GİRİŞ

 

TÜRKMENİS­TAN

 

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsız­lığı­na ka­vuş­­­­an (27 Ekim 1991) Türkmenistan, Orta Asya'nın güneybatısında yer alır. Kuzeyinde Ka­za­kis­tan, kuzeydoğusunda Özbekistan, güneyinde Afganis­tan ve İran, batısındaysa Ha­­zar Denizi boyunca Azerbaycan bulunmaktadır. 1996 sayımına göre nü­­fusu 4.566.800'dür. Yüzölçümü 488.100 km²'dir. Baş­­­kenti Aş­kabat'tır. Diğer önem­li şehirleri, Marı (Merv), Türk­­­­menbaşı (Kras­no­vodsk), Daş­hovuz, Çärcev, Ne­­bitdağ, Köneürğenç ve Ker­ki'dir. Amuderya, Murğap, Tecen ve Etrek önemli ne­­hirleridir. Yağmurun çok seyrek yağdığı ve kurak bir iklimin hâkim olduğu Türk­menistan top­raklarının büyük bir kısmı çöllerle kaplıdır.

Ülkede Türkmenlerin dışında Azerîler, Karakalpaklar, Ka­zak­lar, Özbek-ler, Ta­­tarlar ve Ruslar yaşamaktadır.

 

TÜRKMENLER

 

Öbür Türk boyları gibi uzun yıllar göçebe bir hayat süren Türkmenler, Oğuz gru­­­buna mensup Türk boylarındandır. Teke, Yomut, Ersarı, Sarık, Sa­lır, Gök­­­­­leñ ve Çovdur en büyük Türkmen kabileleridir.

Bir zamanlar Orta Asya'nın değişik yerlerinde birlikte yaşayan Oğuz grup­la­rı­, Moğol istilâsı ve başka sebeplerden dolayı göç etmeye başlamış; bir kısmı Ma­­ve­raünnehir, Ho­ra­san ve Man­gışlak civarında kalırken diğerleri Ba­tı'ya yö­ne­le­rek Azerbaycan'a ve A­na­dolu'ya yerleş­miş­­lerdir. Bu göçten son­ra Ha­­zar öte­sin­de kalan Oğuz ka­bi­leleriyle A­zer­baycan ve Anadolu'ya yerleşen di­ğer Oğuz ka­bi­leleri ayrı yurtlarda yaşamak zorunda kalmış, zamanla kül-türle­rin­de ve dil­le­rin­de fark­lı­lıklar meydana gelmiştir.

Yaklaşık yetmiş yıl Rus egemenliği altında yaşayan günümüz Türk-menleri, bir­­çok olumsuz şartlarla karşılaşmalarına rağmen temelde örf ve â­det­le­ri­­ni ko­ru­­ya­bilmişlerdir.

Genelde boyları uzun olan Türkmenler, yarı göçebe bir hayat sürdükleri için sağ­­l­ıklı vücut yapısına sahiptirler. Hür ve serbest yaşamayı severler. Te­miz kalp­li­lik ve misafirperverlik, onların önemli özelliklerindendir.

 

 Türkmenler, aileye önem verirler. Göçebe hayat sürenlerde erkek, çoğunlukla atı­­na ve sürüsüne bakmakla meşgûl olur; kadınlarsa evin diğer bütün işlerinde ak­tif bir görev üstlenirler. Yerleşik hayat tarzını benimsemiş olanlarda ise, aile­nin ge­çi­minin sağlanması için yapılan işlerde kadına oranla erkek daha ak­tif ko­num­­da­dır.  

 

TÜRKMENCE

 

Türkmence, Oğuz grubu Türk yazı dillerinden biridir. Oğuz grubunda yer alan di­ğer yazı dilleri şunlardır: Türkiye Türkçesi, Aze­r­îce, Gagavuzca.

