusu fazla olan Köpekliler’in daha eskilerde var olan bir oymağın kalıntısı ve devamı olduğu akla geliyor. Gerçekten de Orta Asya’da da eskiden büyük bir oymak olan Köpekoğulları’nın XIV. asırda yaşadığı bilinmektedir.[114]

Köpekliler Timur’un Şam dönüşü sırasında (1401) Fırat kıyısında Çağatay ordusuyla savaşmış ve yenilerek kaçmışlardır. Bu olaydan birkaç yıl sonra Köpekoğlu Hüseyin Bey Ankara Savaşı’na müteakip (1402) karışıklıktan istifade ile Tokad bölgesini yağmalamış, ancak Çelebi Mehmed’e yenilerek bölgeden ayrılmıştır. Bunun üzerine güneye sarkarak; Memluk hakimiyetinde olan Malatya’yı ele geçirmiştir (1404). Memlüklüler’in Halep valisi Demirtaş, asi Emir Nevruz’un üzerine yürüdüğünde emrindeki Türkmen kuvvetleri arasında Köpekoğlu Aydoğmuş ile Gündüzoğlu Gördü Bey de vardı (1409). Köpekli Avşarlar’ının Demirtaş’ın öncü kuvveti olduğunu ve Nevruz’un öncülerini yendiklerini ve bunun sonucu olarak Nevruz’un da yenilerek Antakya’ya çekildiğini görüyoruz. Nevruz, Memlük Sultanı tarafından affedilip Şam Valiliğine atanınca bu sefer selefi emir Şeyh (sonradan Memlük Sultanı) isyan etti. Şeyh ile Nevruz arasında yapılan savaşta (1410) her iki tarafta da Avşarları görüyoruz. Şeyh safında Köpekliler ve Avşarlılardan bir bölük bulunmasına karşın Kutbeğili Muhammed, Gündüzoğlu Gördü ve Köpekli Avşarları Nevruz’un yanında idiler. Ancak Nevruz safındaki Avşarların çoğu (Köpekliler) Şeyh tarafına geçince Nevruz yenildi. Kutbeğili Muhammed esir edilenler arasındaydı. Gördü Bey’in ise Nevruz’la beraber Hama’ya kaçtığını görüyoruz.[115] Bu sırada Halep valisi Korkmaz Dulkadirliler’in üzerine yürüdü (1410). O, Köpekli ve Gündüzlüler’i yardıma çağırmıştı.savaşın sonuna doğru Köpekli Aydoğmuş ve Hüseyin Bey geldilerse de; Aydoğmuş, Korkmaz’ın yüzüne ok attı. Bu sebeple seferden geriye dönerken Antep’te Hüseyin Bey ve adamları Korkmaz’ın emri ile tutuklandılarsa da yolda baskın yapan Avşarlar liderlerini kurtardılar.

Bu arada (1411) Gündüzoğlu Gördü Bey Antakya’yı Özeroğlu’nun elinden alarak bölgenin tek hakimi konumuna yükseldi.1412’de ise Hüseyin Bey’in tekrar Malatya’yı ele geçirdiğini görüyoruz.

Memluk tahtına geçen Şeyh 1414’te Malatya’yı aldı. Hüseyin Bey ise kaçtı. Bu arada Halep valisi’nin Gündüzlüler’in bozgunculuk yapmalarıyla, onların üzerine yürüdüğünü Gördü Bey’in ise Gavur dağlarına kaçtığını görüyoruz(1415). Vali İnal Gündüzlüler’in elinde olan Derbsak kalesini ele geçirdi. Gördü ve yakınları Maraş’a kaçtı. Gündüzlü Avşarı ise Gündüz’ün torunu Demirhanoğlu Faris’in etrafında toplandılar. Biraz sonra ise Memlük saflarına katılacaklardır. Ertesi yıl Memluk Sultan’ı Şeyh Türkmenleri tam bir itaat altına almak ve topraklarına el koymak için sefere çıktı (1417). Haleb’e geldiğinde Hüseyin Bey’i Malatya’dan çıkarmak için, içinde Avşar ve İnallu’ların da bulunduğu bir orduyu üzerine gönderdi. Hüseyin Bey Malatya’yı yıkıp işe yarar nüfusu da alarak Divriği bölgesine, oradan da Osmanlı topraklarına gitti. Bu sefer esnasında Gündüzoğlu Gördü, Dulkadirli Ali ve Köpekli ailesinden Sakalsızoğlu Tuğrul’un, Şeyh’e affedilmelerini isteyen ve itaatlerini bildiren mektuplar gönderdiklerini ve böylece kurtulduklarını görüyoruz.[116] Şeyh Mısır’a döndüğünde Hüseyin Bey tekrar Malatya’ya gelip şehri kuşattı ise de emrindeki bir memlüklü tarafından gece uyurken öldürüldü (1418). Cesur, atak ve iyi bir savaşçı olan Hüseyin Bey, Malatya bölgesinde bir beylik kurmaya çalışıyordu. Bundan sonra Köpeklilerin başına Hüseyin Bey’in kardeşi Eslemez geçmiştir.

Gördü Bey’e gelince; Şeyh’in ölümüyle başa geçen Tatar hakimiyetini sağlamlaştırmak için Şam ve Halep Bölgesi’ni tedibe gelmiş ve burada Türkmen beyleri katına gelmişlerdi. Diğer Türkmen beyleri iltifat gördüğü halde Gördü Bey Tatar’ın emri ile öldürüldü (1421). Gördü Bey zamanında Suriye’den geçen hac ve ticaret yolunun emin olduğunu biliyoruz. Köpekli Eslemez Bey, Memlük Sultanı Baybars’a karşı gelen Canıbek Sufi ile birleşerek yanlarında Kutbeğili Mehmed olduğu halde Malatya’yı kuşatmıştı (1435-36).

1457 yılında Kutbeğililer’in  Uzun Hasan ile Cihan Şah’ın kumandanı Tarhan Oğlu Rüstem arasında yapılan savaşta Akkoyunlu ordusunda yer aldıklarını görüyoruz.[117] Esasen Kutbeğililer’in 1407 yılında Akkoyunlu birliğine katıldıklarını ve az sonra da büyük bir kısmının Huzistan’a göçtüklerini biliyoruz. Fakat onlar daha sonra Suriye’ye tekrar gelerek buradaki olaylara karışmışlarsa da Akkoyunlu birliğinden bir daha ayrılmamışlardır.

1471’de Memlük emiri Yeşbek, Dulkadiroğlu Şehsuvar Bey’le savaşmak için Haleb’e geldiğinde; Dulkadirliler’in yurtlarından attığı Türkmen Beyleri katına çıkmışlardı ki, aralarında Eslemezoğlu Mehmed ve yine Köpekli ailesinden Sakalsızoğlu Mahmud’da vardı. Bu tarihte ise Gündüzlüler’in başında Ömer Bey’i görüyoruz.

Köpekli ailesinin sonu hakkında bilgiye sahip değiliz. Osmanlılar’ın ilk yıllarında ise (16.yy başları) bu ailenin başında Turak Bey oğlu Emenlik bulunuyordu.

 

Gündüzoğulları:

İlk tanınanı ve en ünlü şahsiyeti Gördü Bey’dir ve bir çok başarıları vardır. Memlük Sultını Tatar, sırf eski mağlubiyetiin intikamını almak için 1421 yyılında Gördü Bey’i öldürtmüştür.1471 yılında Gündüzlü Avşarları’nın başında Ömer Bey vardır ve Amik Ovasında yaşamaktadır. Gündüzlüler ise 1482’de Mehmed Bey’in başkanlığında idi. Bu tarihte Osmanlılar Çukurova’yı istila etti. Osmanlı hakimiyetini kabul etmeyen Türkmenler ve Avşarlar yapılan savaşta yenildi. Gündüzoğlu Mehmed Bey savaşta ölenler arasındaydı.[118] Bundan sonra Gündüzlüler’in çoğunluğu İran’a gitmiştir.

 

Kutbeğioğulları:

Halep civarlarında yaşayan Avşarlanrın başında bulunan Kutbeğioğulları, 1475 yılyında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile Karakoyunlu hükümdarı Cihan şah Mirza’nın komutanı Tarkan oğlu Rüstem arasında yapılan bir savaşta Akkoyunlu ordusunda yer almışlarıdır.[119]

 

Osmanlı Hakimiyeti Devri

 

16.yy başlarında Osmanlıların Memlüklüler’i yıkıp Mısır ve Suriye’yi fethetmesi sonucu Kuzey Suriye’deki Türkmenler Osmanlı hakimiyetine girmiş oldu. Avşarlar ise diğer Türkmen grupları gibi; kendilerine orduda subaylık veren, vergi muafiyeti tanıyan ve itibar gösteren Akkoyunlu ve Safevilerin hizmetine girmek için çoğunlukla İran’a göçtüler. Bu yüzden bu asırda nüfuslarının diğer Türkmenler’den az olduğu görülüyor.

Osmanlı hakimiyetinde bu bölgedeki Türkmenler Halep Türkmenleri ve Yeni-il Türkmenleri adıyla bölgede varlıklarını sürdürüyorlardı.[120] Avşarlar da bu topluluk içinde Köpekli Avşarı, Gündüzlü Avşarı ve Avşar olmak üzere üç oymak tarafından temsil ediliyordu.

Köpeklilerin başında Turak Bey oğlu Emenlik’i görüyoruz. Köpekliler bu dönemde 15 obaya ayrılmışlardı. En önemli obaları arasında Köçekli (Küçüklü), Sekiz, Alplu, Delüler, Aydoğmuş Beyli sayılabilir. Bunlardan Sekiz obası 16.yy’da Urfa Suruç ilçesine yerleşti ki bunlara Suruç Avşarı da denir. Deliler obası, Halep’te günümüze kadar varlığını korudu. Köpekli’nin ise kalabalık nüfuslu olduğunu ve sonradan bağımsız hareket ederek ayrı bir oymak olarak yaşadığını biliyoruz.

Köpekli Avşarı Obaları:

Avşar, Aydoğmuş Beyli, Köçekli, Deliler, Alplu, Sekiz, Boynukısa, Köpekli, İmamkulu, İsalı, Karaşeyhli, Genceli, Kara Avşar, Kazıklı, Begeşlü, Çöplü.

Gündüzlü Avşarı ise daha az nüfuslu olup 8 obadan oluşuyordu. Bu husus, onların çoğunlukla İran’a gitmiş olduklarını gösteriyor.