 

Türkmence, Çağa­tay­ca­nın tesirinde gelişmiş bir yazı dilidir. Bu sebeple Türk­çenin doğu kolunda yer alan yazı dillerine ait özellikler de taşır. Meselâ; Ba­tı Türk­çesinin diğer kol­la­rın­da kelime ba­şında "v-" bulunduran kelimeler Türk­­men­cede, "b-"lidir: baar "var", bar- "git­mek", ber- "vermek".

 

Türkmencenin kelime hazinesini, Türkçe kökenli keli­me­le­rle Arap­ça, Fars­ça ve Rusça kelimeler oluşturmaktadır.

 

Türkmence, ana Türkçedeki aslî uzunlukları en iyi koruyan Türk yazı dilidir (Te­­kin 1975: 80). Ancak bu uzunluklar, yazıda gösterilmemektedir.

 

Türkmencede aslî uzun ünlülerin yanı sıra dolaylı uzun ünlüler de vardır. Bun­­lar, Türkmence kelimelerin ikinci veya daha sonraki hece­le­rin­de bulu­nur (Az­­mun 1990: 90). Dolaylı uzun ünlüler de yazıda gösterilmez.

 

Türkmenler, yazılı edebiyatlarının başlangıcından (18. yüzyıl) 1928'e ka­dar Arap, 1928-1940 yılları arasında Lâtin, 1940'tan sonra da Kiril al­fa­be­sini (bk. Şe­­kil-1) kullan­mış­lardır.

 

Türkmenistan Meclisi, 12 Nisan 1993 tarihinde aldığı bir kararla Lâtin al­fa­be­­sini esas alan yeni Türkmen alfabesine geçmeyi kabul etmiştir. Bu ka­ra­ra göre ye­­­­­ni alfabe, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren resmen kullanılmaya baş­lanmış; da­ha sonra alınan bir kararla birkaç harfte değişiklik yapılarak     1 Ocak 2000'de bü­tü­­nüyle Lâtin alfabesine (bk. Şekil-2) geçil­miş­tir.

 

TÜRKMEN ALFABESİ (KİRİL)

KİRİL

LÂTİN KARŞILIĞI

KİRİL

LÂTİN KARŞILIĞI

KİRİL

LÂTİN KARŞILIĞI

À à

A a

Ë ë

L l

Õ õ

H h

Á á

B b

Ì ì

M m

Ö ö

Ts ts

 â

V v

Í í

N n

× ÷

Ç ç

à ã

G g (Ğ ğ)

Š ª

Ñ ñ

Ø ø

Ş ş

Ä ä

D d

Î î

O o

Ù ù

Şç şç

Å e

E e (Ye ye)

‹ «

Ö ö

Ú ú

Ayırma

ˆ ¨

Yo yo

Ï ï

P p

Û û

I ı

Æ æ

J j

P p

R r

Ü ü

İnceltme

‰ ©

C c

Ñ ñ

S s

Ý ý

E e

Ç ç

Z z

Ò ò

T t

­

Ä ä

È è

İ i

Óó

U u

Þ þ

Yu yu

É é

Y y

Œ¬

Ü ü

ß ÿ

Ya ya

Ê ê

K k

Ô ô

F f

 

 

Şekil-1

 

YENİ TÜRKMEN ALFABESİ (LÂTİN)

LÂTİN

KARŞILIĞI

LÂTİN

KARŞILIĞI

LÂTİN

KARŞILIĞI

A a

A a

J j

C c

R r

R r

B b

B b

Ž ž

J j

S s

S s

¡

Ç ç

K k

K k

† ¦

Ş ş

D d

D d

L l

L l

T t

T t

E e

E e

M m

M m

U u

U u

Ä ä

Ä ä

N n

N n

… ¥

Ü ü

F f

F f

Ň  ň

Ñ ñ

W w

V v

G g

G g (Ğ ğ)

O o

O o

Œ y

I ı

H h

H h

„ ¤

Ö ö

Ý ý

Y y

I i

İ i

P p

P p

Z z

Z z

Şekil-2

TÜRKMEN EDEBİYATI

 

İkinci Dünya Savaşına Kadar Türkmen Edebiyatı

 

Türkmenler, yazılı edebiyatlarının ortaya çıkışından önce zengin bir söz­lü ede­biyat geleneğine sahipti­ler. Bu sözlü edebiyatın ürünleri; başta des­tanlar ol­mak üzere masallar, ata söz­leri, bilmeceler ve "aydım" denilen tür­külerdi.