Gündüzlü Avşarı Obaları

Gündüz, Gündüzlü, Karagündüz, Köse Davud, Köse Avşar, İmamca, Salmanlı, Gökçe Avşar

Avşar oymağına gelince; bu yüzyılın 2.yarısında 158 vergi evden ibaretti. Memlüklüler zamanında dirlik tasarruf eden bu oymak Osmanlı döneminde de bu dirliğini korumuştur.[121]

XVI.yy sonlarına doğru Türkmenlerin başındaki Boybeyi aileleri yok olmuş, yerlerini obaları idare eden Kethüdalar almıştır. İşte Halep Avşarlar’ı arasında gördüğümüz bu Avşar oymağının başında da kethüdaları görüyoruz. 1579-80 yılında onlar Receb, Bahri ve Küçük Minnet kethüdanın idaresindeydiler. Bunlardan Recep ve oğulları öyle ün salmışlardı ki 17.yy’da Avşarlar çok defa Receblü Avşarı adıyla tanınmışlardır. 16.yy’da Türkiye’de oturan yerleşik ve göçebe halk arasındaki nüfus artışına uygun olarak bu Avşarların da nüfusu artmıştır. Onlar aynı yüzyılın son yarısında Zamantı bölgesine yaylaya çıkıyorlardı.[122]

 

Avşar Oymağının Obaları


Recebli Avşarı

Akça Ali

Beğdenizli

Dodurlu=Doduryan

Sarıhacılı

Saruhanlı

Sarısindli=Sarıseydili

Taşoğlu=Taşlıuşağı

Karabulak

ı) Hobalı

k) Mahmudoğlu=Sofular

Avşarlı

Hacı İvaz

Küçük Minnet

Çerkez

Bahrili

Bahrü’l Avşar

Kara Receb

Arap Hasanlı

Hacı Mustafa

İbrahim Beyli

Halloğlu=Haliloğlu


Avşarlar, Receboğulları’nın başkanlığında 1687 yılında Avusturya’ya yapılan sefere katılmışlar, 1690’da yapılan sefere de çağrılmışlardır. Bu son sefere Avşarlar şu beylerin idaresinde 200 atlı ile katıldılar.

Receboğlu Halil Bey

Receboğlu Dana Murad Bey

Çerkezoğlu Hacı Mustafa Bey

Çerkezoğlu Ömer Bey

Deli Seyfi Oğlu Mirc Muhammed Bey

Bahrioğlu Himmet Bey

Karagündüzoğlu Kara Halil Kethüda

Kara Gündüzoğlu Murad Bey

Hacı İvaz Oğlu Dokuz İbrahim Bey

Hacı İvaz Oğlu Dokuz İbrahim Bey

 

 

 

 

Hacı İvazoğlu Abaza Bey[123]

Bu isimlerden anlaşılacağı üzere Avşarlar başlıca beş ailenin idaresindeydiler. Daha sonra bunlardan yeni Avşar obaları türemiştir. Bahrili Avşarı, Receblü Avşarı, Karagündüz Avşarı gibi. Kayseri ve civarına yerleşen Avşarlar işte bu Avşar oymağı ile Köpekliler’den gelmektedir. Avşar’lar özellikle Sis yöresinde oldukça kuvvetliydiler. 1691’de Sis Sancağı beyi Receb oğlu Halil Bey’di.

Avşarları 1691’de Rakkaya iskanı kararlaştırılan Türkmenler arasında görüyoruz. Boz-Ulus’un eski yerlerinde kalanlarına (Boz-Ulus Mendesi) ve Yeni-İl Türkmenlerini tabi bu Avşarları Rakka, Urfa, Halep civarına yerleştirerek Suriye üzerinden Anadolu’ya saldırıda bulunan Urban, Aneze, Tayy gibi Arab göçebe aşiretlerine karşı Türkmenlerden bir set kurma çabası olumlu sonuç vermemiştir. Boz-Ulus Mandesi Avşarları’nın yerleşmeyerek kaçtıklarını görüyoruz. Bunlardan Bahri Gündüz ve İmamkulu obasının 1695’te Çukurova bölgesine (Kadirli) geldiğini görüyoruz. Ancak Yeni-İl’e bağlı olanlar, bugün hala Avşar Bucağı denilen yere  (Sacur suyunun Fırat’a döküldüğü yere kadaruzayan bölge) yerleştirilmiştir ki bu bölgenin büyük bir kısmı sınırlarımızın dışında kalmıştır.[124] Osmanlı’nın vergi vermemek ve isyan etmekle suçladığı Avşarları, Anadolu’dan uzaklaştırıp Suriye çöllerine yerleştirmek istemesi, bir bakıma Avşarların mecburi iskana tabi tutularak cezalandırılmasıdır.[125] Ayrıca ticaret yollarının güvenliği için derbendci kaydedilenlerden Kara Avşar ve Eymir Avşarı , Genceli Avşarı Hama-Humus bölgesine (1693) yerleştirilmişti. Fakat bunlar Arap baskısıyla bölgeden ayrılmışlardır. 1712’de tekrar Halep’teki Murad Paşa köprüsüne derbendci olarak gönderildiler. Yine bu yıllarda Köseli ve Şerefli Avşarı Misis derbendine 1705 yılında Adana’da Berendi kazasına tabi Kurt-kulağı derbendine Cuylu-Çiğdemli, Avşar Karamanlı obaları yerleştirildi. Böylece hem göçebeler yerleştiriliyor hem de bölgenin güvenliği sağlanıyordu.[126]

Halep Avşarlarına gelince onlar ilk başta Rakka’ya sürülme cezası almadılar. Çünkü devleti yaylakları olan Zamantı bölgesinde yerleşeceklerine inandırmışlardı. Onlar 18.yy’dan itibaren artık kışlamak için Haleb’e değil Çukurova’ya iniyorlardı. Ancak yerleşmeye yanaşmadıkları gibi komşu oymak ve köylere saldırıp hayvanlarını götürüyorlar, tüccar kafilelerini soyuyorlardı. Bu artık o hale geldi ki; sonunda 1703’ten az önce Rakka’ya sürüldüler. Fakat fazla kalmayıp kaçtılar ve dağıldılar. Yine soygun ve kovgun yaptıklarından 1712’de tekrar Rakka’ya sürdülerse de geri döndüler. Devleti yaylaklarına yerleşeceklerine ikna ederek 1730’da Zamantı kıyısında 66 köy kurdular. Avşarların yerli halk üzerindeki baskısı büyüktü. Yaylaya çıktıkları zamanlar çevre köylere baskın yapıp ne varsa alıp götürüyorlardı. Onlar soygun ve kavgadan geri durmadıkları gibi, bu işi o kadar ileri götürdüler ki Kayseri’li tüccar ve komşu oymakların şikayetleri sonucu Avşarların şekavetine dair Sivas kadısına bir ferman çıkarılarak 1730 yılında Rakka’ya sürüldüler ve sürgünden kaçınca ileri gelenlerinin çoğunun idamına karar verildi (1742).

1754 yılında Tecirliler ile birlikte Zeynebli ve Bozdoğanlılar’a saldırıp 80.000 kuruşluk davar at ve develerini yağmalayıp ileri gelenlerinden Karanebioğlu ve 15 kişiyi öldürdüler.[127]

Avşarlar son iskana kadar (1865) Rakka, Belik ve Hama-Humus gibi yerlere sürgün gitmekle birlikte Bozok ve Kırşehir taraflarına da sürgün edilmişlerdir.

18.yy’ın 2. yarısında çıkan harpler ve başka etkenler sonucu Osmanlı Devleti’nin Anadolu’daki idaresi zayıf ve gevşek duruma düşünce Avşarlar’ın rahat bir göçebe hayatına devam ettiklerini görüyoruz. Devlet takibinin kalktığı bu günlerde Avşarlar daha da daha da güçlenmekte, komşu aşiretlerin çekindiği “Nargile takımı gümüş maşalı”, “Sabahacak kandilleri yanan”, “Hizmetkarları fırıl fırıl dönen”, “Yoksullara yardım eden” zengin ve hatırlı bir aşiret haline gelmektedir.[128] Kayseri-Elbistan-Malatya yolu yazları onların kontrolü altındaydı. 1838’de Avşarlar Posta Tatarlarına saldırmışlar, yolcuları soyarak, bir de köy basmışlardı. Avşarlar bu hareketleriyle öyle korku salmışlardı ki, Malatya’ya gitmek isteyen Alman Mareşalı Moltke’ye, yolun Avşarlar yüzünden kuvvetli bir muhafız birliği olmadan geçilemeyecek durumda emniyetsiz olduğu söylenmiştir. Fakat Tomarza’daki Ermeni Psikopos’unun Motke’ye dediği gibi Avşarlar baştan başa haydutlardan meydana gelen bir oymak değildi. Aralarında ipsiz-sapsızlar kendi halkının da düşmanı idi ve kendi aşireti tarafından da takip olunuyorlardı. Daha sonra Maltke, Avşarları şöyle nitelendirecekti: “Bu Türkmenler benim çok hoşuma gitti. Tabi nezaketleri iyi niyetlerinden doğma, bizimki ise terbiye ile elde edilme.”[129] Maltke’nin ifadelerinden de anlaşılacağı üzere onlar bolluk ve bereket içinde yaşamalarına rağmen bir kısmı saldırı, kavga ve soygundan da vazgeçmiyorlardı.

Ayrıca devlet idaresinin zayıflığı sebebiyle irili ufaklı derebeyi aileleri türemişti. Avşarlar Gökvelioğlu, Kozanoğlu, Küçükalioğlu gibi derebeylerin idaresinde onların mücadelelerine katılıyorlar, diğer Türkmen oymakları ile savaşıp kavgalarına devam ediyorlardı.

Avşar bünyesinden çıkan bu kovgun grupları yerleşik köylerin yerinden oynamasına ve zirai alanların tahrip olup azalmasına sebep oluyorlardı. 1849 yılında Lek, Kuzugüdenli ve Kırıntılı aşiret atlıları ile beraber Kayseri, Niğde, Kırşehir taraflarına kovguna gidiyorlardı. Avşarlar’ın 1825 yılında 3.000 hane ile Çukurova-Uzunyayla arasında göçlerini sürdürdüğü aşiretin 40.000 koyun, 40.000 inek, 9.000 deve ve 3.000 keçiye sahip olduğu bilinmektedir.[130]

Avşarlar sürgünde bulundukları Bozok’ta Pehlivanlı oymağı ile de savaşmışlar ve bir defasında da beyleri Abidin Beyi öldürmüşlerdi. Avşarlar 1856 yılında tekrar yerleştirilmeye çalışıldı ise de başarısızlığa uğradı. O zaman başlarında Çerkez Bey ile İsmail Bey bulunuyordu. Avşarlar devlet tarafından yaylak yurtlarına iskan teşebbüsüne direnmekle ellerindeki son fırsatı kaçırmış oldular.


İskan Olayı ve Sonuçları

 

Osmanlı Devleti Çukurova’da asırlardır devam eden bunalımı sona erdirerek Türkmenleri yerleşik hayata geçirmek, Ermeni meselesini halletmek ve burada önemli güç haline gelen derebeylerini ve özellikle Avşarlar’ın güç verdiği Kozanoğullarını yıkıp merkezi idareye bağlamak, yüzyıllardır boş ve harap olan uçsuz-bucaksız ova ve araziyi tarıma açıp, bölgeyi şenlendirmek için Fırka-i Islahiye adıyla bir birlik kurmuştur. Başında askeri harekat başkanı Derviş Paşa, idari işler başkanı A. Cevdet Paşa’dır ve asıl yetki de Cevdet Paşadadır.[131]

Fırka-i Islahiye’nin kuruluş sebebi 1853 Kırım Harbi esnasında çekilen asker sıkıntısı Gavur ve Kozan dağları bölgesinden asker istenmesine yol açar. Ancak bu istek aşiretlerce hoş karşılanmadığı gibi, İngilizler’in bölgeye sokulması ve karışıklık çıkması endişesi ile de uygulanamaz. Böylece ileri bir tarihe ertelenen bu iskan işi şartların da elvermesiyle 1865’te Osmanlı ordusunun Çukurova’ya gelmesiyle başlamış oldu.

Fırka-i Islahiye’nin amacı İskenderun’dan, Maraş ve Elbistan’la Kilis’ten Niğde ve Kayseri’ye Adana Eyaletinden Sivas Eyaleti hududuna kadar olan bölgeleri itaat altına almaktı. Ancak bundan ilki yani İskenderun’dan Maraş ve Elbistan’a kadar olan sahanın iskanı yapılabilmiş diğer kısmının iskanı ise daha sonra güçlükle ve çatışmalarla sağlanabilmiştir.