Klâsik Türkmen edebiyatının ilk orijinal örneklerini, devrinin oldukça aydın bir şahsiyeti olan büyük Türkmen şairi Mahtum­ku­lu ver­miş­tir. Aslında Mah­­tum­ku­lu'dan önce de şiir yazan Türkmen şairleri var­dı. An­cak bun­­lar şiir­le­ri­ni Çağa­tay­cayla kaleme almışlardı.

Mahtumkulu (1733-1783)'nun, Türkmencenin edebî dil olarak ortaya çık­ma­sın­da ve gelişmesinde önemli rolü olmuştur. "Pırağı" mahlâsını kul­la­nan şair, Türk­men kültürünün zenginliklerine şiirlerinde geniş yer vermiş ve Türk­men­ce­nin ifade imkânlarını genişletmiştir.

Mahtumkulu, kendinden sonra yetişen Türkmen şairlerinden Seydi, Ze­lili ve Mol­lanepes'i; Karakalpak şairlerinden de Berdak, Acınıyaz, Gün­ho­ca ve Öteş gi­bi şahsiyetleri etkile­miştir.

Türkmen klâsik edebiyatının Mahtumkulu'dan sonra yetişen en önemli tem­sil­cileri şunlardır: Seydi, Zelili, Mollanepes ve Kemine.

Türkmen şairleri, Ekim devriminden önceki yıllarda daha ziyade halk şi­iri tar­zında eserler vermekteydiler. 20. yüzyıl başlarının halk şairleri olan Su­han Övez­berdi-Körmolla, Bayram Şahır ve Durdı Gılıç; Türkmen klâsik e­de­biyatı ör­neklerinin birçoğunu zihinlerine yerleştirmişlerdi. Bu halk şa­ir­le­ri, düğünlerde, zi­yafetlerde ve şölenlerde sadece kendi şiirlerini okumakla kal­mıyorlar, aynı za­man­da Türkmen edebî mirasından fay­da­la­narak bu mi­rasın örneklerini halk ara­sın­da yaymada önemli bir görevi de yerine ge­ti­riyor­lar­dı.

Yeni Türkmen edebiyatına ait ürünler, 1920'li yıllarda verilir. 1924 yılı ba­şın­dan itibaren, daha sonra düzyazı türünde başarı gösterecek olan Berdi Ker­ba­ba­yev'in, Garaca Burunov ve Yakup Nasırlı'nın şiirleri Türkmenistan ga­ze­tesinin say­falarında görül­meye başlar. Bu şairler, daha sonraki yıllarda Tok­mak dergi­sin­de de şiirlerini yayımlayacaklardır.

Gazete ve dergilerde şiirlerini yayımlayan diğer şairler ise şunlardır: O­raz Täç­nazarov, Hocanepes Çarıyev, Ata Nıyazov, Şalı Kekilov, Aman Ke­kilov, Aman­durdı Alamışov, Hoca Şükürov ve Ruhı Alıyev.

Otuzlu yıllarda da şiir, edebiyatın temel ve en büyük kolu olma özel­li­ği­ni ko­rur. Devrin şairleri, diğer konuların yanında köy ve kolhoz hayatına şiir­lerinde yer verirler. Zaman zaman şehir hayatını da tasvir ederler.