Bütün bu bölgede sayısı 26’yı bulan bir aşiret ve aile topluluğu vardı. Avşarlar Çukurova’nın en büyük aşireti idi. Sırkıntı aşireti ise batılı seyyahlar tarafından Avşarlara mensup bir oymak olarak gösterilmiştir. Bugün Kayseri Yahyalı İlçesinin Karaköy’ü asıllarının Avşar olduğunu söylerler ki köy halkı Sırkıntı aşiretindendir.

Bu ailelerden Avşar boyundan Kozanoğulları en kuvvetlileri olup Çukurova’dan her zaman ağırlıkları hissedilmiştir. Avşarlar büyük ölçüde Kozanoğullarına destek vermişler ve onlara bağlı bulunmuşlardır.

Kozanoğulları’nı yabancılar Avşar olarak göstermişseler de Osmanlılarca Varsak Türklerinden oldukları belirtilmiştir. Faruk Sümer de bu görüştedir. Ancak Kozanoğullarının Antep’ten geldikleri ve bu bölgenin Bozoklara mensup olduğu düşünülürse onların Bozoklardan olduğu anlaşılır.

Kozanoğulları emrindeki aşiretlere özellikle de Avşarlara dayanarak devlete karşı geliyorlardı. Onu sindirmek için gönderilen kuvvetler ise başarı elde edemediler. Kozanoğullarının, Yozgat’taki Çapanoğulları’nın üzerine saldırdığı zaman bozguna uğratması, 1852 yılında Mısırlı İbrahim Paşa’nın Adana’yı ele geçirip, Kozan’a yürüdüğü sırada onu da yenmesi üzerine şöhretleri arttı. Hatta padişah emirleri geldiğinde gönderdiği cevapta “Ammimoğlu bunca memaliki havza-i tasarrufuna geçirmiş, bir avuç Kozan dağlarını dahi bana çok görmemelidir.” diyecektir.[132]  Kozanoğulları kime güvense üzerine aşiretlerden birini musallat ettiğinden Adana Meclis-i Kebiri’nde bile alenen Kozanoğlu aleyhine söz söylemez idi. Kozanoğlu’nun izni olmadan hiç kimse Kozan’a giremez, Kozan hududundan çıkamazdı. Kozanoğulları idaresinde Kozan iki kısma ayrılıyordu. Garbi (Batı) Kozan: Kozanoğlu Ahmet Ağa yönetiminde Kozan’dan Adana’ya kadar Çukurova. Şarki (Doğu) Kozan. Kozanoğlu Yusuf Ağa yönetiminde Kozan’dan Uzunyayla’ya kadar olan yerler.

1853 Kırım harbi çıkınca Osmanlı asker sıkıntısı çekmeye başladı ve Çukurova aşiretlerinden yardım istenmesi gündeme geldiyse de bölgenin başına buyruk hareket etmesi ve devlete asi olması sebebiyle yabancı eli girer ve imtiyazlı bir hükümet oluşur endişesiyle vazgeçilir.[133] Kozan’ın bir müddet daha böyle yaşaması ve ileride fırsat bulununca devlet emrine kati olarak alınması kararlaştırıldı ki Kırım Harbi sona erince 1856’da Osmanlı Devleti artık Çukurova’ya ve bölgenin hakimi Kozanoğulları ve Avşarlar’a yönelecektir.

Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde kurulan bu ordu yedi Balkan taburu, I tabur Girit askeri, Hassa ikinci süvari alayı ile onbeş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlılar dan müteşekkildi.

Fırka deniz yoluyla 1865’te İskenderun’a geldi. Padişah fermanının daha açık izahı olan beyanname gönderildi. Karşı gelenlerin kahrolacakları, sığınanların ise korunacakları belirtiliyordu.[134] Önce Gavur ve Kürt dağları ile Amik ve Dumdum ovasında ıslahat yapıldı ve buradaki aşiretler başarıyla yerleştirildi. Yeni kasaba ve köyler kuruldu. Buradan geçilerek Osmaniye ve Hemite kalesi bölgesi iskan edildi.

O dönemde Çukurova’nın bomboş, ıssız ve tarıma kapalı olduğu unutulmamalıdır. Bataklık ve sivrisineğin bol olduğu bu yerde sıtma da kol geziyordu.

Fırka-i Islahiye buradan Kozan (Sis)’a doğru yol alır. Fırka gelinceye kadar Sis’e devlet kuvvetleri girmemişti. Ermeniler, Fırkayı neşeyle karşıladıkları halde Kozanoğulları ve Avşarlar karşılamaya gelmediler. Bu sırada halk zaten yaylada idi ve Kozan’da birkaç bekçiden başka kimse yoktu.

25 Mayıs 1865 tarihinde gök renk ordu İskenderun’da karaya çıkarak padişah fermanının daha açık izahı olan beyannameyi beylere göndermeye başladılar.Fermana karşı gelenlerin kahrolacakları, sığınanların ise korunacakları beyan edildi.Fermanda Çukurova halkına hitaben şöyle deniliyordu:

“...sizler servet imar edilirse ülkenin en verimli yerlerinin halkı olup, sizin dahi her gün saadet haline kavuşmanız, buraların emniyet ve huzurunun istenilen olgunluğa gelmesi istenir ve arzu olunurken, nasılsa durumunuzla ilgilenilmediğinden ve içinize uygunsuzluk girdiğinden bir müddetten beridir bu dağlarda zarar verecek bir takım hareket vuku bulmakta ve bu ise halkın beylerini zor kullanma yolunda ve eski derebeyliğin özelliği olduğundan ve halkın bireylerinin dahi bir kısım cahil ve kötü maksatlıların ‹slamiyet ve insaniyete karşı olarak bölgede serkeşlik ve kötülük yoluna gittiklerinden, bütün halkı töhmet altında bırakıp vatanınızı fitne ocağı ve hırsız yatağı şeklinde göstermekte oldukları” belirtilerek “...bir elde bağışlama beratı ve diğer bir elde şeriatın adalet kılıcı olarak gelindi. şahane askerlerin üzerinde dalgalanan sancak herkes için sığınılacak güvenli bir yer olduğundan sığınanların korunacağı, askerin süngüsüne karşı gelenler dahi kahrolup yok olacaklardır” denmektedir.[135]

Padişah fermanı aşiretler arasında büyük bir panik meydana getirmiştir. Dadaloğlu bunu şöyle söylüyor:

 

“Belimizde kılıcımız kirmani,

Taşı deler mızrağımın temreni

Hakkımızda devlet etmiş fermanı,

Ferman padişahın, dağlar bizimdir.”

 

Derviş ve Cevdet Paşa önce Ahmet Ağa ile anlaştı. Derhal padişahtan irade çıkarılıp Ahmet Ağa, Paşa yapıldı ve Kütahya mutasarrıflığına tayin edildi. Yusuf Ağa ise 2500 kuruş aylıkla Maraş’ta ikamete razı edildi. Onüç yaşındaki oğlu Ali ise Mekteb-i Harbiye’de okutulacaktı. Kozanoğulları’ndan öteki kişiler de birer miktar maaşla başka illere gönderildi.

Ancak Yusuf Ağa Sivas’a gitmedi. Fırka-i Islahiye’ye karşı savaş açtı. Çoğu Avşarlardan kurulu kuvvetleri ile Haçin, Feke bölgelerini ele geçirdiler. Çukurova’ya beyannameler dağıtmaya başladılar. Oysa ki, Derviş Paşa’nın şeşhane topları, mavzerleri karşısında; Türkmenlerin  kılıcı, gürzü, mızrağı, filintası tesir etmeyecekti. İslah ordusu Avşar topraklarına yaklaşınca herkesi bir korku aldı. Savaş olacak, kan akacak, kısaca Türk Türk’ü kıracaktı.[136]

Diğer oymakların kolayca iskan edilmelerine karşı Avşarlar direnmişler ve neticede ordunun  sert tedbirler almasına yol açmıştır.

Dadaloğlu’da bu günleri; “Hiç gitmiyor aşiretimin belası” diyerek anlatmaktadır.

Fırka ile Yusuf Ağa arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Paşalar yöre halkını Kozanoğulları aleyhine ayaklandırmaya çalıştı ise de başaramadı. Bu arada Gürleşen Köyünden (Feke’ye bağlı) Misli Hasan Kahya hile ile Yusuf Ağa’yı yakalar ve Fırka’ya teslim eder. Yusuf Ağa kaçsa da askerler tarafından vurulur ve yaralı yaralı idam edilir.[137]

Bu çarpışmalarda Avşarlar büyük zayiatlar vermişler, “boynu uzun atları mezara gitmiş, çadırları sökülmüş,kavgaya girenler sağ çıkmamışlardır.” Dadaloğlu şöyle sesleniyor:

“Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur,

Öter tüfek, davlumbazlar vurulur,

Nice koçyiğitler yere serilir,

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.”

Bu savaşlar sonunda Avşarların ileri gelenlerinin bir kısmı tutuklanarak İstanbul’a gönderilecek, Halit Bey Diyarbakır’a sürülecek, Hacı Bey ise obasını alarak Bozok’a gidecektir.[138]

Kozanoğulları İstanbul, Şam, Trablusşam, Yozgat ve Sivas taraflarına sürüldüler. Kozan ve çevresi üç kazaya bölündü (Sis, Belenköy, Haçin) Kadirli’de bunlara eklenerek 4 kazadan oluşan bir sancak oluşturdu. Merkez olarak ta Sis kasabası uygun görüldü. Bu arada, daha ordu Sis’te iken halk arasında kolera hastalığı yayılır ve Fırka-i Islahiye askerlerine de sıçrar. Çok sayıda ölenler olur. Hastalık yüzünden fırka daha ileri gidemedi. Feke’de bir miktar asker bırakılıp geri çekildi. İskan diğer yerlerde başarılı olmuşken Kozan’da yarım kaldı. Bu savaşlar sonunda Avşarların ileri gelenlerinden bir kısmı tutuklanarak İstanbul’a gönderildi. Halit Bey Diyarbakır’a sürüldü. Hacı Bey ise obasını alarak Bozak’a gitti.[139] Neticede Avşarlar 1867 yılında Fırka-i Islahiye ile anlaşmaya varabilmişlerdir. Onlar yaylakları olan Uzunyayla’da yerleşmeye razı olmuşlardır.