Otuzlu yıllarda yazılan birçok şiirde eski Türkmen hayatının sıkıntılarla do­lu olduğu, zenginlerin fakirleri ezdiği, kadınların esaret altında yaşadık­la­rı iddia edil­miştir. Yeni Türkmen hayatının, zengin fakir ayrı­mını ortadan kal­dıracağı için fakir insan kalmayacağı belir­tilmiş, kadınların esaretten kur­tularak hürriyet­le­rine kavuşacakları söylenmiştir.

Bu dönemde, sanatını biraz geliştiren Beki Seytekov, lirik ve epik tarz­da şi­ir­ler yazar. Gara Seyitliyev, şairane duyguları coşkuyla dile getirir.

Dönemin Rusça bilen şairleri, tanınmış Rus edebiyatçılarının eserlerini; bil­me­­yenler de Azerice, Özbekçe, Tatarca gibi diğer Türk yazı dilleriyle ortaya ko­nul­muş eser­­leri okuyarak kendi şiirlerini güçlendirmeye çalışırlar.

Buna rağmen Türkmen şiiri, 1930-1940 yılları arasında sık sık mey­da­na ge­len değişikliklerin, uzun süren tartışmaların arasında kendine yer bula­ma­mıştır. Ni­te­kim 1940 yılında yapılan İkinci Yazarlar Kongresi'nde Türk­men edebi­ya­tı­nın eksiklik­leri üzerinde durulmuş, genç şair ve yazarların gev­şek olduğu ileri sü­rül­müştür. 

Öte yandan rejimin yanında veya karşısında olanlar mücade­lesi 1930-1940'lı yıl­larda iyice kızışmış, hapse atılan şair­lerin bir kısmı sonradan salı­ve­ril­miş, bir kıs­mı ise yok edilmiştir. Örnek olarak 1937 yılında hapsedilen şair­lerden Hoca­ne­pes Çarıyev, 1941 yılında yok edilmiş; Oraz Täçnazarov ise, önce hapsedilip va­tandaşlıktan çıkarılmış, daha sonra da 1942 yılında re­jimin kurbanı olmuştur.

Eli kalem tutan kıymetli insanların sindirilmeye çalışılması ve bir kıs­mı­nın yok edilmesiyle, Türkmen kültürüne büyük darbe indirilmiştir.

Bu kargaşa ortamında B. Kerbabayev, Hakııkat adlı denemelerini ve Ay­ğıtlı Ää­dim "Kararlı Adım" romanının birinci kitabını; A. Nıyazov, İñ Soñ­kı Giice "En Son Gece" adlı hikâye kitabını; A. Durdıyev Meret, Bağtlı Yi­ğit "Bahtlı Yi­ğit"; A. Govşudov Vatan Oğlı, Cuma; G. Burunov'la B. A­ma­nov Keymir Kör; T. Ese­nova ise Şemşat adlı eserlerini yazmışlardır.

Bu dönemde Rus ve Batılı sanatçılardan A. S. Puşkin'in, L. Tolstoy'un, M. Gor­­ki'­nin, V. Ma­yakovski'nin, Shakespeare'in, Cervantes'in eserleri Türkmence­ye ter­cüme edil­miştir.

Bazı eserler yayımlanmış olsa bile otuzlu yıllar, Türkmen edebiyatının dur­gun­luk dönemi olarak nitelendirilmektedir.

 

İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkmen Edebiyatı

 

Türkmen şair ve yazarlarının birçoğu İkinci Dünya Savaşı'na katılır. Bun­lar­dan Nurmırat Sarıhanov, Şalı Kekilov, Ata Nıyazov ve Ahundov Gür­genli ha­yat­larının en verimli çağlarındayken savaş sırasında ölürler.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazılan ilk şiirlerde, düşmanların savaşa yö­ne­lik faaliyetleri ve onların kötü niyetleri işlenirken; savaş sırasın­da ya­zı­lan­larda düş­manların nasıl yenilgiye uğratıldıkları ve savaşanların ne gibi yi­ğit­likler gös­ter­dikleri dile getirilmiştir.