Aynı zamanlarda ise Osmanlı iskan siyasetinin en hatalı işi yapılıyordu. Rus istilası sonucu memleketlerini terk ederek İmparatorluk Türkiye’sine sığınan Kafkas muhacirlere yer arayan devlet bula bula Avşar yurtlarını ve yaylalarını bulmuştu. Basiretli bir iskan siyaseti, bu çerkez muhacirlerin boş yerlere iskan olunmasını gerektirirdi. Halbuki vatandaşlık insan ve mülkiyet hakları çiğnenerek iptidai bir usulle yıllardır bu toprakların sahibi Avşarlar sürülüp, yurtları muhacirlere veriliyordu.[140] Uzunyayla’nın Çerkezlere verilmesini bizzat Abdülaziz ve o dönemin hükümeti emretmiştir. Bunda herhalde Rus istilası sonucu Osmanlı’ya Çerkezlerin göçü başlayınca, padişah sarayı ile büyük konakların Çerkez cariyeler ile dolmuş olmasının rolü vardır. Son zamanlarda kadın efendiler ile Valide Sultanlar da Çerkez kadınlar arasından çıkmıştır.[141]

İskanın bu ilk yıllarında Uzunyayla konusunda Avşarlar ile Çerkesler arasında çetin kavgalar oldu. Yapılan uzun kavgalar sonucu Osmanlı ordusu gelerek Avşarları tedip etti. Bu savaşlarda Osmanlı askerleri de Çerkezlerin yanında idiler. Avşarlardan çok kırılan oldu. İskan sırasında Avşar boy beyi Çerkezoğlu Hacı Bey’dir. Zamanla Çerkezlerle Avşarlar arasında sukunet olur ve Pınarbaşı ilçesi Potuklu köyü sınır kabul edilir. Böylece devlet desteği ve beylerin de göz yumması ile Razamazanoğullarından bu yana Avşarlar’ın yurdu olan Uzunyayla Çerkezlere terk edilir.[142]

Avşar Beyi Hacı Bey Fırka-i Islahiye’ye gelerek Uzunyayla’nın elden çıkması ve yerleşmekte devlet emri olduğundan Sarız havalisine aşireti ile yerleşmek istediğini belirtir.[143] Böylece Avşarlar Sarız, Pınarbaşı, Tomarza ilçelerine yerleştirilir. Yeni köyler, kasabalar kurulur. Nüfus kütüklerine geçerek ilk defa resmen Osmanlı vatandaşı olurlar. Arazi tapuları ise bundan sonra verilmeye başladı.

Fırka-i Islahiye ile Türkmenlerin son savaşı 1877’de Kilken Çayı ile Akdeğirmen (Kozan Barajı kuzeyi) tarafında oldu. Türkmenler 75 ölü ve 200 yaralı verirken Fırka görevlisi Akif Paşanın tek ölmüş adamı yoktur.[144]

Fırka-i Islahiye’nin bu iskan hareketi bazı zararlar doğurmasına rağmen başarılı olmuş ve devir için faydalı hizmetler görmüştür.  Bölgedeki aşiretlerin çoğu zorluklarla karşılaşılsa da yerleştirilmiş, kimi aşiretler de kazanılarak iskana kolaylık göstermelerine sebep olmuştur. Fakat ıslahatın bazı hataları yüzünden bölgeyi terk eden aşiretler de olmuştur. İskan sırasında konar göçerlerin hayvan otlatmalarına bakılarak iskan sahasında mera bulmalarına dikkat edilmiş, kendi istedikleri yerlere yerleşmelerine rıza gösterilmiştir.  Ancak fırkanın bu hoş görünüşü Avşarlardan esirgediğini görüyoruz. Onlar nüfus diğer Türkmenlere nazaran daha çok olmasına karşın verimsiz ve dağlık bölgelere yerleştirmişlerdir.

Prof. Besim Atalay bu konuda şunları söylüyor.

“Kuru iskan imha demektir. Asırlardan beri alışılan bir hayat tarzı birden bire değiştirilemez. Bunlar derece derece iskan ve ıslah edilmeleri gerekirken bu yapılmadı. Üzerlerine asker çekildi. Ordu sevk edildi. Topa tutuldu. Obaları, yaylaları, kışlaklar yakıldı, yıkıldı, beyler kurşuna dizildi. Kadın ve çocuklar öldürüldü. Gelinler esir edildi. Neticede Türklük dağıtıldı. Türklüğü üç büyük kıtada hakim kılan bu sevimli babayiğitlerle beraber ocakları, koyunları, hayvanları mahvolup gitti.”[145]

19.yy’da Anadolu’yu gezen Avrupalı gezginler yoksul fakat asil ruhlu ve namuslu Türk milletinin fena idareciler elinde mahvolduklarını söylüyorlardı.

200 yıla varan iskan siyaseti sonucu Avşarlar, en son Kayseri’ye yerleşmişlerdir. İskanda Adana’da iki Avşar köyü kurulmuştur. Amber Ağa obası ile Fırkaya gelerek yerleşmek istemiş böylece Amber’in arkı köyü kurulmuştur. Diğeri ise Azaplı köyüdür. Uzunyayla’ya gelince burada sadece bir tek Avşar köyü Kapaklıpınar-Şarkışla’ya bağlı- iskanda yerleşmiştir. Kayseri’ye yerleşen Avşarlar’ın bir kısmı zamanla tekrar Adana’ya dönmüş, bir kısmı Maraş ve Sivas dolaylarına bir kısmı da Islahiye bölgesinde ve Hatay’da yerleşmişlerdir.  Onlar bu son iskandan önce sürüldükleri Yozgat ve Kırşehir’de kalarak köyler kurmuşlardır. Ayrıca bazıları devlet tarafından Artvin bölgesine yerleştirilerek sınırda görevlendirilmiştir.

Kayseri

Pınarbaşı: Merkez, Pazarören, Avşarsöğütlü, Sindel (Kayabaşı), Çördüklü, Ceba (Ayvacık), Kavlaklar, Kaman Cinliyurt, Gültepe, Alagazili, Şabanlı, Kızılören, Han, Arslanbeyli, Dilciler, Kadılı, Demircili, Paşalı, Akpınar, Büyükkaramanlı, Küçükkaramanlı, Gölcük, Taşlıoğlu, Karamıklı, Büyükkömarmut, Halevik (Çakılkaya), Saçlı, Araplı (Tokmak), Payaslı, Karahacılı, Onguncular (Köşkerli), Savalan (Bahçecik), Toybuk (Esenköy), Emeği, Solaklar, Kılıçkışla, Kızıldere, Oruçoğlu, Gülabi, Deregeçen, İğdeli, Eskitekke, Hassa, Tözgün, Fakıekinciliği, Avşarkaraboğaz, Yusuflar, Avşarpotuklu, Sıradan, Taşoluk, Kırkgeçit, Büyükgürleyen, Hasırcı, Tahtalı, Melikgazi, Altıparmak, Uzunahmet, Kötüören, Kurukavak, Kırımuşağı, Kurtlar.

Sarız: Merkez, Yalak (Yeşilkent), Dayoluk, Kemer, Mollahüseyinler, Karayurt, Mirzaağa, Oğlakkaya, Deliküçükler (Ayranlık), Altısöğüt, Çörekdere, İncemağara, Kuşçu, İncedere, Esirik (Yaylacık), Kıskaçlı, Büyüksöbeçimen, Yedioluk, Kızılpınar, Damızlık, Çavdar, Karapınar, Deştiye (Tekneli), Çürük (Akoluk), Sarıfakılar, Büyükörtülü.

Tomarza: Merkez, Toklar, Kokarkuyu (Arslantaş), Zelhin (Üçkonak), Karapınar, Çanakpınar, Karamıklı, Akin, Karakilise (İcadiye), Güzelce, Keprin (Köprüköy), Tatar, Emiruşağı, Taf (Özlüce), Büyüksüvegen, Göktepe, İmamkulu, Tahtakemerü, Çulha, Kesir, Taşoluk, Kümbetir (Dağyurdu), Kirikler (Büyükcanlı), Aliağalar (Küçükcanlı), Çayanlı, Maniören (Melikviran), Hersek (Kapıkaya), Şiraz, Madrasan.

Develi: Millidere, Saraycık, Köseler, Sindelbüyük.

Bünyan: Merkez, Samağır, Yünören, Girveli, Taçın (Topsöğüt), Dağardı, Kösehacılı, Karacaören.

Kahramanmaraş

Merkez: Kürtleravşarı, Recepli, Boyalı, Kürtül, Bulutoğlu, Kınıkkoz, Sarıgüzel, Köseli, Sarıçukur.

Andırın: Köteli, Sumaklı, Anacık, Kızık, Darıovası, Bostanlı, Hacıveliuşağı, Gökçeli, Kargaçayır, Geben, Canbaz, Sisne (Kocaçukur).

Göksun: Fındıklıkoyak, Büyükçamurlu, Değirmendere, Taşoluk, Kavşıt, Kanlıkavak, Karaörenli, Büyükkızılcık, Küçükkızılcık, Bozhöyük, Hacıkodal, Mürsel.

Elbistan: Kalaycık, Anbarcık, Geçit.

Afşin: Merkez, Marabuz (Dağlıca), Beyazçayır, Nadir, Topaktaş, Tanır, Kötüre, Ördek, Telafşın (Höyüklü).

Türkoğlu: Sarılar, Dedeler, Şekeroba, Hacıbebek, Çeçeli, Avşarlı.

Adana

Tufanbeyli: Ayvat, Çukurkışla, Doğanbeyli, Doğanlı, Bozgüney, Kayırcık, Kazıklı (Yeşilova), Kirazlıyurt, Ortaköy, Pekmezli, Polatpınar, Tozlu, Yamanlı, Elemanlı.

Kadirli: Araplı (Döğenli), Aşağıbozkuyu, Aşağıçiyanlı, Azatlı (Avşarlar), Ciğcik, Çaygeçit, Çiçeklidere, Hardallık, Tekelli, Yoğunoluk, Karabacak, Karaömerli, Kızılömerli, Yukarıbozkuyu, Yukarıçiyanlı, Esenli, Kiremitli, Tozlu, Anberinarkı, Kabayar, Soysallı, Çukurköprü.

Kozan: Acarmantaş, Akçalıuşağı, Anavarza (Dilekkaya), Arslanlı, Karahoroz, Kocakışla, Otluk, Delihasanlı, Gaziköy, Ayşehoca, İdem, Karacaören, Koyunevi, Yassıçalı, Ilıca, Ağzıkaraca, Çukurören, Işıklı, Topallar, Deliler, Hacıbeyli, Camızağılı.

Hatay

Hassa: Hacılar, Tiyek, Söğüt, Karafakılı, Ardıçlı, Akbez, Küreci.

Kırıkhan: Ceylanlı, Aktutan, Güzelce, Karataş.

Dörtyol: Yeniköy, Payaslı, Sayköy.

Belen: Merkez, Gedik.

Kırşehir

Merkez: Karakurt, Sevdiğin.

Kaman: Sarıömerli, Köşker, Karamusa, Demirli, Hacımirza, Karaova.

Çiçekdağı: Demirli, Beşikli, İbikli, Hacıhasanlı, A.Hacıahmetli, Y.Hacıahmetli, Hüseyinli, Arabın.

Yozgat

Boğazlıyan: Büyüktaf, Küçüktaf.

Şefaatli: Rızvan (Bağyazı), Dedeli, Deliler, Recepli.

Sivas

Merkez: Herekli, Gündüz, Nadir.

Şarkışla: Kapaklıpınar.

Gürün: Höyüklüyurt, İhsaniye, Nadiroğlu, Akdere.

Artvin

Merkez: Boyalı.

Ardanuç: Beratlı.

Kars

Sarıkamış: Boyalı.

Ardahan

Merkez: Hoçuvan (Hasköy)ve bağlı köyler

 

Kayseri’ye gelip yerleşen Avşar obaları: Avşarlı, Gökçe, İmamkulu, Kozanlı, Köçekli, Recepli, İmanlı, Akçaali, Bahrili, Beydenizli, Civanşir, Çöplü, Deliler, Dodurlu, Sarıfakihli, Hacıivazlı, Herikli, Hobalı, Karabulak, Mahmudoğlu, Saruhanlı, Sarısintli, Selmanlı, Şerefli, Taşoğlu, Torun, İsalı, Karaşeyhli, Tecirli.[146]

Avşarlar, Anadolu Türkmenleri içerisinde en geç yerleşmeye razı olduklarından, Toros Dağları’nın verimsiz topraklarında, diğer yerleşik nüfusa nispeten fikir düşmüşlerdir. Reform ordusu, Avşar aşiret ruhunu silmek, göçebelik döneminin kötü hatıralarını yok etmek için; yerleşik hayatta köylü olarak sulh içinde üretim hayatına geçmelerini uygun görmüştür. Diğer yanda Sivas, Maraş havalisinde Ermeniler’in çoğunlukta bulunduğu yerleşim merkezlerinin arasında; Saibeyli’den öte Kayseri-Sarız arasında; Avşar ismiyle değil, Avşar oba ve aile isimlerine göre köylerde oturmalarına, dolayısıyla kümelenip il tutmalarına izin verilerek Ermeni isyanlarına karşı bir güvenlik unsuru olmaları düşünülmüştür.

Devlet, Avşarlar’a hesap yapmadan, el işaretiyle sadece bölge göstererek onlara yerleşmelerini istemiştir. O sebepten iskanın ilk 10-15 yılı oldukça karışık geçmiştir. Akraba olanlar, aynı obadan olanlar, aralarında özel dostluklar bulunanlar aynı köye veya birbirlerine yakın köylere yerleştirilmişlerdir. Yeni kurulan köylerin isimleri de bu zamanlarda verilmeye başlanmıştır. Fakat devlet tarafından aşiret ismiyle anılan köy ve mahalle kurmaları yasaklanmıştır. Bunun en büyük amacı ise, göçerliklerini, yani Avşar Türkmeni olduklarını unutturmaktır.

Avşarlar nüfus bakımından diğer Türkmenlere nazaran daha kalabalık olmalarına rağmen, dağlık, dar ve verimsiz bölgelere yerleşmek mecburiyetinde kalmışlardır. Toplu olarak ise Kayseri’nin Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza ilçeleri ile bunlara bağlı yüz civarında köye yerleşmişlerdir. Yayla yöresine gidenlere Çukurova’ya gitmek; Çukurova yerleşenlerinin ise yay yörelerine gitmeleri yasaklanmıştır.

Bu karışık dönemin ardından Avşarlar yaylada ilk kışlarını geçirmeye başlamışlar; ilk birkaç yıl içinde hastalıktan soğuktan ölenler ve telef olan hayvan sürüleri oldukça çoktur. Duvar ustası, demirci, kalaycı gibi zanaatkarları Saimbeyli Ermenilerinden sağlamışlardır. Sabanla çift sürmeyi, ekin biçmeyi, tırmık çekmeyi ve bostan ekmesini ise 93 muhacirlerinden öğrenmişlerdir.

İskandan sonra 1877-78 Türk-Rus savaşına katıldıklarını görüyoruz. Türk İstiklal Harbi esnasında Avşar vatanseverlerinin, Toros Dağları’nda kümelenmelerinden dolayı ortaya koydukları kahramanlık hareketleri milli iradenin eşsiz örnekleri arasındadır. Onlar Enver Paşa komutasında Sarıkamış harekatına katıldıkları gibi güney cephesinde de Osman Tufan Paşa’ya yardımcı olmuşlardır. Tufan Paşa “Avşar aşireti temiz bir Türk kabilesi olup Aziziye mıntıkasında ziraatçilik yapar, silahını iyi kullanır, kuvvetli bir aşiretti.” diyor. Avşarlar Toroslarda Ermeni ve Fransızlara karşı Gizik Duran emrinde savaşmışlardır.[147] Onlar bu savaşlarda bütün varlarını savaşta harcayarak tamamen fakir düşmüşlerdir.[148] Avşarların bu derece Kuvay-ı Milliye hizmetinde bulunmaları; onların şecaatinin yerleşik hayata geçişte, mili kahramanlığa dönüşmesi olarak görülebilir.

Günümüzde köylerde halen tarım ve hayvancılıkla uğraşan Avşar Türkmenleri, dağ köylüleri olarak ihmal edilerek yoksulluğa terkedilmişlerdir. 2500 yıldır Türk isminin ulaştığı her yere giderek devletler ve hanedanlıklar kuran, Türk’ün adaletini Sirderya ve Mısır arasındaki bütün bölgelere götüren, Anadolu’yu Türk-İslamlaştırmada en büyük gayreti gösteren aşiret sanki bunlar değil. Bin yıl evvel Orta Asya’da nasıllarsa, Anadolu’da da aynı kalmışlar, geleneklerini ve kültürlerini çok iyi şekilde muhafaza etmişler, taklit ve yozluğa sapmayarak Türkmenliklerini, Yörüklüklerini ve Avşarlıklarını korumuşlardır. 1970’li yıllarda çok sayıda Avşar Türkmeni de Avrupa’ya işçi olarak gitmiştir ve bu sayede iktisadi durumları da eskiye nazaran hissedilir ölçüde düzenlenmiştir. Yüksek tahsil yapanların çoğalmasıyla birlikte, bürokraside de varlıklarını hissettirmeye başlamışlardır.

1980 öncesi saflıklarından dolayı çok az da olsa yıkıcı akımların kandırdığı Avşar gençlerini görmemizin mümkünatı varken; günümüzde kendi benliklerini tamamen bulmuşlar ve Türk Milliyetçileri olarak yerlerini alarak diğer Türkmen boylarına da örnek olmuşlardır. Rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer; Avşar Türkmenleri’ne hayranlığını her fırsatta dile getiriyordu ve Türkmen boyları arasında boy şuuruna sahip tek Oğuz – Türkmen boyu olarak da Avşarları gösteriyordu.

Fakat bilhassa son 10 yıl içerisinde Türkiye’de meydana gelen büyük değişme ve yozlaşma Avşar Türkmenlerini de tehdit etmektedir. Bilhassa özentiyle başlayan bu kültür yozlaşması, Avşar büyüklerinin tedbirler almaması durumunda büyük bir çöküntüye doğru gidebilir. Fakat her şeye rağmen Türklüklerinden ve Türk Milliyetçiliğine olan sevgilerinden taviz vermesinin de beklenmeyeceğine inanmaktayız.

Günümüzde en yoğun olarak bulundukları Kayseri’de çok büyük bir güç halinde ağırlıklarını koymuşlardır. Kayseri’de Dadaloğlu Vakfı ve Dadaloğlu Derneği, Adana, Ankara ve Mersin’de kurulan dernekler vasıtasıyla konferanslar, sempozyumlar ve diğer kültürel faaliyetlerde bulunarak Avşar Türkmenleri arasında birlik ve beraberliği oluşturmaya çalışmaktadırlar. Dadaloğlu Vakfı’nın sempozyumları artık milletlerarası seviyede yapılmaktadır ve yurdumuzun seçkin ilim adamlarının yanında Türk dünyasının da önde gelen isimleri de bu sempozyumlara katılmaktadır. Her yıl Eylül ayının ilk haftasında Tomarza İlçesi Dadaloğlu (Özlüce, Taf) Kasabası’nda Dadaloğlu Şenlikleri düzenlenmektedir. Aynen eski zamanlarda yaşadıkları gibi ve halen Orta Asya’da yaşatılan gelenekler gibi Türkiye’nin bir çok yerinden Avşar Türkmenleri buraya akın edip birbirleriyle kaynaşma imkanı bulmaktadırlar. Yine Adana’da bulunan Avşar Kültürünü Araştırma Derneği (AKAD) yörede faaliyetlerde bulunmaktadır.

 

Avşar Obaları ve Yerleştikleri Yerler

 

Önceden Memlük hakimiyetinde yaşayan Avşarlar Osmanlı egemenliğinde onlara tamamen bağlı kalmadılar. Bunun muhtelif sebepleri vardır. Bir kere Türkmenlere rağbet eden ve Osmanlılar’ın aksine onlara itibar gösteren Safeviler’e katılmak için İran’a gitmeleri bir yana; Avşarların güç verdiği dulkadirliler’in Osmanlı egemenlğine girmesiyle devlet Avşarların nüfusunu eritmek istemiş, bu amaçla onlara baskı yapmış ve İran’a gitmelerine sebep olmuştur. Ayrıca bölgenin önemli ticaret yolu üzerinde olması ve hac kafililerinin burdan geçmnesi sebebiyle, Osmanlılar burada nüfusu fazla olan Türkmenler’i toprağa bağlayarak itaat altına almak istemiştir. Halbuki konar-göçer için bir yere bağlanmak ekip biçmek söz konusu olamazdı. Onlar hayvanlarına bakmak için yazın yaylalara kışın ise soğuktan etkilenmeyecekleri yerlere göçmek zorundaydılar. Uzun süre onların bu hayatına ses çıkarılmamışsa da Osmanlı Devleti’nin artık bir imparatorluk haline gelmesiyle; yeni fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi,boş arazilerin tarıma açılması ve özellikle Celali isyanları sonucu harab olan Anadolu’nun bir çok yerinin mamur edilmesi gerekiyordu. Yine ticaret yollarının ve yerleşim güvenliği; halkın mal ve can güvenliğinin garanti altına alınması da icab ediyordu. Diğer bir husus da vergi meselesiydi. Göçerler köylü ve çiftçi sınıfına girmediği için kayıtlı olanlar ise sürekli yer değiştirdiklerinden takibi güçleşiyordu. Kayıtlı değillerdi ve bu yüzden vergi vermiyorlardı. Buna karşılık devlet Celaliler’in açtığı yarayı kapatmaya çalışıyor, hem de savaşlara giriyordu. Celali isyanları sırasında devlet yönetiminden hoşnut olmayan köylü ve çiftçiler de isyana katılarak üretici olmaktan çıkıyorlardı ki bu olay devlet gelirine büyük darbe vuruyordu. Savaşlar dolayısıyla çekilen asker sıkıntısı da işin başka bir yönüydü.

Avşarların nüfusunun fazlalığı ve tarihte önemli roller oynamış olmasının gelecekte bir tehlike arzedebileceği; toplu halde bulunmalarının avantajı ile güç birliği kurarak Suriye ve İran’da gözlendiği gibi devletleşme eğilimine girebileceği endişesi ile yerleştirilmesi ve imparatorluk sınırları içinde dağıtılmaları hedeflenmiştir.

Böylece Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri iskan konusuna dikkat edilmişse de özellikle 16 ve 17.yy’da bu işe dikkatle eğilmiş ve sonraki yüzyıllarda ise daha sert davranarak kanlı tedbirlere dahi başvurmuştur.

Ancak bu gibi iskan yerleri özellikle Rakka suyu kıt olduğu için zamanla Türkmen oymakları için bir sürgün yeri olarak kullanılmış ve aşiretlerin tehdit edildiği bölge olarak kullanılmıştır. Bu da iskanın isabetsizliğini gösterir.

Bu iskan siyaseti sonucu Avşarlar durmadan bölünerek küçük topluluklar halinde çok geniş coğrafya içinde yerleştirilmişler ve başka Türkmen gruplarına dahil edilmişlerdir. Bu parçalanmanın sonucu artık 16.yy son yarısında diğer boylarda görüldüğü gibi Avşarların başında eski boy beği aileleri yok olmuş, yerlerini obaları idare eden ağa ünvanlı kethüda aileleri almıştır.Bu Kethüda idaresindeki Avşarlar, zamanla çoğalıp eskiden bağlı oldukları oymak adlarını atarak kendi adlarını veriyorlardı. Böylece yeni obalar teşekkül ederken bağlı oldukları büyük Avşar oymaklarının takibi de zorlaşmaktadır. Ayrıca Avşarlara ait bir çok yer adı da böylece silinmiştir.