Savaşın getirdiği hareketlilik, daha önceki şiir­lerde görülen durgun­lu­ğu, di­dak­tikliği az da olsa gidermiş ve bu yıllarda Türkmen edebiyatı akıcı şiir­ler ka­zan­mıştır. Öte yandan Moskova'nın bütün dikkatleri İkinci Dünya Sava-şı'nda yo­ğun­laş­tığı için şairler, biraz serbest düşünme fırsatı bulmuşlar; bunun ne­ti­ce­sinde şi­ir, kaybettiği izi tekrar bularak kendi tabiî seyrine yönel-meye baş­la­mıştır.

Şiirde görülen bu gelişmelere nesirde de rastlamak mümkündür. B. Ker­ba­bayev'in Atasınıñ Oğlı "Babasının Oğlu"; H. Ismayılov'un Bääs­deş­ler "Yarış­çı­lar", İki Ataanıñ Bir Oğlı "İki Babanın Bir Oğlu" gibi hikâ­ye­le­rin­de savaşın iz­le­ri belirgindir. Bu eserler, devrin en iyi hikâyeleri olarak ka­bul edilmektedirler.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında edebî tenkit güçlenmiş, edebiyat öğreti­mi­ne da­ha çok önem verilmiş, tercüme çalışmaları da artmıştır. R. Alıyev, A. Kekilov, B. Garrıyev, M. Köseyev ve G. Ahundov gibi kimselerin ede­bi­yat öğretimiyle il­gi­li makâleleri yayımlanmış; Mollanepes'in Zöhre-Ta­hır’ının yanı sıra Türkmen ede­biyatının önemli iki romanı olan Ayğıtlı Ää­dim ve Mähri-Vepaa Rusçaya ter­cü­me edilmiştir.

 

 

İkinci Dünya Savaşından Sonra Türkmen Edebiyatı

 

Savaştan hemen sonraki dönemin şairleri olarak Beki Seyte­kov, Çarı Aşı­rov, Aman Kekilov, Gara Seyitliyev, Haldurdı Dur­dıyev, Gurbandurdı Gur­ban­sä­hedov ve Tovşan Esenova'nın adlarını anmak gerekir. Bunların ba­zı­sı aynı za­man­da nesir türünde eserler de vermişlerdir.

Bu dönemde şairler; savaşın ürkütücü atmosferini, barış ve huzurun ö­ne­mini şi­irlerinde dile getirmişlerdir.

Savaştan sonra Rehmet Seyidov, lirik şiirler yazmayı sürdür­ür. Aman Ke­ki­lov ve Çarı Aşırov epik şiire yönelirler. Pomma Nur­berdiyev ve Ata Ata­canov, Türk­men toprağı ile onun gayretli insanlarını canlandırırlar. Ru­hı Alıyev, gezip gör­düğü yerlerle ilgili şiirler yazar.

1950 yılı başlarında tanınmaya başlayan şairlerden Mämmet Seyidov, epik şi­ire; Allaberdi Hayıdov ise, lirik şiire yönelir. Kerim Gurbannepesov, da­ha çok as­ker hayatını şiirleştirmiştir.

1956-1966 yılları arası, çağdaş Türkmen şiirinin çok parlak bir dö­ne­mi­dir. Si­yasî imajı ve çizgileri birinci plânda tutan, sadece şekilde millîliğe do­kunma­yan ve özde millî renkleri solduran rejim, bu yıllarda biraz yu­mu­şa­mıştır. Döne­min şairleri, rejim veya rejimin tepesindeki adamın anlatıldığı ku­ru şiir­lerden kıs­men kurtulup; yaşadıkları ülkenin dokularını, halkın gön­lün­deki zenginliği ve in­celiği duyarlı bir  sembolizmle  şiirleştirme  fırsatı bul­muşlardır. Bu kalem sa­hip­leri, bir taraftan da Türkmencenin değişik im­kân­larına şiirlerinde yer vermiş­ler­dir. Örnek olarak ustaca yapılmış söz tek­rar­larına, kelimelerin asıl anlamının dı­şındaki değişik manalarına, deyimlere ve ata sözlerine şiirlerinde yer vererek sa­nat­larını zenginleştirmişlerdir (Gel-diyev 1992: 11, 18).

Şairler, daha önceki dönemlerde kısa şiirler yazıyorlardı. Artık "poe­ma" de­ni­len uzun şiirler de görülmeye başlar. Aman Kekilov'un Söyği "Sev­gi" adlı ro­ma­nı manzumdur. Ata Atacanov, Guşğı Galası "Guşğı Ka­le­si" adlı uzun şiirini ka­leme alır. Bazı şairler, içinde yaşadıkları top­luluk­la­rın hayatlarıyla ilgili şiirler ya­zarlar. Bu eserlerde hayatın acı ve tatlı yanları göz­ler önüne serilir ve can­lan­dı­rılan kişiler, ruh dünyalarıyla birlikte oku­yu­culara verilmeye çalışılır.

 

Türkmen şairleri, bu dönemde gezip gördükleri ülkelerle ilgili şiirler de ya­zar­­lar. Bu konuda yazılmış eserlerden Ruhı Alıyev'in Türkiye, Fransa ve İtal­ya'y­la ilgili şiirlerini içine alan Dünyää Ayağa Galyaar "Dünya Aya­ğa Kalkıyor" (1962) adlı kitabıyla Gara Seyit­liyev'in Hindistanıñ Gülleri (1960) adlı kitabını an­­mak gerekir.

Klâsik Türkmen şairlerinin çok işlediği sevgi teması, bu dönemin şi­irin­de de yay­gındır.

Artık Türkmen şiirinin teması çoğalmış, duygu yönü zenginleşmiş ve oku­yu­cunun hafızasından silinmeyecek özelliğe sahip örneklerin sayısı art­ma­ya baş­la­mıştır. Şairler, devir insanının olumlu-olumsuz bütün duy­gu­ları­nı en güzel bir şe­kilde ifade etmeye çalışmışlardır. Eski şairler, canlandır­dık­ları tiplerin daha çok dış görünüşlerini ele alırken yeni şairler, onların iç dün­yalarına yönelmişler ve iç [M1] zenginlik­lerini verebilmişlerdir.

Şairlerin iç diyalogları, duyguları ve düşünceleriyle yoğrulmuş lirik şiir­le­re ar­tık bu dönemde çok rastlanır. Bunlarda devir hakkındaki duygu ve dü­­şün­celer di­le getirilmiş; bu değer­lendirmeler lirik şiirde düşünce ahen­gi­nin güçlenmesine kat­kıda bulunmuştur. Artık Türkmen şiiri, yavaş yavaş çok sözlülükten ve tatsız ifa­delerden kurtulmaya başlamıştır.

1970'li yılların önde gelen şairleri; Kerim Gurbannepesov, Ata Ataca­nov, Ber­dinazar Hudaynazarov, Mämmet Seyidov, Allaberdi Hayıdov ve   A­man Ke­ki­lov'dur. Genç şairlerden ise Gurbannazar Ezizov, Annaberdi     A­ğa­bayev, H. Ku­lı­yev, Kakabay Ilyasov, A. Gurbannepesov ve Bayram Cüt­di­yev'in iyi şiirler yaz­dıkları; edebiyat eleştirmenlerince ifade edilmiştir.  

Kerim Gurbannepesov, Kırk (1967), Ayaal Bağşı "Kadın Ozan" (1972), Ba­har Poeması "Bahar Manzumesi" (1973), Ömür (1975), Toprak (1978), Menzil (1979); Berdinazar Hudaynazarov, Dövrüñ Depesin­dääki Aa­dam "Devrin Tepe­sin­deki Adam" (1967), Buysançlı Baş "Gururlu Baş" (1975),