Diğer bir husus bu bölünmeler sonucu Avşarlar’ın arasına başka boylardan Türkmenler karıştığı gibi, onların arasına kendileri de karışıp eriyordu.

Avşarlar’ın başındaki boy beği ailelerinin ortadan kalkmasıyla  bu ailelelrin torunları olduklarını savunan topluluklar ortaya çıkmıştır. Neticede bu bölünmeler sonucu Avşarlar bir çok oba ile temsil edilmişlerdir. Ayrıca bir çok Türkmen toplulukları içinde de görülmektedirler.

OYMAKLAR

Avşar – Avşarlı Türkmeni – Bay Avşar – Deliler – Civanşir – Torun

AŞİRETLER

Avşarlı – Bahrili – Bahrül Avşar – Celayir – Gündüzlü – Herikli – İmam Kulu

Karagündüzlü – İmanlı – Karaşeyhli

CEMAATLER

Avşarlı – Avşar Yörüğü – Avşar Karamanlı – Avşar Recepli – Büyük Avşar - Küçük Avşar – Akçaali – Arap Hasanlı – Avşar Delek – Avşar Bedin - Aydoğmuş – Avşarcık – Avşar Türkmeni – Bağbı Altun – Bahrili – Beğdenizli - Boynu Kısalı – Bucak – Cuylu – Çöplü – Civanşir – Deliler – Dodurlu – Ekber - Çiğdem – Faydalı – Genceli – Gökçe – Gündüzlü – Hacı Avşarlı – Hacı İvazlı - Herikli – Hobalı – Hoca Fakihli – İmam Kulu – Haliloğlu – Halilpaşa Oğlu - Hacı Mustafa Beyli – İmanlı – İmamca – İsalı – Kocanallı – Kara Avşar  - Karabulak – Karagündüzlü – İbrahimbeyli – Karaşeyhli – Karamusalı – Kazıklı - Karalı – Kızıl Süleymanlı – Köpekli – Köseli – Köse Davut–Köse Ahmet Kucur - Kütüklü – Mahmudoğlu – Öksüzlü – Musacalı – Nacak – Recepli – Selmanlı - Sarıhacılı – Sarıhanlı – Sekiz – Sarı Sintli – Senir – Sis – Sofular – Şanlı - Şerefli – Tapkı – Taşoğlu – Tecirli – Torun – Tayif – Topracılı – Yaka Avşar.

 

 

TÜRKİYE DIŞINDA AVŞARLAR

 

Avşar Türkmenleri  Türkiye’nin hemen her yerine yerleştikleri gibi, Türkiye dışında da Balkanlar, Kıbrıs, Suriye, İran, Kafkasya, Afganistan gibi ülkelerde de yerleşmişlerdir. Anadolu’da özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu ‘da yerleşenler kürtleşmiştir. Örneğin; Sis Avşarları’ndan Dersim’e göç edenler Kürt, Sisanlı Aşiretini oluşturmuştur. Yine Dersim – Sivas arasında yerleşenler de benliklerrini kaybetmişlerdir. Bunun gibi Diyarbakır – Mardin’deki Kucur Avşarı ile, 1705’te Kars’a yerleşen Recepliler’de artık kürtleşmiştir.  Ayrıca Cevanşir, Köpekli, Karamanlı Avşarı ile daha bir çok Avşar obası zamanla kürtleşmiştir. Bugün hala Kürtler arasında Avşar adlı obalara  rastlamaktayız. [149]

Kıbrıs’ta yaşayan Avşar Türkmenleri’nin Kıbrıs’ın fethiyle yerleştirilenler ve 17. yy’dan sonra Osmanlılar’ın sürgün ettiği obaları oluşturmaktadır. Mesela Alparslan TÜRKEŞ (Aslen Pınarbaşı – Köşkerli Köyü), Fazıl Küçük (Aslen Sarız-Deliküçükler Köyü), Derviş EROĞLU gibi önemli şahsiyetleri görmek mümkündür.

İran’da Avşarlar nufus bakımından çoğunluğu oluşturmaktadır. Urmiye – Hamse – Hemedan – Kirman – Huzistan – Fars – Horasan  ve Tahran’da yaşamaktadırlar. Bugün en çok toplu olarak Kazvin – Hemedan arasında bulunan Afşar kasabasında bulunmaktadırlar ve kasabayı çevreleyen yüzün üzerinde Afşar köyü vardır. Kirman bölgesinde Berdisir, Nermasir, Ben ve Berzi Dağları’nda yaşarlar. Horasan’da Bocnurd ile Kuçan’ın güneyinde ve Sebzevar – Nişabur arasında bulunurlar. [150]Şii olan Avşarlar devlet tarafından bir çok baskıya maruz kaldıklarından seslerini duyuramamaktadırlar. İran Avşarları Karaklu-Ahmedlu, Papalu(Babalu), Kunduzlu(Gündüzlü), Çahar-Avşar, Avşarlu, Avşar Mohammed, Şıralı, Avşar Uşağı, Avşar Kermanlı gibi isimlerle anılmaktadırlar. [151]

Afganistan’da ise I. Abbas zamanında  yerleştirilenlerle Nadir Şah ordusundan kalma Avşarlar yaşamaktadır. Azeri Türkçesi konuşan ve nufusu az olan bu Avşarlar başkent Kabil yakınlarında [152] Avşardepe ve Nanikçi bölgelerinde oturmaktadırlar. Avşar Bala (yukarılar) ve Avşar Payın (aşağılar). Gerat, Gazı, Karabağ, Darayı, Mezar-ı Şerif, Ağçe, Sibirgan, Bamıyan Çahar, Dehi, Gorband Taşkorgan ve Herat‘ta yaşamaktadırlar. [153] Nadir Şah'ın 1738'de Kabil'i terk ederken bıraktığı ihtiyat askerlerinin torunları olduğu belirtilen ve Herat ve Kabil'de yaşayan Kızılbaş Türklerin bugünkü sayılarının 400.000 olduğu tahmini bulunmaktadır. World Population (Moskova, 1981) adlı esere göre ise, Afganistan Türkmenleri'nin nüfusu 300.000, Afşar ve Kızılbaş Türkleri'nin nüfusu ise 30.000'dir. 18. yüzyılın başlarında Nadir Şah'ın İran'dan getirdiği Afşar Türkleri'nin bugünkü nüfuslarının 10 bini bulduğu söylenmektedir. Bu nüfusun 2.500'ü Nahakçi ve Tepe köylerinde yaşamaktadır. Nadir Şah bölgedeki hakimiyetini pekiştirmek için Azeri Türklerinden de bazı grupları getirmiş ve bu Afşar Türkleri'nin arasına yerleştirmiştir. Bu sebeple Afganistan'da yaşayan Afşar Türkleri'nin ağız özellikleri Azeri Türkçesine oldukça yakındır.[154] Şii mezhebinden  olan Afganistan Avşarları yerleşik hayatı seçmiş, ticaret ve sanat faaliyetleri ile uğraşmaktadırlar ve bütün geleneklerini muhafaza etmektedirler. 1813’te İngiliz – Hint Hükümeti tarafından Türkistan’a gönderilen Mir İzzetullah Anyhoy’da Rahmetullah Han Avşar ve Halefi Yulduz Han’ın hakim olduğunu bildirmişti ki her halde I. Abbas’ın gönderdiği Avşarlar’ın torunları olsa gerek.  Özbekistanda ise Hazarasp şehrinin yakınlarında Avşarlar oturmaktadırlar.

Bunlardan başka Irak’ta Türkmenler içerisinde Telafer bölgesinde Suriye’de Sacur Suyu boyları ile Halep ve çevresinde Azerbaycan’da (Karabağ) ve Ermenistan’ın Azerbaycan sınırına yakın yerlerinde yaşamaktadırlar. Bakü’nün yerleştiği Apşeron (Avşaran) adı da Avşardan gelmektedir.

Türkmenistan’da Ersarı, Göklen, Esgi ve Mürçeli boylarının içinde uruğ ve küçük tire adları şeklinde yer almıştır. Gızılarbat’taki bir dere ve Kerki dolaylarında Ovşarlık denilen bir oba da vardır. Yine Salur boyuna bağlı Garaman bölümü uruğlarıda mevcuttur.[155]

Balkanlar’a yerleştirilen Türkler arasında da önemli miktarda Avşar bulunmaktadır. Bunlar, Karamanlılar ile son dönemde sürgün gidenlerin bakiyeleridir.

Türkiye Avşarları’nın büyük bir kısmı Sünni’dir. Fakat az da olsa Alevi ve Şii olanları mevcuttur.


SONUÇ

 

Anadolu’nun kapıları 1071’de Türklere açıldı. Bu tarihten sonra yaklaşık 200 yılı  aşkın bir sürede ise Anadolu’nun Türkleşmesi sağlandı. Ancak bu zaman zarfında onlarca beyliğin ve devletin kurulması; boyların ve ailelerin hakimiyet mücadeleleri Türk birliğinin oluşmasını uzun süre engelledi. Anadolu’da Türkler bir çatı altında kısman de olsa Kanuni Dönemi’nde birleşti. Böylece Malazgirt’ten sonra Türkler yaklaşık 500 yıl sonra birleşmişlerdi. Ancak devletin zayıflamaya başlaması; dış tahrikler ve aşiretçiliğin yok edilmemesi Anadolu coğrafyasının dere beylerce tekrar parçalanmasını gündeme getirdi. Osmanlı’nın son devirlerde aldığı sert tedbirlerle ve Anadolu’nun kaybedileceği ihtimalinin ortaya çıkmasıyla tek yumruk olan Türkmen boyları, artık 20. yy’a girildiğinde birliğini sağlamış bulunuyordu.

Avşarlar’da ta ilk fetihlerle beraber hakimiyet mücadelesine katılmış, beylikler kurmuş, Anadolu’da yarışan 3 büyük Türk devletinde etkin faaliyetler göstermiştir. Gerek siyasi ve gerek kültürel açıdan Türk tarihinde önemli izler bırakan bu Türk boyu 19. yy’ın sonlarında, yüzyıllardır kan dökerek fethettikleri topraklara yerleşmişler ve Anadolu’nun Türk yapısını oluşturmuşlardır.


KAYNAKÇA

 

Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir III, Ankara 1991, III. Baskı.

Ahmet Bey Cevanşir, ”Karabağ Hanlığı’nın Tarihi”, TDAD, Sayı:69, Aralık 1990.

Akbıyık Yaşar, Milli Mücadelede Güney Cephesi, (Maraş), Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.

Altınay D. Refik, Anadolu’da Türk Aşiretleri, Enderun, İstanbul, 1989. 2. Baskı.

Anadol Cemal, Hazar Yükselirken, Orkun Yay. İstanbul.1192.

Aşkun Naci, “Tarih ve Bilim Kürtlerin Turanlı Olduğunu İspatlamakta”, TK, Sayı:229, Mayıs 1982.

Baykara Tuncer, Denizli Tarihi, İstanbul, 1969.

Bayur. Y. Hikmet, Hindistan Tarihi-3, T.T.K., Ankara, 1987., 2. Baskı.

Buharalı Eşref, Kıbrıs’ta  İlk Türkler veya Kıbrıs’ın Memlük Hakimiyetine Girişi, T.D.A.D., Sayı:95, Nisan 1997.

Cemsidov, Şamil, Kitab-ı Dede Korkud, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990.

Çay Abdulhaluk, Her Yönüyle Kürt Dosyası, Turan Kültür Vakfı, Ankara 1993.

Ebulgazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime (M. Ergin), Tercüman Yayınları.

Eröz Mehmet, Atatürk Milliyetçilik Doğu Anadolu, TDAV, İstanbul 1987.

Yörükler, TDAV, İstanbul, 1991.

Göktürk Hilmi, Kürtlerin Soy Kütüğü ve Boy Tarihi,Türk Kültürü Yayınları, İstanbul, 1978,

Gülensoy Tuncer, “Kütahya Bölgesinin Etnik Yapısı”, TDAD, Sayı:14, Şubat 1988.

Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları, T.D.A.V., İstanbul, 1989.

Halaçoğlu Yusuf, “Fırka-i Islahiye ve Yapmış Olduğu İskan”, TD Sayı:27, İstanbul 1973.

18. yy’da Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti, T.T.K., Ankara, 1991, 2. Baskı.

Hayrullah Efendi, Devlet-i Aliyye-i Osmani, I, (Zuhuri Danışman), Son Havadis, İstanbul 1971.

Işık Mahmut, Afşarlar Tarihi-Yetiştirdiği Şahıslar-Folkloru, Ankara, 1993.

Kalkan Emir, “Afşarlar”, TDAD, Sayı:19, Ağustos 1982.

Kartekin Enver, Ramazaoğulları Beyliği Tarihi, İstanbul, 1979.

Kırzıoğlı Fahrettin, Dede Korkut Oğuznameleri, İstanbul, 1952.

“Albanlar Tarihi Üzerine”, XI.TT Kongresi Bildirilerinden Ayrı Basım, Ankara 1994.

Kürt-Aras-Aran Kürtleri, 6. TT Kongresi Bildirilerinden Ayrı Basım, Ankara, 1966.

Kürtlerin Türklüğü, Ankara 1968.

Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi (1520-66), TTK, Ankara 1993.

Kıpçaklar,  T.T. K., Ankara, 1992.

Komisyon, Osmanlı İle Azerbaycan Hanlıkları Arası Münasebetler, Başbakanlık Arşivleri, Ankara, 1992.

Kopraman K. Yaşar, Mısır Memlükleri Tarihi, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1989.

Köprülü Fuad, Artukoğulları, İslam Ansiklopedisi, I.Cilt.

“Avşarlar”, İslam Ansiklopedisi II, İstanbul 1979.

Köymen M. Altay, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK, Ankara, 1989.

Laziboğlu Halit, “İran’da Ne Kadar Türk Vardır, Nerelerde Otururlar?”, TK, Sayı:212, Mayıs 1980.

Merçil Erdoğan, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, T.T.K., Ankara 1991.

Mirza Bala, “Çerkezler”, İslam Ansiklopedisi III, İstanbul 1988.

Necip Abdülhamidoğlu, “Afganistan Türkleri”, TK, Sayı 229, Mayıs 1982.

Noyan Bedri, Kürt Sözü ve Kürt Türkleri Hakkında, T.K., Sayı:245, Ankara 1983.

Oder Kerim, Azerbaycan, Boğaziçi, İstanbul, 1982.

Orhonlu Cengiz, Osmanlı İmparatorluğu Derbend Teşkilatı, Eren, İstanbul, 1990, 2. Baskı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskanı, Eren, İstanbul, 1987.

Ögel Bahaddin, Türk Mitolojisi-1, T.T.K., Ankara, 1993, 2. Baskı.

Özdemir Ahmet Z., Avşarlar ve Dadaloğlu, Dayanışma, Ankara, 1985.

Özergin, M. Kemal, “XIV.yy’da Türk Dünyası”, Milli Eğitim ve Kültür Dergisi, Sayı:22, Ankara, 1983.

Öztuna Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi II, Ötüken, İstanbul, 1983.

Devletler ve Hanedanlar III, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.

Sevim Ali, Ünlü Selçuklu Komutanları, TTK, Ankara, 1990.

Süleyman Sabri Paşa, Van Tarihi ve Kürt Türkleri, (Gaye Gamzeoğlu), TKAE, Ankara 1982, III. Baskı.

Sümer Faruk, “Avşarlar”, TDAD, Sayı:62, Ekim 1989.

“Avşarlılar İran’da Hüküm Sürmüş Bir Türk Hanedanı”, TDAD, Sayı:41, İstanbul 1986.

“Ramazaoğullarına Dair Bazı Yeni Bilgiler”, TDAD, Sayı:33, Aralık 1984.

Oğuzlar, TDAV, İstanbul 1992, 4. Baskı.

Safevi Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesinde Anadolulu Türklerin Rolü, TTK, Ankara 1992, II. Baskı.

Tekindağ Şahabettin, “II. Bayezıd Devrinde Çukurova’da Nüfuz Mücadelesi”, Belleten XXXI, Sayı:123, İstanbul 1967.

“Karamanlılar”, İslam Ansiklopedisi VI, İstanbul 1988.

Terim Şerafettin, Kafkas Tarihinde Abhazlar ve Çerkezlik Mefhumu, İstanbul 1976.

Togan Z. Velidi, Oğuz Destanı, İstanbul 1971.

Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, Enderun, İstanbul 1981, II. Baskı.

Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun, İstanbul 1981, III. Baskı.

Turan Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Boğaziçi, İstanbul 1984, II. Baskı.

Türkay Cevdet, Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak Aşiret ve Cemaatler, Tercüman Yayınları, İst. 1979.

Uzunçarşılı İ.Hakkı, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi II, Türkiye Yaynıevi, İstanbul 1948.

Anadolu Beylikleri ve....T.T.K., 4. Baskı, Ankara 1988.

Varlık M. Çetin, Germiyanoğulları Tarihi, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Ankara 1974.

Yınanç Refet, Dulkadır Beyliği, TTK, Ankara 1989.

Yurtsever Cezmi, Ermeni Terör Merkezi Klikya Kilisesi, İstanbul, 1983.

 

 

 



[1] Faruk SÜMER, Oğuzlar(4.b.), İstanbul 1992, s.14

[2] Faruk SÜMER, “Avşarlar”, TDA Sayı:62, Ekim 1989, s.119

[3] Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk (Besim Atalay), Ankara 1986, s.54

[4] Faruk SÜMER, Oğuzlar, TDAV Yayınları, İstanbul, 1992, 4. Baskı, s.201.

[5] Z. Velidi TOGAN, Oğuz Destanı, İstanbul, 1971, s.50.

[6] Faruk SÜMER, a.g.e., s.171.

[7] Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakima, Tercüman Yayınları, s.50.

[8] Fuat KÖPRÜLÜ, “Avşar”, İslam Ansiklopedisi II, İstanbul, 1979, s.28.

[9] Z. Velidi TOGAN, a.g.e., s.50.

[10] Bahaddin ÖGEL, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1993, II. Baskı, s.339.

[11] Serdar ATDAEV,”Türkistan, Yakın ve Ortadoğu Ülkelerinde Avşarlar”, Milli Folklor Derg. Yaz 1998

[12] Oraz YAGMUR, Türkmenistanlı Şair, 27-28 Eylül 2002 Hazar Şiir Akşamları ELAZIĞ

[13] Derleme Sözlüğü, TDK Yayını, I. Cilt, Ankara 1993, 2. Baskı, s.74.

[14] Fahrettin Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, s.205.

[15] Bahattin Ögel, a.g.e., s.362-363.

[16] Faruk SÜMER, Oğuzlar, Ankara 1980, (3. Baskı) s.208.

[17] Bahattin Ögel, a.g.e., s.363.

[18] Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s.46.

[19] Faruk SÜMER, “Avşarlar”, TDA Sayı:62, Ekim 1989, s.119

[20] Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk (Besim Atalay), Ankara 1986, s.54

[21] Faruk SÜMER, Oğuzlar, TDAV Yayınları, İstanbul, 1992, 4. Baskı, s.201.

[22] Z. Velidi TOGAN, Oğuz Destanı, İstanbul, 1971, s.50.

[23] Faruk SÜMER, a.g.e., s.171.

[24] Ebul Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakima, Tercüman Yayınları, s.50.

[25] Fuat KÖPRÜLÜ, “Avşar”, İslam Ansiklopedisi II, İstanbul, 1979, s.28.

[26] Z. Velidi TOGAN, a.g.e., s.50.

[27] Bahaddin ÖGEL, Türk Mitolojisi I, TTK, Ankara 1993, II. Baskı, s.339.

[28] Serdar ATDAEV,”Türkistan, Yakın ve Ortadoğu Ülkelerinde Avşarlar”, Milli Folklor Derg. Yaz 1998

[29] Derleme Sözlüğü, TDK Yayını, I. Cilt, Ankara 1993, 2. Baskı, s.74.

[30] Fahrettin Kırzıoğlu, Kıpçaklar, TTK, Ankara 1992, s.205.

[31] Bahattin Ögel, a.g.e., s.362-363.

[32] Faruk SÜMER, Oğuzlar, Ankara 1980, (3. Baskı) s.208.

[33] Bahattin Ögel, a.g.e., s.363.

[34] Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s.46.

[35] Ebulgazi Bahadır Han, a.g.e., s.61.

[36] Kırzıoğlu, Albanlar Tarihi  Üzerine  XI. T.T. Kongresi, Bild. Ayrı Basım, Ankara 1994, s.26.

[37] Kırzıoğlu, Kürtlerin Türklüğü, Ankara, 1968, s.35.

     Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar III., Ankara, 1990, s.126.

[38] Kırzıoğlu, Kür-Aras-Aran Kürtleri, 6. TT Kongresi Bild. Ayrı Basım, 1966, s.385.

[39] Kırzıoğlu, Anı Şehri Tarihi, Ankara, 1982, s.14.

[40] Cemal ANADOL, Hazar Yükselirken, İstanbul, 1992, s.66.

[41] Şerafettin TERİM, Kafkas tarihinde Abhazlar ve Çerkezlik Mefhumu, İstanbul, 1976, s.98.

[42] Şamil CEMŞİDOV, Kitab-ı Dede Korkut, Ankara 1990, s.51.

[43] Osmanlı Belgelerinde Azerbaycan Hanlıkları, Başbakanlık Arşivi Yayınları, İstanbul, 1992, s.19.

[44] Naci AŞKUN, Tarih ve Bilim, Kürtlerin Turanlı Olduğunu İspatlamakta, TK Sayı: 229, s.448.

[45] Avşar Maddesi, Meydan Larousse, Cilt I, s.122.

[46] Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1976,s.46

[47] Fuat Köprülü, Avşar Maddesi, İslam ansiklopedisi

[48] Köprülü, “Artukoğulları”, İslam Ansiklopedisi I, s.617.

[49] Refet YINANÇ, Dulkadıroğulları Beyliği, Ankara, 1989, s.7.

[50] Togan, “Azerbaycan”, İslam Ansiklopedisi II, İstanbul 1979, s.101.

[51] Köprülü, “Avşar”, İslam Ansiklopedisi II, s.29. Aksungur’un Kıpçak olduğu ileri sürülmüştür. (Sevim,Ünlü Selçuklu Komutanları, s.72), Sümer ise Zengi’lerin kesinlikle Avşar olmadığı kanaatindedir. (Avşarlar, TDAD, s.122).

[52] Ali SEVİM, Ünlü Selçuklu Komutanları, Ankara, 1990, s.73-83

[53] M. A. KÖYMEN, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara 1993, s.295-96

[54] Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi II, İstanbul, 1983, s.105.

[55] Köprülü, a.g.m., s.29.

[56] Kerim ODER, Azerbaycan, İstanbul, 1982, s.31-32.

[57] Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1992, s.201-203.

[58] F.KIRZIO/LU;Yukari Kür ve Çoruk Boylarinda Kipçaklar, Ank.1992,s.385

[59]Naci ASKUN,"Tarih ve Bilim Kürtlerin Turanli Oldugunu Ispatlamakta", Türk Kültürü Der..Mayis 1982,sayi 229,s.448.

[60] M.Kemal ÖZERGIN; "14.yy'da Türk Dünyasi", Milli Egitim ve Kültür Dergisi,S.22,Ank.1983

[61]Rafet YINANÇ, Mesut ELIBÜYÜK; Maras Tahrir Defteri I. Ank.1988.s.17. : Rafet YINANÇ; Dulkadirli Beyligi, Ank.1989, s.7  : M.Kemal ÖZERGIN; a.g.m.

[62]Faruk SÜMER; Oguzlar, s.149. : Faruk SÜMER;Karakoyunlular,s.31

[63] Şehabettin TEKİNDAĞ, “Karamanlılar”, İslam Ans. VI, İstanbul, 1988, s.317.

[64] Sümer, a.g.e., s.204.

[65]Nevzat KÖSEO/LU; Türk Dünyasi Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düsünceler, Ist.1990, s.112.

[66] Sümer, “Ramazanoğullarına Dair Bazı Yeni Bilgiler”, TDAD, Sayı:33, Aralık 1984, s.1.

[67] Öztuna, a.g.e., s.18.

[68] [68]Yılmaz ÖZTUNA;Büyük Türkiye Tarihi II.İst.1983,s.24 : Fuat KÖPRÜLÜ;Osmanlı Devletinin Kurulusu,Ank.1991(4.b.) s.35 : Tuncer GÜLENSOY;"Kütahya Bölgesinin Etnik Yapısı", Türk Dünyası Tarih Dergisi ,14 subat 1988. Hayrullah Efendi, Devlet-i Aliyye’i Osmaniyye I, İstanbul 1971, s.96. Germiyanlılar’ın Harzemli oymaklarından olmaları itibariyle onları Kıpçak saymışlardır. Ancak bugün Afyon’un Dinar ilçesindeki Avşarlar halen Horzum adıyla da anılırlar ki Germiyanlılar’ın Avşar olduğuna bir delildir.

[69] N.Ç. Varlık, Germiyanoğulları Tarihi, Ankara 1974, s.3.

[70] N.Ç. Varlık, a.g.e., s.93.

[71] Osman TURAN, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984, s.514.

[72]UZUNÇARsILI; a.g.e.s.55-57

[73]Tuncer BAYKARA; Denizli Tarihi,Ist.1969. s.30-34

*Denizli Acipayam Ilçesi Kumafsar Kasabasinda Karaagaç Baba'nin türbesi bulunmaktadir ve yöre halkinin çok deger verdigi bir evliya olarak görülmektedir.

[74] Eşref BUHARALI, “Kıbrıs’ta İlk Türkler veya ....”, TDAD, Sayı:95, s.104.

[75] Erdoğan MERÇİL, “Alaiye Beyliği”, TDV, İslam Ans II, İstanbul 1989, s.333.

[76] Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas Ellerini Fethi, Ankara 1993, s.102.

    İ. H. UZUNÇARŞILI, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi II, s.10,171.

[77] Uzunçarşılı, s.g.e., s.171.

[78] Sümer, Sefavi Devleti’nin Kur. ve Gel. Anadolulu Türklerin Rolü,  Ankara 1992, s.95.

[79]Faruk SÜMER;"Avsar", Diyanet Islam Ans.IV.Ist.1991, s.160

[80]Faruk SÜMER; Safevi Devletinin Kurulus ve Gelismesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ank.1976,s.98-100.

[81]Fuat KÖPRÜLÜ;"Avsar",Islam Ans.II.Ist.1979.s.28.

[82]Faruk SÜMER; Oguzlar,Ank.1980 (3.b.)s.286-288.

[83] M.K., ÖZERGİN, “XIV. yy’da Türk Dünyası”, Milli Eğitim ve Kült. Derg., Sayı:22, Ankara 1983, s.64.

[84]Fuat Köprülü: a.g.e.

[85]F.SÜMER; Oguzlar, s.290.

[86]Fehamettin BASAR; "Avsarlar", Dogustan Günümüze Islam Tarihi, Çag Yayinlari, s.562.

[87]KÖPRÜLÜ: a.g.e.

[88]Faruk SÜMER; "Avsarlar", Türk Dünyasi Arastirmalari Dergisi 62, subat 1988, s.132-133.

[89] Mahmut IŞIK, Avşarlar Tarihi Yetiştirdiği Şahıslar Folkloru, Ankara 1963, s.45-46.

[90]Mahmut ISIK; a.g.e.45-46

[91]Nevzat KÖSEOGLU; Türk Dünyasi ve Türk  Medeniyeti Üzerine Düsünceler,Ist.1990,s.511-512

[92]Faruk SÜMER;"Afsarlar/ Iran'da Hüküm Sürmüs Bir Türk Hanedani",Türk Dünyasi Ar. Der.41,Ist.1986,s.128

[93]Emir KALKAN; a.g.e..38

[94]F.SÜMER; "Afsarlar"Türk Dünyasi Ar.Der.62,Subat 1988,s.134

[95]F.SÜMER; "Avsarlilar" , Diyanet Islam Ans.IV.Ist.1991, s.165-166.

[96]Fehamettin BASAR; "Avsarlar", Dogustan Günümüze Islam Tarihi, Çag Yayinlari, s.562.

[97]Halid LAZIBOGLU;"Iran'da Ne Kadar Türk Vardir, Nerelerde Otururlar", Türk Kültürü Dergisi,Mayis 1980, Sayi 212

[98]Memduh YAGMUR; "Faruk SÜMER'in Gözüyle Avsarlar", Türk Dünyasi Tarih Dergisi,Kasim 1996, s. 19.

[99]Kerim ODER; Azerbaycan, Ist.1982, s.33.

[100] Şamil CEMŞİDOV, a.g.e., s.51.

[101]Basbakanlik Arsivleri Komisyon; Azerbaycan Türk Hanliklari Ank.1992, s.8.

[102]ODER;a.g.e.s.31-33.

[103]ODER; a.g.e., s.60.

[104]Ahmet Bey Cevansir; "Karabag Hanligi'nin Tarihi" (Yusuf Gedikli), Türk Dünyasi Ar. Der. 69.Aralik 1990. : Basbakanlik Arsivleri Komisyon; a.g.e. s.18 : Yilmaz ÖZTUNA; Devletler ve hanedanlar II. Ank.1989. s.75. : Samil Cemsidov; Kitab-i Dede Korkut, Ank.1990,s.44.

[105]Basbakanlik Arsivleri  Komisyonu; a.g.e. , s.21

 

[106]F.KIRZIGLU; Kipçaklar, Ank.1992,s.205.

[107]F.KIRZIOGLU; Kür-Aras,Aran Kürtleri,Ank.1966, s.385   : Muharrem BAYAR; "Ebedi Türk Yurdu Karabag", Yeni Düsünce Gazetesi.21 Temmuz 1992

[108] Sümer, “Avşarlar”, TDAD, s.123.

[109] Enver KARTEKİN, Ramazanoğulları Beyliği Tarihi, İstanbul 1979, s.42-43.

[110] Tekindağ, “II. Beyazıd Devrinde Çukurova’da Nüfuz Mücadelesi”, Belleten XXXI, Sayı:123, s.345.

[111] Sümer, Karakoyunlular, İstanbul 1982, s.99.

[112]Fuat KÖPRÜLÜ; a.g.e.

[113]F.SÜMER; Oguzlar, Ank.1980 (3.b.) s.266.

[114] Mehmet ERÖZ, Atatürk-Milliyetçilik-Doğu Anadolu, İstanbul 1987, s.251.

[115] K.Y. KOPRAMAN, Mısır Memlukleri Tarihi, Ankara 1989, s.84-85.

[116] Kopraman, a.g.e., s.171-172.

[117] Sümer, a.g.e., s.209.

[118] Tekindağ, a.g.m., s.352.

[119]F.SÜMER; "Avsarlar" s.123-124.

[120] Köprülü, a.g.m., s.36.

[121] Sümer, Oğuzlar, s.210.

[122] Sümer, a.g.e., s.210.

[123] A. Refik ALTINAY, Anadolu’da Türk Aşiretleri, İstanbul 1989, s.82.

[124] Cengiz ORHONLU, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İsyanı, İstanbul 1987, s.59.

    Sümer, “Avşarlar”, TDAD, s.127.

[125] Cezmi YURTSEVER, Ermeni Terör Merkezi,Kilikya Kilisesi, İstanbul 1983, s.110.

[126] Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Derbent Teşkilatı, İstanbul 1990, s.106.

[127] Altınay, a.g.e., s.145-147, 176,177,186,187,214-215.

[128] Emir KALKAN, “Afşarlar”, TDAD, Sayı:19, Ağustos 1982, s.62.

[129] Sümer, Oğuzlar, s.214.

[130] Yurtsever, a.g.e., s.111.

[131] Yurtsever, a.g.e., s.176-177.

[132] Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir III, Ankara 1991, s.110-111.

[133] Yusuf Halaçoğlu, Fırka-i Islahiye ve Yapmış Olduğu İskan, TD Sayı:27, İstanbul 1973, s.2.

[134] A. Cevdet Paşa, a.g.e., s.137-139.

[135]Ahmet Cevdet Pasa; Tezakir III, s.140

[136]Tahir Kutsi MAKAL; Halbilim veEdebiyat, ‹st.1990, s.96

[137] Cevdet Paşa, a.g.e., s.184-188.

[138]KALKAN; a.g.e.

[139] Emir KALKAN, a.g.m., s.70.

[140] Mehmet ERÖZ, Yörükler, İstanbul 1991, s.258.

[141] Mirza Bala, Çerkezler, İslam Ans. III, İstanbul 1988, s.380.

[142] A.Z.Özdemir, Avşarlar ve Dadaloğlu, İstanbul 1985, s.45-46.

[143] Cevdet Paşa, a.g.e., s.157-158.

[144] A.R. Yalkın, Cenupta Türkmen Oymakları II, Ankara 1977, s.188.

[145] Özdemir, a.g.e., s.50-51.

[146] Cevdet TÜRKAY, Osm. İmp.’da Oymak Aşiret ve Cemaatler, muhtelif sayfalar.

[147] Özdemir, a.g.e., s.35.

[148] Yaşar Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990, s.154.

[149] Hilmi GÖKTÜRK, Kürtlerin Soy Küyüğü ve Boy Tarihi, İst.1978,s.143-149

[150] Halid LAZİBOĞLU”İran’da Ne Kadar Türk Vardır, Nerelerde Otururlar”,Türk Kültürü Mayıs 1980,Sayı 212

[151] Serdar ATDAEV,”Türkistan, Yakın ve Ortadoğu Ülkelerinde Avşarlar”, Milli Folklor Derg. Yaz 1998

[152] Kıyameddin Rai” Afganistan Tükleri”, Doğu Türkistan Dergisi. Ağustos 1990, Sayı 22

[153] Serdar ATDAEV,”Türkistan, Yakın ve Ortadoğu Ülkelerinde Avşarlar”, Milli Folklor Derg. Yaz 1998

[154] http://www.turkolog.org/default.asp?PG=41

[155] Soltanşa ATANİYAZOV “Türkmen Boylarının Geçmişi, Yayılışı, Bugünkü Durumu ve Geleceği”, BİLİĞ  Sayı 10, 99 Yaz